Konu : Atatürk ve Cumhuriyet
Tarih : 26.11.1999
Hatip : Koray Darga

ATATÜRK ve CUMHURİYET

Koray DARGA-Zeki ALASYA-Burçin ORALOĞLU

26/Kasım/1999

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
Ne ağaç, ne kuş sesi, ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin
Gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
Ve dünya karanlıkta daha bizim
Daha yakın
Daha küçük kaldığı için
Ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
Evimize, aşkımıza ve kendimize dair
Sesler geldiği için.
Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi.
Okşayarak gülümseyen bıyığını
Seyrediyordu Kocatepe’den
Dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir.
Ve hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Şimali Garbide “güzelim dağları”,


Dağlarda tek tek
Ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam
Nasıl ve zaman geleceğini bilmeden
Güzel, rahat günlere inanıyordu...
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
Birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
Paşalar O’nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
Eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovasına atlayacaktı.

Gelişmiş insan topluluklarının bir devlet düzeni içinde yaşamaları, sosyolojik bir gerçek olarak kabul edilmektedir. Devletin var olduğu toplumlarda öyle bir güç mevcuttur ki, bu güç hukuk kurallarını koyar, yurdun savunmasını üstlenir, toplumun refahı için çalışır. İşte bu güç egemenliktir. Egemenliğin halkta olduğu devlet şeklinin adı ise “Cumhuriyet”tir. Cumhuriyette temel ölçü, egemenlik hakkına tüm ulusun sahip olması ve Devlet Başkanı ile diğer üst organlarda çalışacakların halkın seçimi yolu ile iş başına gelmeleridir.
Ulu Önder, 76. ncı yılını geçen hafta buruk bir acı ile kutladığımız Cumhuriyet Bayramımızı, bu görüşler içinde düşünmüş “Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir” diyerek Cumhuriyeti Türk Milletine, Türk gençliğine armağan etmiştir.
1918. Birinci Cihan Savaşının Osmanlı İmparatorluğu için sonun başlangıcını hazırlayan parçalanması, Yurdun işgali, Anadolu'nun tam ortası Ankara Bölgesinin umut olmasını sağlamıştı. Yurdu bağımsızlığına kavuşturmak için Türk halkının Mustafa Kemal 'in önderliğinde işgal güçlerine karşı baş kaldırması ile başlayan Türk Devrimi ile birlikte Türk tarihinde yeni bir dönem açılmış oluyordu. Osmanlı Devletinin enkazı üzerinde çağdaş bir devlet kurulamazdı. Bunun kurulamayacağı daha Sivas Kongresindeki halk egemenliğinin sağlanması ile anlaşılmıştı. Yepyeni bir devlet kurulacaktı. Türkiye Cumhuriyeti... Yapılacak iş reform değil, devrim olacaktı. Halkına güveniyordu, halkı da Mustafa Kemal’e.
ZEKİ ALASYA

GAZİ'YE İSTİDA
Bu yurt mahrum güzellikten, umrandan...
Köylülerin nasibi yok irfandan,
Ey kurtaran bizi zalim Yunandan!
Kurtar bizi daha bir birçok düşmandan!
Medeniyet, gerçi bize uzaktır,
Mefküremiz güneş kadar parlaktır,
Bütün millet yükselmeğe müştaktır:
Kurtar bizi cehaletten, noksandan!
Mektep, müze, darülfünun isteriz,
Terakkimiz her an koşsun isteriz;
Halkçılığa uyar kanun isteriz.
Kurtar bizi beynelmilel hüsrandan!
Sen dahisin, buna çoktan inandık:
Mefkuresiz rehberlerden pek yandık...

Garpta şarklı yaşayıştan usandık:
Kurtar bizi bu karanlık zindandan!
Göster şimdi ilmî, harsî hedefler
Alîm, şair, kumandan da hep asker
Her şey olur, yalnız iste, emir ver
Kurtar bizi meskenetten, hüsrandan.
Sürümüzde bir kurt çoban kalmasın,
Tepemizde gizli düşman kalmasın;
Düşmanların dostu hakan kalmasın;
Kurtar bizi bu yaldızlı yılandan!
Abdülhamit gerçi Kızıl Sultandır,
Buna nispet yine o bir insandı...
Çok masumlar feriasına aldandı:
Kurtar bizi artık kara sultandan!
Ziya GÖKALP

BURÇİN ORALOĞLU

O GELİYOR
Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Al yüzlü doğan güneş!
Takanın burnu nasıl Karadenizi yırtar;
Siz de bir anda böyle yırtınız uykunuzu,
Uyanın Samsunlular
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
Al yüzlü doğan güneş!


Bugün Çaltı burnundan gülerek doğan güneş.
Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular!
Uyumak ölüme eş,
Diriltin ruhumuzu.
Ufukta bir gemi var!
Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor?
Acaba yolu mu az, yoksa yükü mü ağır?
Bu gemi umut yüklü, inan yüklü, hız yüklü;
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor,
Bir baş ki, gökler gibi bir küme yıldız yüklü...
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.
Yıl, 1919
Mayısın on dokuzu.
Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuz.
Beklemek üzüntüsü her gönülden taşıyor.
Üzülmemek elde mi?
Hız yüklü, insan yüklü, umut yüklü bu gemi...
O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak.
O hız doldukça bütün damarlara kan gibi,
Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,
Ateşler püskürtecek uyuyan volkan gibi.
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten
Karardı gözlerimiz.
Koş, atıl, gemi, sana engel olmasın deniz.
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel,
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel...
Celal Sahir EROZAN


 A. KORAY DARGA
1919 yılının Mayıs ayında yakılan meşale sönmeyecek parlaklığında bir alev topuna dönüşerek “Tam Bağımsızlığını” elde etmek isteyen halkın sıcak savaşına başlangıç oldu. “Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır. Bu alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı, yurttaşın kanı ile sulanmadıkça düşmana bırakılamaz.”
Kurtuluş Savaşının başında şöyle diyordu:
“İstiklali tam, bizim bugün deruhte ettiğimiz vazifenin ruhu aslisidir. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı deruhte edilmiştir. Bu vazifeyi deruhte ederken, kabiliyeti tatbikiyesi hakkında, şüphe yok ki, çok düşündük. Fakat binnetice hasıl ettiğimiz kanaat ve iman, bunda muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz, böyle bir işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin irtikap ettikleri hatalar yüzünden, Milletimiz lafzan mevcut zannolunan istiklalinde, mukayniyet (kayıtlı) bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi cihanı medeniyette kusurlu gösteren neler mutasavver (tasarlanmış) ise, hep bu hatadan ve hep bu hataya tebaiyetten neşet etmektedir. (Bağımlı olmaktan doğmaktadır) Bu hataya tebaiyetin neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün kabiliyeti hayatiyesinden tecerrüt ve tebaüt etmesini mucip olabilir (yaşama yeteneğinden uzaklaşmasını ve soyutlanmasını gerektirebilir) Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya tabiyet yüzünden, bu evsaftan mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Alim, cahil bilaistisna tekmil efradı milletimiz, belki içinde mündemiç müşkülatı tamamen idrak etmeksizin, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta istiklali tamamımızın temini ve idamesidir.
İstiklali tam denildiği zaman, bittabi siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, hars ve ilah... her hususta istiklali tam, serbesti tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, mana-i hakikisi ile bütün istiklalin mahrumiyeti demektir.”
Türk Ulusu; kadını, erkeği, genci, yaşlısı, askeri, sivili bir bütün olarak, gelecek güzel günlerin umudu ile, güvendikleri Başkomutanın önderliğinde bir halk devrimini gerçekleştirerek, kayıplar vererek dünya tarihine bir destan yazdılar. İstiklal Savaşı, Türk vatanının bütünlüğü ve bağımsızlığını korumak yolunda atılan bir adım, bir ulusal davadır, bir egemenlik savaşıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında toplanan değişik kesim düşüncelerinin bir ortak ülkü içinde birleştirilmesi bir devrimdir. İzmir'in kurtuluşundan sonra İstanbul limanına demirlemiş zırhlıların bir vakitler Ulu Önder’in “Geldikleri gibi gidecekler” dediği şekilde Türk halkını selamlayarak gitmelerinin ardından Mustafa Kemal, bir akşam yemeğinin ortasında “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek devrimin son noktasını koymuştur.
 

BURÇİN ORALOĞLU

Bu sabah içimde bir tazelik var,
Bu seher, bu camdan giren gündüz ben!
Sokaktan yükselen bu şen naralar,
Bu camdan bakınan, bu güler yüz ben!
Nerde o dünkü ateşli nabız,
Nerde yastıkta kıvranan başım?
Bu sabah içimde çelikten bir hız,
Bu sabah en mutlu, en şen yurttaşım.
Az önce fecirle kaçan yıldızlar,
Başımdan yağıyor daha bol, gümrah.
Şimdi benliğimde bir bütünlük var,
İçimde bir âlem gizli bu sabah.
Bu millet, bu insan, adı sanı Türk;
Bu toprak, bu vatan, güzel Türkeli,
Bu tarih, bu onur, bu sihirli yük,
Bu Bursa, bu Konya, bu usta eli.
Bu eşsiz İstanbul, bu tek Edirne,
Bu örnek Kayseri, Sivas, Erzurum,
Bu Fırat, Menderes, Çoruh, Ergene,
Bu İzmir, Adana, Urfa, bu Çorum.
Bu başak, bu salkım, bu bağ,bu harman,
Bu bizim davarlar, bizim danalar,
Bu ocak, bu maden, bu dağ, bu orman;
Bu yiğit erkekler, yiğit analar;
Bu çetin, bu dönmez, bu sert bilekler,
Bu yanık çehreler, bu bizimkiler,
Bu ağaç, bu çiçek, bu çiğ, bu renkler,
Bu diller, bu sesler, ya bu ezgiler.
Bu ninni, bu ağıt, bu düğün, bu bar,
Bu zeybek, bu halay, bu güreş hep ben!
Bu sabah içimde bir tazelik var,
Bu ışık, bu gündüz, bu güneş hep ben!
Köprüden şahin uçtu, kanadı suya düştü.
Telli kavak ağlar anam, kareler bağlar anam.
Bu gök deniz nerede var?
Hangi ağaç verir bu meyvaları,
Bak kızlar eğildi gözlerime, omuzunda testileri
Tunç kızlar, sarı kızlar, veremli kızlar;
Beni bekliyorlar.
Ben Mustafa Kemal'im, içim yanıyor.
Anamı İstanbul'da kodum, koştum Anadolu'ya.
Ne yar sızısı, ne bacı acısı sarmış beni.
Vatandan gayri bir çiçek açmıyor avuçlarımın içinde
Gözlerimde yurdumun mor dağları şahlanır.
Ben Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal.
Amasya'dan gece geçtim, soğuk suyundan içtim,
Dağına taşına merhaba, dedim.
Cümlesi selamım aldılar.
Yeşilırmak boz akıyordu.
Karanlığa el attım, kalbim çarpıyordu.
Karanlıklar gözlerimden korkuyordu.
Sarı bal ışıklar çıkıyordu kirpiklerimden,
Yüreğim genişlemiş, açılmış memleketime;
Kollarım bütün Türkleri kucaklıyordu.
Ben Mustafa Kemal'im, kemal-i milletim.
Cumhuriyeti gençliğe emanet ettim.
Gençler, geleceğin ümidi sizdedir.
Bir başka diyarda aramayın beni;
Saçlarım bozkırda, gözlerim denizdedir.
Yeşil başımın tacı, yeşil benim kardeşim,
Anıt- kabrime çam dalları serpin.
Kuru toprak yaşamaz, kuru kafalar gibi,
Gençler, dağlara yükselin dağlar gibi.
Benim türküm Türkiye türküsüdür.
Dağ başını duman almasın artık,

Dereler boşuna akmasın.
Doğmuş güneş bir daha batmasın.
Senin türkün bizim türkümüzdür Atam.
Her zaman uğrunda ölürüz Atam.
Arif Hikmet PAR

 A. KORAY DARGA
Cumhuriyeti kurmaktan amaç, Türk toplumunu her bakımdan uygar ve demokrat bir yapıya kavuşturmaktı. Türkiye Devletinin hükümet biçiminin Cumhuriyet olduğunu 1.inci maddesinde belirleyen 1921 Anayasası: Türkiye Devletinin Büyük Millet Meclisince yönetildiğini daha Cumhuriyetin ilanından çok önce saptamış bulunmaktaydı. Kendisinin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi konusunda da şunları belirtmekteydi: “Sayın arkadaşlarım, Meclisin başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yeni görevini, Cumhurbaşkanı sanıyla, yine bu arkadaşınıza, bu güçsüz arkadaşınıza verdiniz. Bu seçim dolayıyla şimdiye dek benim için gösterdiğiniz sevgiyi, yakınlığı ve güveni bir kez daha göstermekle yüksek değer bilirliğinizi kanıtlamış bulunuyorsunuz. Yüce Meclise gönlümün bütün içtenliği ile teşekkür ederim... Ulusumuz, kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, Hükümetin yeni adı ile uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasındaki yerine yaraşır olduğunu, başaracağı işlerle kanıtlayacaktır... Ben, gördüğüm güven ve inana yaraşır işler görebilmek için pek önemli saydığım bir noktadaki gereksemeyi bildirmek zorundayım. O gerekseme, Yüksek Meclisin bana karşı olan sevgisini, güvenini ve yardımını sürdürmesidir. Ancak böylelikle ve Tanrının yardımı ile bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım... Her zaman, Ulusun sevgisine dayanarak hep birlikte daha ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve utkulu olacaktır.”
Mustafa Kemal Atatürk, düşüncelerini eylem olarak dile getiren, yine bu düşüncelerini zaman zaman sözlerle ortaya koyan bir düşünürdür. Öyle ki, yapmayı düşlediği devrimlerin 1919 dan çok önce beyninin kıvrımları arasında yer ettiğini görebilmekteyiz. İşgal altındaki yurdunu düşmanın kanlı çizmelerinin baskısından kurtararak ulusal bağımsızlığı sağlayacak, halk egemenliği ile toplumun yapısını değiştirecek, eğitim devrimi ile köklü bir değişim sağlayacak, laik sistem ile din ve devlet işlerinin ayrılmasını belirleyecek, Türk Ulusunun dünya ulusları arasındaki yerini belirlemeye çalıştığına ve tüm bunları ve günün ikilemleri arasında gerçekleştirdiğine tanık olmaktayız. Nitekim kendisi bu ikilemler arasında kalan arkadaşları hakkında şunları söylemişti: “Milli mücadeleye birlikte başlayan yolculardan bazıları, milli hayatın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet kanunlarına kadar gelen tekamülatında, kendi fıkriyat ve ruhiyatının ihatası hududu bittikçe, bana mukavemet ve muhalefete geçmişlerdir... Ben, milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekamül istidadını, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak peyderpey, bütün heyeti içtimaimize tatbik ettirmek mecburiyetindeydim.
“Bir ulusun yıkımlara uğraması demek, Ona göre o ulusun güçsüz, bakımsız, hasta olması demektir. Bunun için asıl kurtuluş, sosyal yapıdaki hastalığı bulmak ve iyileştirme yollarını aramakla elde edilir. Bilimsel yol izlenirse, sağlık gerçekleşebilir. Düşünceler anlamsız, mantıksız, safsatalarla dolu olursa, o düşünceler hastalıklıdır. Bir de toplumsal yaşayış akıldan, mantıktan uzak, faydasız, zararlı birtakım görenek ve geleneklerle dopdolu olursa yaşama felce uğrar, ilerleyemez, gelişemez... Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya bağlıdır. İlim ve fen alanında başarılı olmak buna bağlıdır. Uygarlığın yeni buluşları, bilimin olağanüstü başarıları, dünyayı değişmeden değişmeye sürükleyip durduğu bir dönemde, yüzyılların eskittiği köhne davranış ve düşünüşlerle, geçmişe saplanıp tapmakla, varlığımızı korumamız mümkün değildir... Bir ulusun varlığı, değeri, özgürlüğü ve bağımsızlığı eskiden yaptığı ve ileride yapacağı uygar eserlerle orantılıdır. Bu yol, yani uygarlık yolu üzerinde duraklayanlar, durup ta geriye bakıp imrenmek bilgisizliğinde bulunanlar, genel uygarlığın coşkun seli altında bir gün boğulup yok olacaklardır.”
O’na göre; “Bir ulus, varlığını ve haklarını korumak yolunda, bütün gücü ile bütün görünür görünmez güçleriyle ayaklanmış ve karara varmış olmazsa; bir ulus yalnız kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.” Atatürk, ulusal bağımsızlık savaşının yanı sıra ekonomik bağımsızlık savaşını da açarak ülkenin bütün zenginlik kaynaklarını ulus adına kazanabilmek amacıyla gereken tedbirleri almaya başlar. Ona göre siyaset ve askerlik alanındaki zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik kazançlarla taçlandırılmazlarsa ortaya çıkan zaferler ayakta kalamaz, tutunamaz ve sönüp giderler. Ekonomik bağımsızlık için özgürlüğün gerektiğini bilen Atatürk diyor ki, “Ülkemiz, bayındırlık bakımından olduğu kadar ulusumuz da düşünce özgürlüğü bakımından bütün dünyadaki ilerleme ve gelişmelerle kıyaslanınca biraz değil, çok geridir. Bizi bu gerilikten kurtaracak yol, insanlarımızı düşünebilen insanlar yapmaktır. Bireyler düşünür olmadıkça, toplulukları istenen yönlere, şunun bunun aklına göre, iyi ya da kötü yönlere sürüklemek kolay olur. Bireyleri ve toplumu özgür ve de bağımsız kılacak olan tabii eğitimdir. Eğitimdir ki, bir ulusu ya özgür, bağımsız, ünlü ve yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da tutsaklığa ve yoksulluğa sürükler. Ulusumuzun siyasal, sosyal yaşamında; ulusumuzun düşünce eğitiminde yol göstericimiz ilim ve fen olacaktır. İlim ve fennin oluşma yeri okuldur. Okulla, okulun verdiği ilim ve fenle Türk Ulusu, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle belirip güzelleşecektir. Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek uyarıcı ilim ve fendir. İlim ve fennin dışında bir uyarıcı aramak gaflettir, bilgisizliktir, sapıklıktır.”
Eğitimin başarıya ulaştırılmasında en önemli başarı, en önemli ilke laiklik ilkesinin yerleştirilmesiydi. Laiklik; Cumhuriyetçilik ile birlikte yeni devletin siyasal biçimini, Halkçılık ile birlikte toplumsal özelliklerini, Milliyetçilik ile çağdaş uygarlık seviyesini, Devletçilik ile ekonomik yapılanma bünyesinde toplayan en önemli ve en büyük devrim anlayışıydı Atatürk 'ün.... Laiklikten amaç; hukuk, eğitim, kültür alanlarını dinsel dogmaların denetiminden kurtarmaktı. Dinsel dogmalar, toplumun tüm yaşamını egemenliğine almış ve siyasal iktidar dine dayandırılmıştı. Din; yozlaşmış uygulamalar yüzünden, tutucu bir ideolojinin tekelinde kalmış, dini uygulamak isteyen yozlaşmış din adamlarının şahısları ve işlevleri dolayısıyla din ile devlet işlerinin ayrılması konusunda Atatürk ve arkadaşları ısrarcı bir politika izlemişlerdir. Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde hilafet kaldırılmış, tüm tekke ve zaviyeler ile türbeler kapatılmış, tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük yasaklanmıştır. Tüm bunlar gericiliğin kaynakları, cehaletin damgalarıdır. Türk Milleti, böyle müessese ve bunların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı da... Bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumunda olmaktan kurtarmak ve yükseltmek gereği olduğuna inanmaktayız. Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflar da sahne arasınlar.
Laiklik ilkesi içinde çıkarılan kanunların en önemlileri, kadın-erkek eşitliği konusunda kadına seçme ve seçilme hakkının bazı çağdaş Avrupa ülkelerinden çok daha önce tanınmış olması, kıyafet ve buna bağlı olarak şapka kanunlarının çıkarılmış olmasıdır.“Kıyafeti, medeni bir şekle dönüştürmek için kanun gerekmez. Millet karar verir, yapar. Yalnız Diyanet İşleri reisi, buna bağlı olarak imam, müftü ve hatipler vardır. Bu sınıfa ait özel kıyafeti tanırız. Bu işlerle görevli olmayanların aynı kisveyi giymeleri doğru değildir.”
Büyük Önder Atatürk'ün başında çıktığı şapka ile yurt gezileri, her yönü ile başarılı olmuş, vatandaşlar en ufak bir tepki göstermeden şapkayı benimsemişler, böylelikle bir inkılap tek bir giysi ile sağlanarak gündemdeki yerini almıştır. Yeryüzünde hiçbir inkılap bu kadar içtenlikle, anlayışla, isteyerek yapılmamıştır. Bu da Ulu Önder'e halkın sevgisi ve güveninden geliyordu.
Ekonomik alanlarda yapmış olduğu devrimler, o güne kadar ekonomisine önem vermemiş bir toplumun, bundan böyle ekonomik egemenliğinin ve bağımsızlığının sağlanarak meyvelerinden yararlanmak şeklinde özetlenebilir. “İlk yapılacak şey kendi kaynaklarımız, kendi imkanlarımızla işe başlamaktır. Ulusun gelişmesi, ülkenin bayındırlaşması için gerekli olan her şeyi dışarıdan alabiliriz. Dışarının yardımını uygun bulacağız, ama bağımsız kalmak hakkımızı ve yeteneğimizi her zaman koruyarak.”
En önemli ilkelerinden biri de Atatürk'ün Devletçiliği idi. Fertlerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutarak, büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını gözden uzak tutmaksızın, memleket ekonomisini Devletin eline almak. Kapitülasyonların kaldırılmaması, temettü vergilerinden muaf olmaları, gümrüklerimizin ellerinde bulunması gibi hususlar, Türk devletine vurulan ağır darbelerdi.
Bu durumun önüne geçecek olan da Atatürk'ün öne sürüp uygulama alanına koyduğu Devletçilik ilkesi ile sağlanabilecekti.
Türk dilini, Türk edebiyatını yaşatmak, kurtarmak için en önemli devrimlerinin başında harf inkılabı gelmektedir. Asırlardır Arap alfabesinin tekelinde kalmış yazı dili ile Arapça, Farsça egemenliğinin hüküm sürdüğü bir konuşma dilini gerçek Türkçe'ye ve Latin alfabesine dönüştürmek öyle kolay bir iş değildi. Okuma yazma seferberliğini başlatan Ulu Önder, gittiği her yerde okuma yazmaya olan ilgiyi görüyor, başlattığı bu devrimin en önde gelen görevlisi olmaktan ayrıca mutluluk duyuyordu.
Cumhuriyetimiz 10.cu yılını doldurmuştu. 29 Ekim 1933. Yer: Ankara hipodromu.


BURÇİN ORALOĞLU
Atam diyor ki:
“Türk Milleti, Kurtuluş Savaşına başladığımızın l5.inci yılındayız. Bugün, Cumhuriyetimizin 10.uncu yılını doldurduğumuz en büyük bayramdır. Kutlu olsun... Bu anda bütün Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım, az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarı Türk Milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıtası ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.
Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız. Daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda başarılı olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk Milletinin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Çünkü Türk Milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk Milletinin, yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir...
Şunu da emniyetle tebarüz ettirmeliyiz ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milletinin (3) tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli amacımızdır.
Türk Milletine çok yaraşan bu ülkü, onu bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendisine düşen medeni vazifeyi yapmakta, başarılı kılacaktır.
Büyük Türk Milleti, l5 yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok işlerimi işittim. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirisinde Milletimin hakkındaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli amaca tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Milleti’nin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda; bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile geleceğin yüksek medeniyet utkunda, yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk Milleti,
Ebediyete akıp giden her 10 senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şerefle saadetle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm Diyene....”

ZEKİ ALASYA

GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
Ben o yılların macerasından geldim,
Barut, toz ve ihtilaldi hepten.
Dolaklı, hilal bıyıklı süvarilerle,
Hüzünlü marşlar söyleyerekten
Bir davul zurna, bir üçlü, bir bayrak,
Saf çelik kılıçlar ata yadigarı,

Yorgun, söğütler, mahzun yollar, kağnılar
Göğsü tekmil düğmeli bir zabitin ardından
Bir yıldızlı tan yerine at sürerekten.
Derdini bilemedik,
Derman olamadık Gazi Paşa,
Sana hasretimiz can-ü yürekten.
Artık bir özge tarih oldu yaşadığımız;
Bozkırdan, mavzerden, kandan ve sesten
Namlular el pençe, süngüler pusuda.
Kalpağın, dolgun bıyıkların, kırbacın.


Bir sen kaldın, bir vatan kaldı,bir koşu
Bir macera kaldı dillere destan.
Bir gök kaldı mavi, bir kitap yeşil.
Gayri bundan geri bana ağlamak yaraşır.
Temmuzda bir serçe kalkar Sakarya’dan
Ağustosta kartal döner.
Günler uzar hasretle dışımızdan, içimizden
Bir kudretli kumandadır bakışın Paşam,
Geceler içinde parıltılarla yanar,
Ağlamak ne kelime ki bizlere.
Ankara'dan gelir geçer tirenim,
Bir gün olur elbet ben de binerim,
Varır toprağına yüzüm sürerim.
Biz vatan çocukları, Gazi Paşam,
Dilimiz takıldı kaldı;
Diyemedik.
Boynumuz bükülü kaldı;
Doyamadık.
Turgut UYAR

BURÇİN ORALOĞLU

ÖLÜMSÜZ ATAM İÇİN
Sen öldüğün zaman ben küçücüktüm;
Ardından günlerce ağladım Atam.
Dopdolu her zaman seninle gönlüm,
Unutmam ben seni, seni unutamam
Ardından günlerce ağladım Atam.
Kaç gece üst üste girdin rüyama,

Kıvılcım kıvılcım, ışık ışıktın.
Sandım ki nur yağdı küçük odama...
Güzeldin, iyiydin ve aydınlıktın,
Kıvılcım kıvılcım, ışık ışıktın.
Sen gittin gideli öksüz bu dünya,
Seni her anışta içimiz sızlar.
Sendin ışık veren güneşe, aya
Mahzun birer kandil şimdi yıldızlar.
Seni her anışta içimiz sızlar.
Yıllarca tarihe ışıklar saçtın
İnsandın, insandan üstün bir şeydin.
Destanlar yarattın, devirler açtın
Ölmeseydin Atam, sen ölmeseydin!...
İnsandın, insandan üstün bir şeydin,
Resmin başucumda asılı durur,
Hayalin dolaşır her gün odamda.
İnanamam öldüğüne gün olur,
Batmayan bir güneşsin hatıramda,
Hayalin dolaşır her gün odamda.
Dopdolu, dopdolu seninle gönlüm
Uzat da öpeyim nur ellerini.

Karşımda canlanmış gibi görürüm
O heybetli, tunç heykellerini.
Uzat da öpeyim nur ellerini.
Ümit YAŞAR
 

 A. KORAY DARGA

SENDENDİR ATATÜRK

Bugün yaşıyorsam
güler yüzle emin
tertemiz gökler altında
dağlarım denizlerimle dost
toprağımda dolaşıyorsam
ümitli memnun ve rahat
gecem gündüzüm hürse
damarlarımda kanım
tenler içinde canım
korkusuz yürürse
bulutlarımdan gözyaşı yerine
rahmet dökülürse
ekmeğim suyum tatlı
toprağım da türküm de bereketli
rüzgarlarım alabildiğine hürriyetli ise
bacamda tütünüm tütüyor
ölülerim huzur içinde yatıyor
ağacım dal sürüyor boy atıyorsa
görüyor, biliyor, inanıyorsam,
keyfimce gülüyor keyfimce ağlıyorsam
dün yokken bugün varsam
sendendir,
sendendir Atatürk.
Suat TAŞER

Cumhuriyetçilik, yeni Türk Devletinin temellerinin altında yatan devrimin siyasal görünüşüdür. Laik anlayışla, dinsel-geleneksel otoritenin yerine, ulus otoritesinin geçildiği siyasal yeni düzen, Cumhuriyetçilikle ifadesine kavuşmuştur. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet düzeni, özgürlük ve egemenlik ilkeleri üzerine dayanıyordu. Atatürk, bir toplumda özgürlüğün, adaletin, eşitliğin dayanağı olarak ulusal egemenliği görmüş, Cumhuriyet bu anlayışın siyasal mekanizması olarak ortaya çıkmıştır. Atatürk'e göre, “Cumhuriyet rejimi, demokrasi sistemi ile idare olunan Devlet şeklidir. Biz Cumhuriyeti kurduk, O 10 yaşını doldururken, demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe tatbikata koymalıdır.”
Cumhuriyetin 10.uncu yılında söylenen bu sözleri 76.ıncı yılında da özgürlük içinde söyleyebiliyorsak, ne mutlu bizlere, Ne Mutlu Türküm Diyenlere ...
Yararlanılan Kaynaklar:
• Nutuk Mustafa Kemal Atatürk
• Atatürk Devrimi ve Temelleri... Bedia AKARSU
• Atatürk Emre Kongar
• Atatürk ve Demokrasi... Ahmet Mumcu
• Atatürk Albümü.. Türk Silahlı Kuvvetleri
• Atatürk Şiirleri Antolojisi