1

T.C.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

ANKARA

TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI

(İLETİŞİM, ETKİLİ KONUŞMA, YAZMA VE OKUMA KILAVUZU)

Yayıma Hazırlayanlar

Dr. Dz. Öğ. Kd. Alb. S. Ömer ERENOĞLU

Düzeltmen Selma OTÇU

Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

ANKARA

GENELKURMAY BASIMEVİ

2007

2

ISBN: 975-409-384-9

NSN: 7610270336066

YAYIN KURULU BAŞKANI

Korg. Eyüp KAPTAN

YAYIN KURULU

Dr. Dz. Öğ. Kd. Alb. S. Ömer ERENOĞLU

Dr. Öğ. Kd. Alb. Mehmet ÖZDEMİR

Uzm. İlkay SARIKAYA

Uzm. Selma OTÇU

DÜZELTİ

Uzm. Yasemin TAŞCI

Uzm. Melek ALKA

SAYFA DÜZENİ

Leyla KUZUCU

KAPAK TASARIMI

Ceyhan KURHAN

3

SUNUŞ

Dil, insanlık tarihiyle beraber ortaya çıkmış ve süregelmiş bir

olgudur. Bu süreçte insan ve iletişim birbirine koşut olarak gelişim

göstermiştir. Dil, kültürün en temel ögesi olarak insanlar arası

iletişimde en etkin araç olarak kabul edilmektedir. Dilin düşünceyi

etkilemesi, kültürel değerleri nesilden nesile aktarması ve millete yön

vermesi yaşamsal önem arz etmektedir.

Dilin düşünce ile etkileşimi göz önüne alındığında, dilde

oluşabilecek kirlenme zaman içinde millî kültür yapısını da

bozabilecektir. Dilde meydana gelen kirlenmeye yabancı dillerden

dilimize giren çok sayıda sözcük ve dilimizin yanlış kullanımı neden

olmaktadır. Yabancı sözcükler dilbilimin öngördüğü incelemeden

geçirilmeden kullanılmamalıdır. Bu sözcüklerin yerine Türkçe karşılığı

olanların kullanılmasına özen gösterilmelidir.

ATATÜRK, Türk kimliği ve kültürünün en önemli unsuru olarak

Türkçeyi görmüştür. Ulu önder, “Millî his ve dil arasındaki bağ çok

kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca

müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla

işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini

de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” diyerek dilimizin

önemini ve yabancı dillerden korunması gerektiğini ortaya koymuştur.

Ancak sonraki dönemlerde dilimizde kirlenme başlamış, son yıllarda

ise bu kirlenme daha da artmıştır.

Bu kirliliğin önlenebilmesi için Türkçemiz doğru kullanılmalı,

yabancı sözcüklerden arındırılmalı, yazım kurallarına uyulmalı, yazılı

anlatımlarda, Türk Dil Kurumunun en son hazırladığı “Türkçe Sözlük”

ve “Yazım Kılavuzu” esas alınmalı, bilişim ve iletişim teknolojisi takip

edilmelidir.

Günümüzde gelişen teknoloji ile uzaklar yakın olmakta, pek çok

eylem iletişim araçlarıyla gerçekleştirilebilmektedir. Bu araçları

kullanırken gereksinim duyacağımız en önemli araç dildir. Dili doğru

kullanmak, insanlar arasındaki iletişimi kolaylaştıracak, aynı zamanda

millî kimlik ve kültürümüzün korunmasına katkı sağlayacaktır.

4

Bu kitap, iletişimi, etkili konuşma, yazma ve okuma becerisini

geliştirerek personelin kendisini daha iyi ifade etmesi, sağlıklı iletişim

kurması, okuma alışkanlığı kazanması ve sonuç olarak Türkçeyi

doğru kullanması amaçlanarak hazırlanmıştır. Yararlı olacağını

umuyoruz.

Eyüp KAPTAN

Korgeneral

Gnkur. ATASE Başkanı

III

İÇİNDEKİLER

SUNUŞ................................................................................

İÇİNDEKİLER...................................................................... III

BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI

A. Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız?................................ 1

B. Seçme ve Sıralama Eksenleri......................................... 3

C. Sözcük Bilgisine Sahip Olmak........................................ 6

Ç. Cümle Bilgisine Sahip Olmak......................................... 7

D. Doğru ve Güzel Bir Türkçeye Ulaşmanın Yolları............ 21

İKİNCİ BÖLÜM

İLETİŞİM

A. İletişimin Tanımı ve İnsan Hayatındaki Önemi............... 25

B. İletişimde Dil Unsuru....................................................... 26

C. Etkili İletişimin İlkeleri...................................................... 26

Ç. TSK’de İletişim ve İletişimin Önemi................................ 29

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İLETİŞİMİN TEMEL BECERİ UNSURLARI

A. Konuşma......................................................................... 31

1. Konuşmanın Tanımı ve Genel Özellikleri..................... 31

a. Konuşmanın Tanımı.................................................. 31

b. Konuşmanın Yaşamımızdaki Yeri............................. 31

c. Konuşma Güçlüğü Çekiyor muyuz?.......................... 34

ç. Konuşma Gücümüzü Geliştirebilir miyiz?.................. 36

2. Güzel ve Etkili Konuşmanın Nitelikleri.......................... 37

a. Güzel ve Etkili Konuşabiliyor muyuz?....................... 37

b. Güzel ve Etkili Konuşmanın İlkeleri Nelerdir?........... 37

c. İyi Bir Konuşmacının Niteliklerini Taşıyor muyuz?..... 40

3. Etkili Konuşmada Dikkat Edilmesi Gereken Konular.... 43

a. Yüz Yüze Konuşma................................................... 43

b. Her Şey Konuşma Tarzında Başlar........................... 44

1) Sözlü İletişim.......................................................... 44

2) Sözsüz İletişim....................................................... 45

IV

4. Konuşma Biçimi: Doğaçlama, Hazırlıklı ve Yazılı

Metin.................................................................................... 49

5. Konuşma Türleri........................................................... 51

a. Günlük Konuşmalar................................................... 51

b. Özel Durumlar İçin Özel Konuşmalar........................ 58

B. Yazma............................................................................. 59

1. Yazının Önemi.............................................................. 59

2. Doğru ve Güzel Yazmanın Önemi................................ 60

3. Güzel Yazı Yazmanın Altın Kuralları............................ 61

4. Güzel Yazı Yazmayı Öğrenmek................................... 62

5. Yazıya Nasıl Başlanmalı?............................................ 63

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

İLETİŞİMİN DESTEK UNSURLARI

A. Okuma............................................................................ 65

1. Okumanın Tanımı......................................................... 65

2. Niçin Okuyoruz?........................................................... 66

3. Okumaya Güdüleme.................................................... 67

4. Okuyucu Türleri............................................................ 67

5. Güdünün Göstergesi Olarak Başlıca Okuma Tipleri.... 68

6. Okuma Zevki ve Kişilik................................................. 68

7. Okumanın Kuralları ve Okuma İle İlgili Öğütler............ 69

8. Okuma Yanlışları.......................................................... 71

9. İyi Okuma Konusunda Bazı Öneriler............................ 72

10. Hızlı Okuma................................................................ 73

11. Hızlı Okuma Tekniği İle İlgili Kavramlar...................... 74

12. Hızlı Okuma Yöntemleri............................................. 75

B. Dinleme........................................................................... 79

1. Etkili Dinleme Stratejileri............................................... 79

a. Duymayı ve Dinlemeyi Anlama................................. 79

b. Dinlemenin Önemi..................................................... 80

c. İyi Dinlemenin Önündeki Engeller............................. 80

ç. Dinleme Çeşitleri....................................................... 82

2. Dinlemeyle İlgili Son Düşünceler: Güdülenme............. 86

V

a. Dinlemenin Neden Önemli Olduğunu Hatırlamaya

Çalışın................................................................................. 87

b. Dinleme Güdülenmesi İçin Engelleri Belirleyin ve

Kaldırın................................................................................ 87

c. Ortak Bir Zemin Araştırın........................................... 88

ç. Dinlemeyi Bir Öğrenme Fırsatı ve Entelektüel Fırsat

Olarak Görün....................................................................... 88

BEŞİNCİ BÖLÜM

ETKİLİ İLETİŞİMİN BASAMAKLARI

A. Yazma ve Konuşmaya Hazırlanmak: İlk Dört Basamak... 91

1. Amaç ve Dinleyici / Hedef Kitlenin İrdelenmesi............ 91

2. Konunun Araştırılması.................................................. 92

3. Düşüncelerinizin Desteklenmesi.................................. 92

4. Düzenleme, Planlama ve Ana Başlıkları Ortaya

Koyma................................................................................. 92

B. Taslak Oluşturma ve Yazma: Diğer Üç Basamak........... 93

1. Taslak Oluşturma......................................................... 93

2. Yazıya Dökme.............................................................. 94

3. Geri Besleme ve Onay................................................. 94

C. Etkili İletişimin Ayrıntıları................................................. 95

1. Amaç ve Hedef Kitlenin İrdelenmesi............................ 95

a. Anahtar Sorular......................................................... 95

b. Amacım Ne?.............................................................. 96

c. Ana Düşünceniz Konusunda Açık Olun: Amaç

Cümlesinin Yazılması.......................................................... 97

ç. Diğer Konular............................................................. 98

d. Hedef Kitlenin İrdelenmesi........................................ 99

2. Konunun Araştırılması.................................................. 103

a. Araştırma Planının Yapılması.................................... 103

b. Bilgi Toplama Kaynaklarının Belirlenmesi................. 104

3. Düşüncelerin Genel Hatlarıyla Ortaya Konulması ve

Düzenlenmesi...................................................................... 106

a. Amaç Cümlesinin ve Ana Düşüncenin Sonlandırılması.. 106

b. Ana Düşüncenin Başlangıçta Ortaya Konulması...... 106

VI

c. Genel Hat: Neden İhtiyacım Var?.............................. 107

ç. Genel Hat: Üç Parçalı Yapı....................................... 107

d. Genel Hat Biçimleri: Resmî Genel Hatlarda Kullanılan

Yapı ve Başlıklar................................................................. 108

e. Gelişmenin Genel Hattı: Bir Yöntem Seçin............... 108

4. Yazma.......................................................................... 119

a. Başkasından Yardım Almaktansa Kendin Düzenle... 120

b. Hızlı ve Etkili Düzenleme - Üç Adım Yaklaşımı......... 121

c. Geri Besleme ve Onay.............................................. 124

ALTINCI BÖLÜM

YAZIŞMALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

A. Genel Esaslar................................................................. 131

B. Askerî Yazışma Esasları................................................. 131

C. İfade Usulü...................................................................... 132

Ç. Yazım Kuralları............................................................... 132

D. Askerî Kısaltmaların Türetilme ve Kullanılma Esasları... 133

E. Sözcük Kısaltmalarını Türetme ve Kullanma Esasları.... 135

F. Terim ve Sözcüklerden Oluşan Bir İbarenin Kısaltması... 135

G. Diğer Konular.................................................................. 137

KAYNAKLAR....................................................................... 139

1

BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI

A. Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız?

Dil ekmek gibi, su gibi günlük yaşamımızın içindedir ve

soluduğumuz hava gibi bizi sarar; bundan dolayı onun varlığını

hemen hemen hissetmeyiz. Gerçekten dil, üzerinde yaşadığımız

toprak gibi ürünlerini sessizce bize sunar ve bizler bu sonsuz

bahçenin meyvelerini sadece toplarız. Aslında dile, insanlığın en

büyük buluşu olduğu için daha fazla ilgi göstermemiz gerektiği

kanısındayız. Çünkü insanlarla, düşüncelerle, nesnelerle aramızdaki

en önemli iletken dildir.

İnsanları, düşünceleri, nesneleri, dilin aracılığıyla kavrarız. Dil

aracılığıyla kendimizi ifade ederiz. İşte dilin önemi burada ortaya

çıkıyor. Türkçemizi niçin doğru kullanmalıyız, sorusunun cevabı da

buradadır. Dili doğru kullandığımızda o iyi bir iletkendir; yanlış

kullandığımızda ise kötü bir iletkendir.

Biz dili ne kadar iyi tanıyor, dili ne kadar iyi kullanıyorsak

iletişimimiz o kadar iyi olacaktır. Dil bizi başkalarına, başkalarını ve

başka nesneleri bize yansıtan bir aynadır. Dili doğru kullanmak, doğru

anlamak bu aynayı mükemmelleştirmek demektir. Kullandığımız

çağdaş araçlardaki göstergelerin, ekranların, ibrelerin bir an için

bozuk olduğunu düşünün. Bu bir felakettir. Fakat bir toplum için

ondan daha büyük bir felaket vardır ki o da insanlar arasında, bir iş

bölümü içinde görev alan kişiler arasında, fikir ve görüş alışverişinde

bulunanlar arasında dil aynasının görevini tam yapamamasıdır.

Düşüncelerimizin anlaşılmasını istiyorsak, bunun en kestirme yolu

dile hâkim olmaktır.

Dil üzerinde düşünür ve dili bir düşünce odağı gibi kabul

ederseniz dilin düşünce yaşamımızı zenginleştireceğini göreceksiniz.

Dil düşüncenin evidir; binlerce yıllık insan zekâsı sözcüklerde,

deyimlerde, ifade kalıplarında gizlidir. İnsanlık tarafından bilgilerimizi

depolamak için kullanılan ilk araç dil olmuştur. Bugün aynı işi daha

sistemli yapması için bilgisayarı yarattık. Buna rağmen günümüz için

şunu söyleyebiliriz: Dile yüklenmiş bilgi, bilgisayarlarımıza yüklenmiş

bilgiden fazladır. Dil, bilgisayarlardan fazla olarak bilgilerin sadece

yüklendiği yer değildir, aynı zamanda bilginin üretim alanıdır. Kısaca

üzerinde durulması gereken konu, dilin düşüncelerimizi yansıtan bir

araç olduğu gibi düşüncelerimizi geliştiren bir alan olduğudur. Basit

bir örnek verelim: Bir insanın bildiği sözcük sayısıyla, düşünce

zenginliği doğru orantılıdır. Bildiğimiz sözcük sayısı ne kadar fazlaysa

2

düşünce alanımız da o kadar geniştir. İlk bakışta bu düşünce pek

doğru görünmese de olgular incelendiğinde doğruluğu ortaya

çıkmaktadır. Rönesans dönemi bilgin ve ressamları bakış açısı

(perspektif) kavramını yaratmasalardı, gözümüzle görmemize rağmen

önümüzde uzayan ağaçlı yolun bir bakış açısı yarattığını

göremeyecek ve ilk çağların insanları gibi ağaçları resmimizde aynı

boyda çizecektik. Rönesans bilgin ve ressamlarının gözlemini bize

ulaştıran şey “bakış açısı” sözüdür.

Dil üzerinde derin bir düşünce geliştirmeden doğru düşünmemiz

olanaklı değildir. İnsanlar, nesneler vasıtasıyla değil sözcükler

aracılığıyla düşünür. Bundan dolayı düşüncenin iki aracının olduğunu

söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi dil, diğeri mantıktır. Bilimlerin

sunduğu bütün bilgiler bize sadece iki kaynaktan gelir. Dil üzerinde

düşünmek ve doğayı incelemekten. İşin ilgi çekici yanı doğadan gelen

bilgilerin de dil kalıbına döküldükten sonra bize ulaşıyor olmasıdır.

Anlaşılmak, mesleğimizde başarı elde etmek, yaratıcı olmak,

yaradılışımızdan getirdiğimiz ve sadece kendimize ait olan

yeteneklerimizi yurdumuzun ve insanlığın hizmetine sunmak

istiyorsak işe dilimize ilgi göstermekle başlayabiliriz.

Önce, dilin oluşturduğu sistemden, daha sonra da söz ve

yazıdan bahsedelim.

Dil, soyut bir sistemdir; buna karşılık onun kişisel kullanımı olan

söz ve yazı somuttur. Çağdaş dil bilimi, sözün altında yatan soyut bir

dil sistemi olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Batılılar, dil

biliminin bu keşfinden sonra okullarında dil bilgisinin yanında

öğrencilerin dillerini daha yetkinlikle kullanabilmelerini sağlamak

amacıyla, çağdaş dil bilimiyle birlikte dil sistemine yönelik bilgiler de

vermeye başladılar. Dilin oluşturduğu bu sistemi tanımak, bizlere dili

daha derinden kavrama ve daha başarılı kullanma olanakları

kazandırmaktadır. Dilin nasıl bir sistem oluşturduğunu birkaç örnekle

açıklamaya çalışacağız. Ayrıca Türkçemizin sistematik yapısını bir iki

küçük örnekle anlatacağız.

Her dil, farklı bir dünya görüşünü yansıtır. İngilizce, Türkçe,

Fransızca dünyayı farklı biçimde algılar. Bu algılama farkı aynı

nesneleri adlandıran sözcüklerin farklı anlamlar taşıması sonucunu

doğurur. Türkçe yürek, Arapça kâlp, Fransızca “coeur”, sözcüklerinin

anlamları aynıdır, ancak kapladıkları anlam alanı yönünden dilsel

değerleri farklıdır. Bu olguya somut bir örnek verelim:

3

Gökkuşağı, somut bir gerçeklik alanıdır. Bize değişmeyen bir

ışık tayfı sunar. Bu tayfta yer alan renkler örneğin Türk dili tarafından

yediye bölünerek, bir Bantu dili tarafından üçe bölünerek

adlandırılmaktadır. Bu durumda bir rengin değeri, yani gerçeklik alanı

Türk dilinde 1 / 7, Bantu dilinde 1 / 3’tür. Yani gökkuşağındaki renkleri

yedi sözcükle karşılayan Türkçede bir sözcüğün payına düşen

gerçeklik alanı daha küçük, gök kuşağındaki renkleri üç sözcükle

karşılayan Bantu dilinde bir sözcüğün payına düşen gerçeklik alanı

daha büyüktür. Bunun anlamı şudur: Bir sözcüğün geniş bir anlama

gelmesini bir dilin zenginliği olarak düşünüyorsanız, Bantu dilindeki

renk adları anlam yönünden daha zengindir. Ancak,

düşündüğümüzün aksine bir dilde bir sözcük, anlam yönünden ne

kadar dar bir gerçeklik alanını dile getiriyorsa o dilin anlatma yeteneği

o kadar gelişmiştir.

Her dilde sözcüklerin farklı değerlerde olması tercüme konusunu

yakından ilgilendirmektedir. Sözcüklerin değer farklılığı hiçbir dilden

hiçbir dile tam tercüme yapılamaması sonucunu doğurmaktadır. En iyi

yapılmış tercümelerde bile konusuna göre az veya çok mutlaka bir

kayıp söz konusudur. Yurdumuz göz önünde bulundurulduğunda çağın

bilgilerini edinmek için tercüme çalışmaları çok büyük bir öneme

sahiptir. Ancak bu tercümeler, biraz önce sözünü ettiğimiz sözcüklerin

değer farklılıkları göz önüne alınmayarak yapıldığından, yani Batı

dillerindeki bilgiler Türk dil sistemi içinde anlatılamadığından,

edindiğimiz bilgiler eksik kalmakta, yurdumuzda gerçek bir bilim yaşamı

kurulamamaktadır. Daha önce dilin düşüncenin evi olduğunu söyledik.

Şimdi şunu ekleyelim: Düşünce ancak ve ancak ana dilin bahçesinde

çiçek açar. Bilimi Türkçede kuramıyorsak, ona sahip değiliz demektir.

Her dilin sözcükleri farklı bir dünya algılaması yansıtır. Bu algılama

tarzı dil sisteminin bir parçasıdır.

B. Seçme ve Sıralama Eksenleri

Dil sistemi, karşıtlık ilkesine dayanır. Ünlüler ünsüzlerle, eş

anlamlılar zıt anlamlılarla bir karşıtlıklar düzeni kurar. Bu

karşıtlıklardan birisi, seçme ve sıralama eksenidir:

4

Bir dili kullanırken sözcükleri, dil bilgisinden bildiğimiz bir

düzende “Özne, tümleç, nesne, yüklem” düzeninde sıralarız. Buna

sıralama ekseni adını veriyoruz. Sıralama ekseninde sözcükler,

cümle içindeki görevlerine göre yeni bir anlam kazanırlar. “Ahmet

kediyi yakaladı.” cümlesinde Ahmet eylemi yapan öznedir, kedi bu

eylemden etkilenen varlıktır. “Kedi fareyi yakaladı.” cümlesinde eylemi

yapan kedidir. Bu, şu anlama gelmektedir: Sözcüğün cümle içindeki

konumu ona yeni bir anlam kazandırır. Buna, sözcüğün dil bilgisi

anlamı adını veriyoruz. Sıralama ekseninde yapılan değişiklikler, çok

ciddi anlam değişmelerine yol açar. Türkçe, söz dizimi açısından

kurallı bir dil olduğundan onu doğru kullanmanın temel şartlarından

birisi, sıralama ekseninde hata yapmamaktır.

Sıralama ekseninde yer alan sözcükler bulundukları konuma

bağlı olarak dil bilgisel (gramatikal) bir anlam kazandıkları gibi,

önünde veya ardında bulunan sözcüklere göre ve birbirlerine bağlanış

biçimlerine göre yeni anlamlar kazanır. Bu anlama, sözcüğün söz

dizimi anlamı diyoruz. “Göz” sözcüğü bir cümle içinde kendisinden

sonra gelen sözcüğe göre yeni anlamlar kazanır: “Göz alıcı, göz

hekimi, göz hakkı, göz hapsi, göz kararı, göz koymak, göz önü, göz

yaşı, göz yummak, gözden düşmek, göze gelmek, gözden kaçmak,

gözden kaybolmak, göze girmek, gözü tok” gibi kullanımlarda “göz”

sözcüğü çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.

Sıralama ekseninden başka, dilde bir de seçme ekseni vardır.

Seçme ekseni, sıralama ekseninde yer alan sözcüklerin yerini

alabilecek sözcüklerin oluşturduğu listedir. Bir cümlenin öznesinin

“Mehmet” olduğunu düşünelim. Bu cümlede “Mehmet” yerine “o,

arkadaşım, kardeşim, bizim yaramaz” sözcüklerini kullanabiliriz.

Dilimiz bize, cümlede bulunan bir sözcüğün yerini alabilecek bir

sözcük listesi sunar. Bu listeye seçme ekseni adını veriyoruz. Dili

doğru kullananlar bu listeden en uygun sözcüğü seçenlerdir. Bu

sözcüğü seçerken cümleye en uygun olanını bulmamız önemlidir. Bu

sözcüğün seçiminde kiminle, nerede, hangi şartlarda

konuştuğumuzun veya yazıda kime ve hangi şartlarda yazdığımızın

da göz önünde bulundurulması gerekir. Bu konu doğru anlatımın

temelini oluşturur.

Dikkat edilecek olursa seçme ekseninde yer alan sözcükler iki

zıt özelliği kendilerinde toplarlar: Onlar bir bakıma eş anlamlı

sözcüklerdir. Özne olarak bir cümlede “Ahmet” sözcüğünü

kullanabileceğim gibi “o” zamirini de kullanabilirim. Bu durumda

“Ahmet” ve “o” aynı varlığı dile getirir ve eş anlamlıdır. Diğer yönden

Ahmet’ten “Ahmet” veya “o” diye söz etmemiz arasında ince bir anlam

farkı vardır. “Ahmet” sözcüğü ile “o” sözcüğü bir “karşıtlık” hâli

5

içindedir. Seçme ekseninde yer alan sözcükler bir yönden aynı, bir

yönden farklıdırlar. Anlatım dediğimiz şey bu listeden en uygun

olanını seçmektir. Kişisel olarak sözcüklere bağlı seçme

eksenlerimizin genişliği dile hâkimiyetimizin bir göstergesidir.

Seçme Ekseni

Sıralama Ekseni

İkinci Örnek:

O bayramda burada kalacak.

Ahmet 29 Ekimde Ankara’da oturacak.

Bizimki tatilde evde olacak.

Arkadaşım o gün evden çıkmayacak.

Dilimizin sözcükleri, sadece söz dizimi ilişkileri içinde değil,

anlam bilimi ilişkileri içinde de bir karşıtlık sistemi yaratır:

Karşıt Sözcükler Sistemi

Fiyat

Merdiven At

Lastik Kartal

Kardeşim

Bizimki

O

Ahmet çarşıya

pazara

doğru

hareket etti.

yürüdü.

gidiyor.

Yükselmek

Çıkmak İnmek Binmek

Şişmek Kalkmak

6

Bu tablo bize, sözcükleri tek başına öğrenmenin pek de yararlı

olmadığını göstermektedir. Sözlüklerimiz bize sözcüklerin anlamını

verirken sözcüğün sadece eş anlamlılarını sayar. Bu yararlıdır; fakat

yeterli değildir. “İnmek” sözcüğünün Türkçede nasıl kullanıldığını

bilmek için onu bütün karşıtlık sistemi içinde algılamak gerekmektedir.

Dil sistemlerinin incelenmesinden şu sonuç çıkmıştır:

Sözcüklerin anlamlarını doğru öğrenmenin dört yolu vardır:

Tanımlarını öğreniniz, eş anlamlarını öğreniniz, zıt anlamlarını

öğreniniz, karşıtlarını öğreniniz. Birçok soyut sözcüğün anlaşılması

ancak zıt ve karşıt anlamlarının bilinmesiyle mümkündür.

Türkçenin söz dizimi yapısına bir örnek:

Yardımcı Fiiller Seçme Ekseni

Buradaki yardımcı fiil listeleri birer “seçme ekseni”

oluşturmaktadır. Bu listeleri biliyor ve amacınıza en uygun olanı

seçebiliyorsanız, dili doğru kullandığınızdan emin olabilirsiniz:

C. Sözcük Bilgisine Sahip Olmak

Bizler günlük yaşamımızda sözcükleri, nesneleri adlandırmak

için onların üzerine yapıştırılmış birer etiket gibi düşünürüz: “Şu nesne

kapıdır, şu nesne kitaptır.” deriz, geçeriz. Sözcükler bize hep aynı işi,

adlandırma işini yapıyormuş gibi görünürler. Aslında olgu hiç de basit

değildir. Önce bilimin kullandığı sözcüklerden, kavramlardan söz

edelim: Örneğin “İnsan” sözcüğünü hem insanın niteliklerini ifade

etmek için kullanabiliriz hem insan kümesini, insan sınıfını anlatmak

için kullanabiliriz. Ayrıca tek ve somut bir insanı adlandırmak için

yardım

yardım- da

yardım- la

yardım- a

yardım- ı

yardım- dan

et- , yap- , gör- , al- , iste

bulun- , kusur etme- ,

yap- , sağla- , kabul et- , reddet- , bekle- ,

hoşlan- , yararlan- , kaç- , çekin- , bıkkalkış-

, gel- , bağlı ol- , katkıda bulun- ,

yaşa- , ilgilen- ayakta dur, görevlendiril- ,

7

kullanırız. Bu kullanışların hiçbiri sözcüğün mecaz anlamı değildir, üç

hâlde de sözcük gerçek anlamında kullanılmıştır. Birinci durumda

insan sözcüğü “içlem” (tazammun) hâlinde insanı ifade eder. Bir

kavram içine aldığı bireylerin ortak özelliklerini gösterirse o nitelikler

kavramın içlemini oluşturur. Akıllılık, hareketlilik, duyarlılık gibi

nitelikler insan kavramının içlemini oluşturur. Bu durumda insan

sözcüğünün tanımı şöyle olacaktır: “İnsan: Akıllı, hareketli, duyarlıklı

canlı varlık.” İkinci durumda insan sözcüğü kaplam hâlinde insanı

ifade eder. Bir kavramın kaplamı, içine aldığı fertler kümesidir, bir

sözcük tarafından belirlenmiş bir nesne sınıfıdır. Bu ikinci durumda

insan sözcüğünün tanımı şöyle olacaktır: “İnsan: Ahmet, Mehmet,

Ayşe, Descartes, Aristoteles.” Örnek olarak ele aldığımız sözcük ağaç

olsaydı bu durumda tanımı şöyle olacaktı: “Çam, gürgen, meşe, ardıç

ağaç adını alır.” Üçüncü durumda insan kavramı nesne sınıfının bir

tek üyesini belirtmek üzere kullanılabilir: “İleride bir insan görüyorum.”

cümlesinde bu kavram tek ve belirli bir kişiyi ifade eder ve ilk iki

anlamından tamamen farklı bir anlamda kullanılmıştır.

Bu örnek bize şunu göstermektedir: Tek bir sözcük olarak

gördüğümüz kavramlar gerçek anlamlarında olmak şartıyla en

azından üç ayrı şekilde kullanılabilmektedir. Sözcüklerin doğru

kullanılabilmesi için bu üç ayrı anlamını bilinçli olarak birbirinden

ayırmamız gerekir.

Bilindiği gibi sözcüklerin bir sözlük anlamları, bir de kullanım

anlamları vardır. Sözcüklerin sözlük anlamları onların genel

anlamlarıdır, sözlüklerde sözcükler çoğu zaman içlemleriyle

tanımlanır. Bir sözlüğe bakıldığında aynı sözcüğün birçok gerçek ve

mecaz anlamının olduğu görülür. Buna karşılık bir cümle içinde çok

anlamlı bir sözcüğün sadece tek bir anlamı vardır. Ancak edebî

eserlerde sözcükler çok anlamlı olarak kullanılabilir. Bilim eserlerinde

ve iş başında sözcükler asıl anlamlarında kullanılmalıdır.

Ç. Cümle Bilgisine Sahip Olmak

Anlatımın temel birimi cümledir. Ses, hece, sözcük gibi birimler,

bir başlarına bildirişim ya da anlatım aracı olamazlar. Bunların

anlatımdaki işlevlerini yerine getirmeleri cümleyi yapılandırmalarına

bağlıdır.

Cümle, anlatımın temel birimi olması yönünden bildirişim aracı

olarak dilin en üst basamağında yer alır. Çünkü, dilin yargı bildiren

anlamlı tek birimidir cümle. Böyle olunca sözlü ve yazılı anlatımda

başarılı olma, büyük ölçüde cümlelerimizin sağlamlığına,

doğruluğuna, güzel ve etkili oluşuna bağlıdır.

8

Cümlenin Oluşumu ve Ögeleri

Bir düşünceyi, bir dilek ya da duyguyu sözle ve yazıyla

anlatabilmemiz için en az iki öge gereklidir. Bunlardan biri,

kendisinden söz ettiğimiz, anlatmak istediğimiz şey, öteki de

kendisinden söz ettiğimiz şeyin ne olduğu ya da ne yaptığıdır. Sözünü

ettiğimiz kişi, varlık ya da kavrama özne diyoruz. Öznenin ne

olduğunu ya da ne yaptığını belirtip açıklayan ögeye de yüklem adını

veriyoruz. İşte bir cümlenin oluşması için en az bu iki ögeye

gereksinim vardır. Bunlar olmadan cümle kurulamaz, daha doğrusu

yargı oluşamaz. İster istemez duygu, dilek ve düşüncelerimizi de dile

getiremeyiz.

Şu tümcelere bakalım:

“Yolcular bindi. Tren kalktı. Annen geldi. Sen gelmedin.”

Bu cümlelerin hepsi de birer yargı birimidir. Hepsinde de

yargının oluşması, cümlenin kurulması için zorunlu öge olan özne ve

yüklem vardır. Bu zorunlu ögelere cümlenin temel ögeleri denir.

Yüklem: Cümlenin temeli yüklemdir. Yüklemsiz cümle

kurulamaz. Cümleye giren sözcükleri, sözcük öbeklerini genellikle

yüklemin durumu belirler. Şöyle ki dilimizde sözcükler anlatımı

oluşturmak için tek tek kullanım alanına çıktığı gibi, kavramları

açıklamak ya da belirtmek amacıyla belirli kurallara göre öbekleşerek

de çıkarlar. Sözgelimi “yolcular” dediğimiz gibi, “İstanbul’a gidecek

yolcular” da diyebiliyoruz. Böylece sözcükten büyük belirtme öbekleri

oluşturuyoruz. Bir bakıma cümle de böyle bir öbekleşmenin ürünüdür.

Sözcüklerin birbirine bağlanış ya da öbekleniş biçimi belli bir

kurala göre gerçekleşir. Şöyle ki Türkçe anlatımda yardımcı ögeler

önce, temel ögeler sonra gelir. Cümlenin temel ögesi de yüklem

olduğu için genellikle yüklem sonda bulunur. Cümleye giren ya da

girecek olan bütün sözcükleri, sözcük öbeklerini yüklem yönlendirir.

Yüklemler tek sözcükten oluşabileceği gibi, sözcük öbeği

durumunda da olabilir. Şu örnekte olduğu gibi:

“Yatağa girerken, bir dergide okuduğum rakam sayma usulünü

denemeye karar vermiş bulunuyordum.”

Özne: Belirttiğimiz gibi yüklemin bildirdiği işi, oluş ve kılışı

yapan ya da kendisiyle ilgili bir durumu üzerine alıp gösteren ögeye

özne diyoruz. Özneler kimi durumlarda ayrı bir sözcükle belirtilmezler.

Cümlenin yüklemi çekimli bir eylem, şahıs (kişi) takıları almış

ekeylemse bu takılardan özne anlaşılabilir.

Özneler ad soylu sözcüklerden oluşurlar. Tek sözcük

9

olabilecekleri gibi, sözcük öbekleri biçiminde de bulunabilirler: “En

candan dostum öldü.” “Amerikalı, ünlü romancı, bir basın toplantısı

yaptı.”

Tümleçler: Cümlenin oluşması için mutlaka gerekli olan

ögelere temel ögeler demiştik. Ne ki düşündüklerimizi, isteklerimizi,

duygu ve tasarılarımızı her zaman bu iki ögeyle (yüklem - özne)

anlatamayız. Cümlelerimize başka ögeler de katarız, böylece anlatımı

genişletiriz. Ne ki cümleye kattığımız bu ögeler, cümlenin oluşması

için zorunlu olmayan ögelerdir, salt anlatımı boyutlandırmak için

gerekir. Böyle ögelere yardımcı ögeler, bir başka terimle tümleçler

diyoruz.

Anlatımı, cümle düzeyinde boyutlandırıp genişletmek için üç

türlü tümlece zaman zaman cümlelerimizde yer veririz. Bunlardan biri

düz tümleç (nesne)’dir. Düz tümleç, öznenin yaptığı işten etkilenen ya

da etkilenen varlıkIa ilgili niteliği karşılayan ögedir: “Önce kurumuş

dalları kestik.” Bu cümlede “kurumuş dalları” düz tümleçtir. Öznenin

yaptığı, yüklemin belirttiği işten etkileniyor. Yüklemin anlamını bu

yönelen tümlüyor.

Düz tümleçler de (nesneler) sonlarına durum takısı alıp

almadığına göre belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır: “İIkin

ağacı budadım.” cümlesinde ağacı belirtili düz tümleçtir. Çünkü,

bilinen, belirli bir ağaçtan söz ediliyor. Oysa aynı cümle şöyle olsaydı:

“İlkin ağaç budadım.” Bu kez ağaç sözcüğü belirtisiz düz tümleç

olacaktı. Çünkü sözü edilen ağaç belirsiz bir varlığa göndermektedir

bizi.

İster belirtili ister belirtisiz olsun düz tümleçlerin cümlede

bulunması yüklem olan eylemin özelliğine bağlıdır. Yüklem geçişli bir

eylemse cümleye düz tümleç girer, geçişsizse girmez.

Yüklemin anlamını yönelme, bulunma, ayrılma ve çıkma

yönünden tümleyen, -e, -de, -den durum ekleriyle yükleme bağlanan

sözcük ve sözcük öbeklerine de dolaylı tümleç diyoruz. Şu cümlede

olduğu gibi:

“Hastayı, eski bir jip içinde, köydeki evinden sağlık ocağına

götürüyorduk.”

Bu örnekte olduğu gibi, her yüklem -e’li, -de’li, -den’li tümleçleri

tümüyle istemeyebilir. Bunların tümceye girmesi, yüklemi oluşturan

eylemin durumuna bağlıdır. Kimi eylemler -e’li ve -den’li dolaylı tümleç

istemezken, kimileri -e’li, kimileri de hem -e’li hem de -den’li tümleç

isterler.

Tümleçlerin bir bölümü de yüklemin anlamını zaman, nitelik,

10

nicelik ya da durum yönünden tamamlar. Bu türden tümleçlere

belirteç (zarf) tümleçleri diyoruz: “Akşam inerken, türkü söyleye

söyleye köye vardık.”

Ögeler Arasındaki İlişkiler

Cümleyi oluşturan ögeleri ve bunların işlevini tanıma, doğru,

sağlıklı cümle kurabilmemiz için gereklidir. Çünkü cümlelerimizdeki

yanlışlıkların bir bölümü ögelerIe ilgilidir. Daha doğrusu bu ögeleri

yerli yerinde kullanmama ya da bunlar arasında uyum sağlamama,

ögeleri birbirine yanlış bağlama cümlelerimizin yanlış kurulmasına yol

açar. Bu tür yanlışlıklardan kurtulmak için cümlelerimizi oluşturan

ögelerin arasındaki uyuma, birbirlerine bağlanışına özen

göstermeliyiz.

Özne - Yüklem Uygunluğu: Bir cümlede özne ile yüklemin kişi,

tekillik ve çoğulluk yönlerinden tutarlı oluşuna uygunluk diyoruz.

Sözgelimi, “Ben bütün gün kitap okudum.” cümlesinde özne birinci

tekil kişi (ben)’dir; buna bağlı olarak yüklem de (okudum) birinci tekil

kişidir. Bu uyum, genel ve değişmez kuraldır. Ancak bunun dışında

kimi durumlar vardır ki özne ile yüklem arasındaki tekillik, çoğulluk,

kişi uygunluğu değişir. Bu değişiklikler nerelerde, ne zaman ortaya

çıkar? Bunları tanımazsak ister istemez yanlışlıklara düşeriz.

Başlıcalarını tanıyalım:

1. Bir cümlede özne bir topluluk adına konuşuyorsa yüklem

birinci çoğul kişili olabilir: “Derslerimizde görsel araçlardan

yararlanmaIıyız.” (Bu cümlede konuşan kişi öğretmenler adına

konuşuyor.)

2. Özne bir kişi de olsa, övünme, böbürlenme, karşısındakini

küçümseme amacıyla birinci çoğul kişi biçiminde düşünülmüşse

yüklem de birinci çoğul kişili olur. Şu örnekte ki gibi: “Bizim böylesi

sözlere karnımız tok, başka kapıya!” (Böbürlenme, karşısındakini

küçümseme amacıyla oluşturulmuş cümle.)

3. Özne tek kişi de olsa alçakgönüllülük gösterme amacıyla

“ben” yerine “biz” ya da “bizler” kullanıldı mı yüklem de birinci çoğul

kişiye dönüşür: “Biz bu konuşmamızda ayrıntılara inmeden dilimizin

söz dağarcığındaki değişmeleri ele alacağız.” (Konuşmacı ben

demekten kaçınıyor.)

4. Konuşmada ve yazmada söze saygı, incelik anlamı katmak

için sen yerine siz zamirini·kullanırız ya da böyle düşünürüz. Bu

durumda yüklem de ikinci çoğul kişiye dönüşür: “Bu gece de bizde

kalınız.” (Cümlede sen, siz biçiminde düşünülmüş.)

5. Üçüncü tekil kişilerde aşırı saygı gösterilmek amacıyla bir kişi

11

de olsa, yüklem çoğul üçüncü kişiye dönüşebilir: “Büyük hala geldiler.

Kapıyı açıyorlar.” (Cümlede sözü edilen tek kişidir. Ama aşırı saygı

gösterme amacıyla yüklem çoğullaştırılmıştır.)

6. Özne bir organın ya da organdan çıkan bir nesnenin adıysa

bu ad çoğul durumunda olsa bile yüklem tekil olur. Şu örneklerde

olduğu gibi: “Yukarı kattan sesler, çağrışmalar geliyordu.”

“Gözlerinden boşalan yaşlar, yanaklarından yuvarlanıyordu.”

7. Özne çoğul eylem adlarından oluşuyorsa. yüklem tekil olur.

Şu örnekte olduğu gibi: “Sokakta gülüşmeler, bağrışmalar birbirine

karışıyordu.”

8. Hayvan ve bitkiler özne görevinde ve çoğul durumda cümleye

giriyorsa, yüklem tekil olur: “İki yabancının, yaklaştığını görünce

köpekler havlamaya başladı.”, “Tepede ağaçlar biraz daha seyrek

duruyor.”

9. Özne cansız varlıklardan oluşuyorsa, çoğul durumunda

bulunuyorsa yüklem tekil olur: “Yamaçtan aşağı seller akıyordu.”

Ancak cansız varlıklardan oluşan çoğul özneye kişilik kazandırmaya

yönelik bir kullanım verilirse, yüklem de çoğullaşır: “Ağaçlar, caddeler

sisin örtüsüne sarınarak gözden kayboldular.”

10. Çoğullaştırılmış zaman adları özne göreviyle kullanılırsa

yüklem tekilleşir: “Günler, haftalar, aylar böyle geçti.”, “Dakikalar,

saatler birbirini izledi.” Ancak özneye kişilik kazandırmaya yönelik

kullanımlarda yüklem çoğullaşır: “Günler ne çabuk geçiyorlar.”

11. Tekil durumda bulunan ve özne göreviyle kullanılan topluluk

adlarının yüklemleri de tekil olur: “Sürü dağıldı.”, “Kalabalık uzun süre

bekledi.”

12. Cümlede birden çok özne varsa, öznelerden biri tekil ya da

çoğul birinci kişi zamiri (ben, biz) ise, yüklem birinci çoğul kişi olur:

“Uşak önde, ben arkada çıktık.”

13. Cümlede birden çok özne bulunursa, öznelerden biri tekil ya

da çoğul ikinci kişi zamiriyse (sen, siz), yüklem çoğul ikinci kişi olur:

“Ahmet, kardeşin Salih ve sen yarın bağa gideceksiniz.”

14. Cümlede birden çok özne bulunuyorsa, öznelerden biri tekil

ya da çoğul üçüncü kişi zamiriyse (o, onlar) yüklem çoğul üçüncü kişi

olur: “Babası, dayısı, o ve küçük hala bize geldiler.”

15. Cümlede birden çok özne bulunuyorsa, öznelerden her ikisi

ya da üçü tekil ya da çoğul birinci, ikinci, üçüncü kişi zamiriyse (ben,

biz, sen, siz, o, onlar), yüklem çoğul birinci kişi olur: “Siz de, o da ben

de rahat ederiz.”

12

Özne-yüklem ilişkisi ya da uyumu doğru, sağlıklı cümle

kurmanın temel koşullarından biridir. Aynı durum, tümleçler için de

söz konusudur.

Tümleç-Yüklem Uygunluğu: Önce de belirttiğimiz gibi

tümleçlerin türü ve niteliği, cümleye girişleri ya da girmeyişleri

yüklemin niteliğine bağlıdır, Öyle ki sıra ya da bileşik yapılı

cümlelerde başka başka tümleçler alması gereken birden çok yüklem

birbirine bağ!anıyor. Bunlardan yalnız birinin tümleci yazılıyor. Bu

tümleç öteki yüklemlerle de uyum sağlıyor mu, aralarında bir

uygunluk var mı? diye düşünülmüyor. Bu da cümlelerde tümleç

eksikliği diyeceğimiz bir anlatım pürüzüne yol açıyor. Sözgelimi şu

tümceye bakalım:

“Buna ancak okurlar karar verir, uygular.”

“Buna” tümleci “karar verir” yüklemi için doğrudur, ama “uygular”

yükIemi için doğru değil. Yani, “buna uygular” denilemez. Bundan

dolayı her iki yüklemin de “buna” tümlecine bağlanmış olması

yanlıştır. Çünkü “karar verir” eylemi geçişsiz, “uygular” ise geçişlidir.

Bu yüzden cümlede tümleç-yüklem uygunluğu sağlanamamıştır.

Uygunluk sağlansaydı cümleyi şöyle kurmak gerekirdi: “Bunu ancak

okurlar kararlaştırır, uygular.”

Cümle Türleri

Anlatımımızın tek düzelikten kurtulmasında değişik cümle

türlerini kullanmanın önemli bir payı vardır. Bu değişikliği yüklem yapı,

anlam ve söz dizimi yönlerinden yaparız, daha doğrusu cümleleri bu

açılardan türlendiririz.

Ad Cümlesi: Yüklemi ad, ad soylu sözcük ya da sözcük öbeği

olan bağımsız bir yargı bildiren sözcük dizisine ad cümlesi diyoruz:

“Anlatımın gücü, sözcüklerde gizlidir.”

Ad cümlelerinin yargı bildirişi ekeylemle gerçekleşir. Yüklemi

oluşturan ad ve soylu sözcükler ekeylemle çekimlenerek yüklem

niteliğini kazanırlar: “Çok çok hastaydı.” Kimileyin de ek eylemin -dir

biçimi gelir: “Tiyatro, söz ve eylem sanatıdır.” Örneklerden de

anlaşıldığı gibi ad cümleleri, öznenin ne olduğunu ya da bir durumu

bildirirler.

Eylem (Fiil) Cümlesi: Yüklemi çekimli bir eylemden oluşan,

bağımsız bir yargı bildiren sözcük dizisine eylem cümlesi denir. Eylem

cümlelerinde öznenin ne yaptığı açıklanır: “Romanlarında daha çok

Çukurova yöresini anlatıyor.”

13

Basit Cümle: Cümleyi bir yargı birimi olarak tanımlamıştık.

Yalnızca tek bir yargı bildiren cümle türüne yalın cümle ya da eski

terimiyle basit cümle diyoruz: “Tevfik Efendi, banka önünde vezne

arabasından indi.”, “Öğrenciyim.”, “Dün bizde toplandık:”

Basit cümle tek sözcükten oluşabileceği gibi birden çok

sözcükten de oluşur. Cümlenin basitliğini belirleyen sözcük sayısı

değil, bildirdiği yargıdır.

Birleşik Cümle: Düşünce ve duygular, bağımsız birer yargı

biçiminde oluşacağı gibi, birbirine bağımlı, neden-sonuç yönünden

ilişkili yargılar biçiminde de ortaya çıkarlar. Yargıların bu bağlanışı,

neden-sonuç yönünden birbirine zincirlenişi bileşik yapılı cümlelerin

doğmasına yol açar. İçinde birden çok yargı barındıran cümleye

bileşik cümle denir: “Klasikleri okurken her okuyucu, bilerek ya da

kendiliğinden okuduklarını kolayca kendi dünyasına aktarır.”

Örnek cümleden anlaşılacağı gibi, bileşik cümlede çekimli bir

eylemle yüklemlenen bir temel cümlecik vardır: “Okuyucu... aktarır.”

Bunun gibi bir ya da birden çok yan cümlecik bulunur: “Klasikleri

okurken / bilerek / ...” gibi. Yan cümlecikler tamamlanmamış yargılardır,

bunlar değişik ilişkiler içinde temel cümleciği tümler, onun ögelerinden

biri olurlar.

Sıralı Cümle: Tek yargılı basit ya da bileşik yapılı bağımsız

cümlelerin anlam ya da öge ilişkisiyle art arda gelmesi, (,) ya da (;) ile

birbirine bağlanmasından oluşan cümleler zincirine sıra cümle

diyoruz: “Islak bir sabah, yağmur yok, rüzgar yok, havada bir

kıpırdanma yok.” “Anne güldü, adımı söyledi, beni tanımış.”

“Uzattığım parayı geri itiyor, gazeteleri zorla elime vererek beni

dükkandan çıkarıyor.”

Bağlı Cümle: En az iki bağımsız cümleden oluşan ve

aralarındaki anlam ilgisine göre bir bağlaçla birbirine bağlanan

cümlelere bağlı cümle adını veriyoruz: “Geldi ve gitti.”, “Çok çalıştı,

ama başaramadı.” gibi.

Olumlu Cümle: Eylemin ya da yargının olduğunu,

gerçekleştiğini bildiren cümlelere olumlu cümle denir. Bu tür

cümlelerde yüklem ya olumlu çekimli bir eylemdir ya da ekeylem

almış ad, ad soylu bir sözcük ve sözcük öbeğidir: “Roman okumayı

çok seviyordu.”, “Kenan, derinliği olmayan bir roman kişisidir.”

Olumsuz Cümle: Eylemin ya da yargının gerçekleşmediğini,

olmadığını bildiren cümleIere olumsuz cümle adını veriyoruz: “İlk

romanı beklediği kadar çok satmadı.”, “Büyük halası sandığı kadar

varsıl değildi.”

14

Örneklerden anlaşılacağı gibi, eylem cümlelerinde olumsuzluk

-me olumsuzluk ekiyle, ad cümlelerinde ise değil edatıyla yapılıyor.

Soru Cümlesi: Öğrenme, bir soru ya da kuşkuyu giderme

amacıyla kurulan ya da yargıyı soru yoluyla belirten cümlelere soru

cümlesi diyoruz. Bu tür cümlelerin anlatımına değişik anlam özellikleri

katacak kullanım biçimleri vardır. Bunların bir bölümü mi soru

takısıyla oluşturulur: “Batılılaşmanın gerekçesi bu mu?”, “Anlattıkları

doğru değil mi?”

Soru cümlelerinin bir dilimi de soru sıfatlarıyla, soru zamirleriyle

ve soru belirteçleriyle (zarflarla) kurulur: “Ziyafete kaç kişi gittiniz?”,

“Bu zavallı kime derdini anlatacak?”, “Ne kadar cansız konuşuyor?”

Soru cümleleri her zaman bir şeyi öğrenme, bir merakı giderme

amacıyla kurulmaz. Soru yoluyla cümleye değişik anlam ve anlatım

özellikleri kazandırır. Anlatıma renk ve canlılık katılır. Söz gelimi kimi

soru cümleleri bir duyguyu, bir düşünceyi karşımızdakine onaylatmayı

amaçlar. Bu tür soru cümlelerinin yanıtı evet, hayır, var, yok türünden

tek sözcüklüdür: “Eleştirinin ılımlısı mı olurmuş?”

Soru cümlelerinin kimileri de yalanlama ya da benimsememe

anlamı taşır: “Ben böyle bir kabalık yapar mıyım?” Bunun gibi olasılık

ve kuşku, beğenme, övme ve yüceltme, şaşma, beklenmezlik,

bilmezlikten gelme, bilinmezlik, yakınma, acınma, özlem... gibi

anlamlar katar cümleye.

Ünlem Cümlesi: Korkma, acıma, üzüntü, hayıflanma,

yakınma... gibi durum ve duyguları anlatan cümlelere ünlem cümlesi

adını veriyoruz: “Gördün mü yaptığın işi!”, “Ah, nasıl geri dönmek,

yine yaşamak isterdi o günleri!”

Şart (Koşul) Cümlesi: Bir eylemin yapılıp yapılamayacağını bir

başka eylemin oluşumuna bağlayan cümleye koşul cümlesi denir: “Bir

arabam olsaydı, basıp gaza kentin dışına giderdim.”

Kurallı ya da Düz Cümle: Önce de belirttiğimiz gibi, dilimizin

temel kurallarından biri yardımcı ögelerin önce, temel ögelerin sonra

gelmesidir. Dilin işleyişini yönlendiren bu temel kuraldır. Bütün sözcük

öbekleri, tümcede sözcüklerin dizilişi bu kurala göre olur. Yüklem de

cümlenin temel ögesi olduğu için genellikle sonda bulunur. Yüklemi

sonda bulunan cümleye, kurallı ya da düz cümle adını veriyoruz.

Yüklem, cümlenin zembereği durumundadır. Cümlede

önemsenip vurgulanmak istenen sözcük ya da sözcük öbeği yükleme

yaklaştırır. Bu da cümledeki sözcüklerin kesin, demirbaş bir yeri

olmadığını gösterir. Söz gelimi, “Köyün erkekleri kışa doğru büyük

kentlere gider.” cümlesinde vurgulanmak istenen “büyük kentlere”

15

sözcükleridir. Bu cümleyi, “Kışa doğru büyük kentlere köyün erkekleri

gider.” biçiminde oluşturursak, “köyün erkekleri” ögesini önemseyip

belirtmiş oluruz.

Devrik Cümle: Yüklemi sonda bulunmayan cümlelere devrik

cümle denir: “Fikir adamıyım, bilim adamıyım ben.”, “Bir şiir

antolojisini karıştırdım dün gece.”

Türkçenin temel kuralına, yardımcı ögelerin başta, temel ögenin

sonda bulunması kuralına aykırı bir görünümü var diye, devrik

cümleyi bozuk ya da yanlış saymamalıyız. Devrik cümlenin de

kendine özgü belli bir düzeni, belli bir öyküsü vardır. Genellikle günlük

konuşmalarda, şiirlerde, roman, öykü, oyun gibi yazınsal yaratılarda

kullanılır. Anlatımı bir örneklikten kurtarır. Anlatıma konuşmanın tadını

katar. Şaşma, acıma, öfke gibi ruhsal duyguları açığa vurmaya, söze

duygusallık değeri katmaya yarar.

Devrik cümleyi üst üste yığmadan kaçınmak gerekir. Bir anlatım

nasıl salt düz cümlelerden oluşunca tekdüzeleşirse, aynı durum.

devrik cümleler için de düşünülebilir.

Cümle Vurgusu

Sözcük vurgusunda belirttiğimiz gibi, cümle içinde ya·da sözcük

öbeğinde bir sözcüğün ötekilere oranla daha baskılı bir biçimde

söyleme ve seslendirme işine vurgu diyoruz. Cümle içinde bir

sözcüğü ya da öbeği ötekilere göre farklı söyleme, onu önemsemenin

sonucudur. Önemsediğimiz ögeyi, vurgulamanın ya da belirtmenin bir

yolu, onu yükleme yaklaştırmaktır. Bunun dışında ögeleri yerli yerine

tam oturmuş, düz bir cümlede vurguyu genellikle yüklemin kendisi,

kimileyin de zaman bildiren zarf tümleci üzerine çeker.

Cümlede sözcüklerin dizilişini bozmadan, değiştirmeden de

cümleye değişik anlam katarız. Buna duyuş vurgusu adını verenler de

var. Diyelim ki şöyle bir cümlemiz var: “Ben size orada gerçeği

açıklayacağım.” Bu cümleyi olduğu gibi, dümdüz söylersek,

sözcüklerin anlamı dışında karşınızdakine bir şey düşündürüp

sezdirmeyiz. Oysa cümleyi oluşturan kimi sözcükleri ve bunların kimi

hecelerini vurgulayarak söylersek cümlenin anlamında ve duygusal

tonunda birtakım değişmeler yaparız. “Ben size orada gerçeği

açıklayacağım.” (Başkası değil, açıklama işini ben yapacağım.) “Ben

size orada gerçeği açıklayacağım.” (Başka birisine değil, size

açıklayacağım.) “Ben size orada gerçeği açıklayacağım.” (Başka bir

yerde değil, orada açıklayacağım. “Ben size orada gerçeği

açıklayacağım.” (Başka bir şeyi değil, gerçeği açıklayacağım..) “Ben

size orada gerçeği açıklayacağım.” (Açıklama işini mutlaka

yapacağım...)

16

Kestirmeden söylemek gerekirse vurgu, söze duygu değeri

katar. Konuşmalarda olduğu gibi, vurgusuz okumalarda anlamlar

yeterince belirginlik kazanmaz. Ayrıca dinleyicilerin dikkati uyanık

tutulmaz.

İyi ve Doğru Bir Cümlenin Nitelikleri

İyi ve doğru bir cümlenin ilk belirleyici niteliği dilbilgisi kurallarına

uygunluktur. Bu uygunluk, cümlenin ögeler arasında tam bir uyumun

bulunmasıyla, sözcüklerin yerli yerinde kullanılmasıyla sağlanır.

Bunun için nelere özen göstermemiz gerektiğini yukarıda belirtmiştik.

Bunların dışında iyi ve doğru bir cümleye ulaşabilmek için şu nitelikleri

tanımalı, onları bozan etkenleri gidermeliyiz:

Dilbilgisi Kurallarına Uygunluk ve Bu Uygunluğu Önleyen

Etkenler: Düşünce, duygu ve isteklerimizi yargıya dönüştürüp

cümleleştirme gelişigüzel olmaz. Belirli bir düzen içinde gerçekleşir.

Bu düzeni biçimlendiren dil kurallarıdır. Dil kurallarını öğrenmek

yetmez. Bu kurallara, uygulamalara işlerlik, canlılık kazandırmalıyız.

Bunun için de şunlara dikkat etmeliyiz:

1. Çok uzun cümleler kurmaktan kaçınmalıyız. Uzunluk hem

anlaşılırlığı engeller hem de dilbilgisi kuralları yönünden birtakım

yanlışlıklar yapmamıza yol açar. Şu cümleye bakalım:

“Devrimlerle asırlardır özlemini çektiğimiz bir hukuk devletinin

kurulacağına, bütün sosyal ve ekonomik kurumların da demokratik

esaslara göre düzenleneceğine, bu topraklar üzerinde yaşayan insan

olan hepimizin her şeyden önce hak ve onurumuzun demokratik

yasalarla korunacağına inanıyor ve bekliyoruz.”

Cümle oldukça uzun sayılır. İlk okuyuşta yazarının ne demek

istediğini anlayamıyoruz. İkinci, üçüncü bir kez okumamız gerekir

cümleyi. Ayrıca, dilbilgisi kurallarına da uygun değil bu cümle. Şöyle

ki “... kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına inanıyoruz”

diyebiliriz; ama “kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına

bekliyoruz” diyemeyiz. Çünkü “bekliyoruz” geçişli bir eylemdir, -i’li

nesne ister. Oysa burada -e’li tümlece bağlanıyor. Bu da dilbilgisi

bakımından yanlıştır. Bu yanlışlıklara düşmemek için cümlelerimizin

kısa olmasına özen göstermeliyiz.

2. Türkçemizde sayı ve belgisiz sıfatlardan sonra gelen adlar

çoğul eki almaz. Cümlelerimizde yaptığımız temel dilbilgisi

yanlışlıklarından biri de budur. Yani, bu tür sıfatlardan sonra gelen

adları çoğul biçimleriyle kullanırız. Şu örnekte olduğu gibi:

“Kambiyo kaydının mevcut olmadığı dünyada müstesna birkaç

memleketlerden biri de Lübnan’dır.”

17

3. Cümlenin kurulması için mutlaka gerekli olan ögelerine, temel

ögeler deriz. Bu ögelerin yüklem ve özne adını aldığını biliyoruz.

Cümlemizin tamlığı, bu ögelerin bulunmasına bağlıdır. Ancak,

anlatıma çeşni katmak, deyişte bir değişiklik sağlamak amacıyla bu

ögelerden biri bulunmayabilir. Böyle cümlelere eksiltili cümleler denir.

Ne var ki eksiltili cümlelerde düşüncenin anlaşılırlığı kaybolmamalıdır.

Şu örneğe bakalım:

- İstanbul’a gidecek misiniz?

- Hayır. (Bu cümlede hem özne hem de yüklem düşmüştür.

Ama, sözün gelişinden cümlenin anlamı tam olarak anlaşılmaktadır.

Bu cümlenin aslı: “İstanbul’a gitmeyeceğim”dir.)

Bu tür örneklerin dışında, cümlemizden özne ve yüklem

düşerse cümle bozulur, söylemek istediğimizi tam olarak anlatamayız.

Aşağıdaki cümlede bu tür bir yanlışlık vardır:

“Memlekette bulanıklık yok bugün. Tersine, alacakaranlıktan

sıyrılmış durumda.”

İkinci cümlede özne belirtilmemiş. Oysa, bu cümle birincinin

devamı olduğuna göre, birinci cümlenin öznesi olan “bulanıklık”ı

alması gerekirdi. Ama almıyor. “Alacakaranlıktan sıyrılmış olan

memleket” sözüyle, “Memleket alacakaranlıktan sıyrılmış durumda”

denmek isteniyor. Bunun tam belirtilmesi için özne olan “memleket”

sözcüğünün cümlede bulunması gerekirdi.

4. Birleşik bağlı cümleleri kurarken özellikle ögeler arasındaki

uygunluğa dikkat etmeliyiz. En çok yaptığımız yanlışlıklardan biri de

aynı özneyi almayan eylemleri birbirine bağlamadır. Şu cümleye

bakalım:

“Belediye tarafından inşa ettirilmekte olan dokuz katlı

mağazanın inşaatı ekim ayında bitecek ve faaliyete geçecektir.”

Bu söz, “Mağazanın inşaatı bitecek ve faaliyete geçecektir.”

anlamına gelir. Bu yanlış anlam, iki eylemin tek eyleme

bağlanmasından doğuyor. Oysa, bitecek olan “mağazanın inşaatı”,

faaliyete geçecek olan “mağaza”dır. Bu nedenle ikinci cümlenin

başına “mağaza” öznesini eklemek, cümleyi “Belediye tarafından inşa

ettirilmekte olan dokuz katlı mağazanın inşaatı ekim ayında bitecek

ve mağaza faaliyete geçecektir.” biçimine getirmek gerekir.

5. Bir özneye bağlı birkaç yüklem aynı nesneyi almayabilir.

Cümlelerimizde genellikle nesneleri ayrı ayrı belirtmeyerek yanlışlığa

düşeriz. Şu cümledeki yanlışlık bu türdendir:

18

“Çalışmak, onların şereflerine halel getirmez, bilakis yükseltir.”

Birinci cümle için doğru olan “şerefine” tümleci ikinci cümle için

yanlıştır. Çünkü “Bilakis şerefine yükseltir.” denemez. Bu bakımdan

cümleyi doğru biçime sokmak için, “şerefine” sözcüğünü de ikinci

cümleye katmak, cümleyi: “Çalışmak, onların şereflerine halel

getirmez, bilakis şereflerini yükseltir.” biçimine sokmak gerekir.

Şu birkaç örnek de gösteriyor ki cümlemizin sağlamlığı dilbilgisi

kurallarına uyarlığı, bu yönden doğruluğu ile sağlanır. Cümlelerimiz

üzerinde çalışırken bu noktadan onları değerlendirmemiz gerekir.

Duruluk ve Duruluğu Bozan Etkenler: İyi ve sağlam bir

cümlenin niteliklerinden biri de duruluktur. Duruluk, cümlede gereksiz

sözcüklerin bulunmamasıdır. Daha kısa bir deyişle, düşüncemizi

olabildiğince az sözcükle anlatmadır. Bu niteliği sağlamak için

düşüncenin belirtilmesinde belli bir görevi olmayan sözcükleri

cümleden atmalıyız. Cümlelerimizi bu gereksiz sözcüklerden

ayıklama, hem söylemek istediklerimizi doğrudan anlatmaya hem de

anlatımımıza yalınlık ve doğallık kazandırmaya yarar.

Gereksiz sözcüklerden kurtulmanın en kestirme yolu,

düşünceleri zihnimize doğduğu gibi yazmadır. Her türlü yapmacıktan

ve özentiden kaçınmadır. Bunun ölçüsü de şu olmalıdır: Cümleden bir

sözcüğü attığımızda cümlenin anlamında bir daralma, anlatım

gücünde bir zayıflama olursa o sözcük gerekli; olmuyorsa o sözcük

gereksizdir. Cümlelerimizi bu ölçüye göre değerlendirme, iyi bir

yazıda bulunması gereken özlülük, yalınlık, duruluk ve etkililik gibi

olumlu nitelikleri de yazımıza kazandırır.

Cümlelerimizde duruluğu sağlamak için yukarıdaki noktalarla

birlikte şunlara da dikkat etmeliyiz:

1. Her türlü süs ve özentiden kaçınmalıyız. Bu bakımdan

düşünceyi belirlemekten çok, sözü uzatmaya yarayan sözcükleri

atmalıyız. Şu cümleye bakalım:

“Bu güzelim hayatın bin bir çeşit güzelliklerine veda ederek,

ezelî ve ebedî bir diyara, ölüm ülkesine göçtü.”

Bu cümlede anlatılmak isteneni tek sözcükle anlatabiliriz. Söz.

gelişi, “öldü” diyerek de cümlenin anlatmak istediğini belirtebiliriz.

Demek ki cümlede yer alan öbür bütün sözcükler gereksizdir.

2. Bağlayıcı ögeleri, bağlaçları ve ilgeçleri kullanmada titiz

davranmalı, gelişigüzel kullanmaktan kaçınmalıyız. Bağlaçlar ve

ilgeçler, yerli yerinde ve gerektiği zaman kullanılmazsa anlatıma

tutukluk, cümleye ağırlık verdiği gibi, doğallık niteliğini de engeller

cümlenin. Şu örneğe bakalım:

19

“Kum ve çakıl ve taş ve bunların hazırlanmasını bildirmiştim.”

Cümlede “ve” bağlacı gelişigüzel kullanılmaktadır. Bunun yerine “,”

işareti koyarak cümleyi doğal, etkili bir duruma getirebiliriz: “Kum,

çakıl, taş gerektiğini belirtmiş; bunların hazırlanmasını istemiştim.”

3. Birkaç sözcüğün anlamını karşılayabilecek kimi ad ve

sıfatlarla da gereksiz sözcükleri kullanmaktan kaçınır, duruluğu

sağlayabiliriz. Özellikle seçkin sözcükler, küçültme ekleriyle kurulmuş

ad ve sıfatlardan yararlanabiliriz. Sözgelimi, “Elmanın tadı birazcık

ekşi gibi.” cümlesini, “Elmanın tadı ekşimsi.” biçimine dönüştürebiliriz.

Aynı biçimde “ekşice”, “ekşimtırak” sözcüklerinden birini kullanarak da

duruluğu sağlayabiliriz.

4. Olmak, etmek, eylemek, kılmak gibi yardımcı eylemlerin

yerine, canlı eylemler kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz. Örneğin,

“Hasta oldu.” yerine, “Hastalandı.”, “Su bulanık bir hale geldi.” yerine

“Su bulandı.” diyebiliriz.

5. Aynı anlama gelen sözcükleri yan yana getirmekten

kaçınmalıyız. Örneğin, şöyle bir cümle duru ve doğal değildir:

“Parası pulu çok, varlıklı, zengin, yoksul diyemeyeceğimiz bir

kişiydi.”

Bu cümleyi, “Zengin bir kişiydi” ya da tek sözcükle, “Zengindi”

biçiminde kurarak duruluğu sağlayabiliriz.

Açıklık ve Açıklığı Engelleyen Etkenler: Cümle bir yargı

birimidir. Yukarda da değindiğimiz gibi, bir düşünce, bir duygu ve

isteğin tam anlatılmasıdır cümle. Bu yönden iyi bir cümle, karşıladığı

yargıyı, yani hükmü tam olarak anlatır. Bu yargıyı açıkça anlatması

gerekir. Yani, cümleden bir anlam çıkarılmalıdır. Böyle olmaz da bir

cümle çeşitli anlamlara gelirse hem öyle bir anlam çıkar hem de böyle

bir anlam çıkarsa, yani birden çok yoruma yol açarsa o cümle açık

değildir. Açıklık, cümledeki anlamın. kolayca anlaşılma niteliğidir. Bu

yönden üzerinde özellikle durmamız gerekli noktalardan biridir.

Çünkü, hangi türlüsü olursa olsun, yazma, bir kimseye, bir şey

hakkında bir şeyler söyleme işidir. Bunun gerçekleşmesi de

söylediklerimizin açıklığına ve anlaşılırlığına bağlıdır.

Yazımızın açıklığını, anlaşılırlığını etkileyen türlü etmenler

vardır: Söylediklerimizin soyut ya da somutluğu, düşüncenin tam

geliştirilip geliştirilmediği, düşüncelerin iyi düzenlenip düzenlenmediği,

yani düşünsel düzenin sağlanıp sağlanmadığı önemlidir. Ama, açıklığı

doğrudan doğruya etkileyen etmenlerden biri ve en önemlisi,

cümlelerimizin açık ve anlaşılır olmayışıdır. Cümlelerimizin açıklığını

engelleyen noktalar nelerdir? Nelere dikkat etmeliyiz ki cümlelerimiz

açık ve anlaşılır olsun?

20

Bunları şöylece sıralayabiliriz:

1. Cümledeki sözcüklerin ve ögelerin yerinde kullanılmayışı,

söylenmek istenene tam karşıt bir anlamın ortaya çıkmasına ya da

anlaşılmamasına yol açar. Şu örneğe bakalım:

“Kötü bir anlayışın ve düşüncenin verimi olan dil devrimini

kökünden yıkma çabaları hızlandı.”

Bu cümleyi yazanın ereği, dil devrimini yıkma çabalarının kötü

bir anlayış ve düşüncenin ürünü oluşunu göstermektir. Oysa, bu

hâliyle cümleden bu anlam çıkmaktadır. Cümleyi okuyan, ikizli bir

durumla karşılaşmaktadır: Dil devrimi mi kötü bir anlayış ve

düşüncenin verimi, yoksa dil devrimini kökünden yıkma çabaları mı?

İkisi de anlaşılıyor cümleden. Bir cümle önce de söylediğimiz gibi,

birden çok anlaşılmaya yol açarsa o cümlede açıklık yok demektir.

Cümleyi şöyle kurarsak açıklığı sağlamış oluruz: “Dil devrimini

kökünden yıkma çabaları kötü bir anlayış ve düşüncenin verimidir. Bu

çabalar hızlanmıştır.”

2. Noktalama işaretlerinin yerli yerinde kullanılmayışı da

cümlelerin açıklığını engeller. Bu örnekteki yanlışlık bu türdendir:

“Dana ahırına doğru koştu.”

Bu cümleden anlayacağınız, filan kimsenin dana ahırına doğru

koşmuş olmasıdır. Oysa söylenmek istenen bu değildir. Virgül

işaretinin kullanılmayışı böyle bir yanlışlığa ve belirsizliğe yol açmıştır.

Söylenilmek istenen: “Dana, ahırına doğru koştu.” cümlesidir.

3. Yanlış yapılan karşılaştırmalar da cümlenin açıklığını ve

anlaşılırlığını etkiler, ikili anlaşılmaya yol açar. Örneğin:

“Ben, şiiri Ali’den daha fazla severim.”

Bu biçimiyle cümle açık değildir. Ondan çıkaracağımız anlam

şudur: “Şiiri de seviyorum, Ali’yi de. Ama, şiiri Ali’yi sevdiğimden daha

fazla seviyorum. Halbuki asıl belirtilmek ve söylenilmek istenilen bu

çıkardığımız anlama tam karşıttır: “Ben de, Ali de şiiri severiz. Ama

ben şiiri, Ali’nin sevdiğinden daha fazla severim.”

Böyle bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için cümleyi şu

biçimde kurabilirdik: “Ben, şiiri Ali’nin sevdiğinden daha fazla

severim.”

4. Zamirlerin belirli olmayışı da yanlış anlaşılmalara yol açabilir.

Şu cümleye bakalım:

21

“Nuri, matematik öğretmenini babasına şikayet etti ve onun

dersiyle ilgilenmesini istedi.”

Dersiyle ilgilenmesini istediği babası mıdır, yoksa matematik

öğretmeni mi? Belli değil. Cümleden ikisi de anlaşılabilir; çünkü

“onun” sözü hem matematik öğretmeninin yerini tutmakta hem de

babanın. Cümleyi bu ikili anlaşılmadan kurtarmak için, bir zamiri, iki

adı karşılayacak yolda kullanmamak gerekir.

Buraya değin söylediklerimiz, genellikle yazılarımızda cümle

örgüsü yönünden sık sık yaptığımız yanlışlıkları somutlaştırmaktadır.

Gerçekte, cümle bir yargı birimidir. Bu yüzden de bu yargıyı

değişik biçimde anlatma olanağı vardır. Bu, sözcükleri seçme işidir.

Diyelim ki şöyle bir cümle kurduk: “Hava güzel değildir.” Bunu gene,

“Hava kapalıdır.”, “Hava sıkıntılıdır.” biçimlerinde de söyleyebiliriz.

Önemli olan, cümlelerimizin söylemek istediğimizi tam karşılayıp

karşılamadığını bir tartıdan geçirmektir.

D. Doğru ve Güzel Bir Türkçeye Ulaşmanın Yolları

Türkçenin kuralları hiçbir dilde görülmeyecek kadar yalın ve

basittir. Dil öğrenimi, ana dilimiz bile olsa dünyanın en zor bilgi

alanlarından birisidir. Çünkü öğrenilecek unsurlar sonsuzdur. Türkçe

diğer dillere göre büyük bir kurallılık sergilediğinden göreceli olarak

bize büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Ancak Türkçenin bize sağladığı

bu kolaylık, dilimizin aleyhine bir durum yaratmaktadır. Dilimizi doğru

kullanmak için bir çaba göstermemiz gerekmediği duygusuna

kapılıyoruz.

Sizlere Türkçeyi daha doğru kullanabilmeniz için onun hangi

alanlarına eğilmeniz gerektiğini kısaca hatırlatmak yararlı olacaktır.

Türkçe, eklemeli bir dil olduğundan ek sistemini çok iyi tanımak

gerekmektedir. Çünkü bu eklerin çok ince görevleri vardır. Etkili bir

anlatıma ulaşmak için bu ek sistemini mükemmel olarak öğrenmeniz

gerekmektedir. Örneğin “Bul-u-n-du” veya “gül-ü-n-dü” sözcüklerindeki

“n” ekinin veya “Görüldü” veya “tutuldu” sözcüklerindeki “l” ekinin

görevini doğru tespit edemememiz olasıdır. Güzel ve doğru Türkçeye

ulaşmanın ilk şartı bu ek sistemini eksiksiz olarak bilmektir.

Güzel ve doğru Türkçeye ulaşmak isteyenlerin üzerinde

çalışacağı ikinci konu, Türkçenin eylem sistemidir. Türkler, hareketli

bir millet olduğundan dilimiz eylem yönünden çok zengindir ve

olağanüstü kolay ve kurallı bir çekim sistemine sahiptir. Buna karşılık

ad soylu sözcüklerimiz azdır. Bu da dilimizin zayıf yönünü oluşturur.

22

Ancak Türkçe, fiillerden ad yaparak, yardımcı fiillerden ve yineleme

öbeklerinden yararlanarak bu zayıflıktan bir zenginlik alanı

yaratmıştır. Bundan dolayı fiillerin, Türkçenin temelini oluşturduğunu

söyleyebiliriz. Fiilleri, fiil yapım eklerini, fiil çekim sistemini, yardımcı

fiilleri, fiilimsileri yani bağ fiilleri ve sıfat fiilleri gereğince tanımadan

Türkçeyi doğru kullanmak mümkün değildir.

Nihayet Türkçenin en önemli fiili olan “cevher fiili”nden,

günümüzdeki adlarıyla “ek fiil”den yani şu minicik “i-mek” fiilinden söz

açmalıyız. İsim cümlelerinde ve birleşik zaman çekiminde ortaya

çıkan bu fiil, Türkçenin sırlarından birisini oluşturur.

İsim tamlaması, Türkçeyi doğru kullanmak isteyenlerin üzerinde

en fazla duracakları konulardan biridir. Bu, herkesin bildiği basit bir

konudur; bununla birlikte tamlamalar bizi en sık yanıltan alanların

başında yer alır. İsim tamlaması uzadıkça ve diğer söz gruplarını

içine aldıkça bize konuşmacı hatta dinleyici olarak çetin sorunlar

çıkarır. Sizlere isim tamlamalarına hâkim olmanızı öneririz.

Tamlamalara hâkim olan, Türkçede kolay kolay yanlışlık yapmaz.

Türkçe çok renkli bir dildir; yabancı uzmanlar, Tükçenin bu

özelliğini sık sık vurgulamışlardır. Türkçeye bu özelliğini veren

deyimler ve atasözleridir. “Eli ermemek, gözü arkada kalmak, daldan

dala konmak, dört elle sarılmak” deyimleri gerçekten gözlerimizin

önüne canlı tablolar serer.

Türkçenin inceliklerini öğrenmek ve onu doğru kullanmak

isteyenlerin Türkçe deyimleri, atasözlerini, türküleri, manileri,

bilmeceleri incelemeleri gerekir. Türkçenin henüz dil bilgisi kitaplarına

geçmemiş bütün güzelliklerini, bütün kurallarını onlarda bulabilirsiniz.

Türkçenin inceliklerini öğrenmenin diğer bir yolu klasik eserlerimizi

okumaktır. Bilim alanında en yeni kitapları okuyunuz, sanat alanında

ise başyapıtları tercih ediniz.

Dili doğru kullanmak ve doğru anlatmak amacına ulaşmak için

birkaç alanda bilgi sahibi olmamız ve bu sahalardaki bilgilerimizden

yararlanmamız gerekmektedir. Bütün büyük başarılar gibi dili doğru

kullanma başarısına ulaşmamız da bazı bilgi dallarına ilgi duymamıza

bağlıdır. Doğru bir anlatıma ulaşmak isteyenler, düşünme sanatından,

dil bilimi ve dil bilgisiden, kompozisyon sanatından yararlanmak

zorundadır. Günümüzde dili doğru kullanma anlayışı bunların da

ötesine geçmiştir. Çağdaş anlayış, artık bizden dilimizin oluşturduğu

soyut sistemi tanımamızı, dilde ölçü fikrini göz önünde

bulundurmamızı ve dil ile dilin kullanıldığı ortam arasındaki ilişkiyi

söze yansıtmamızı istemektedir.

23

Düşünme sanatı; fark etme, seçme, sınıflandırma,

karşılaştırma, çözümleme ve sentez yapma sanatıdır. Bu sanatı

öğrenmek isteyenler dilin büyülü dünyasından işe başlayabilirler.

25

İKİNCİ BÖLÜM

İLETİŞİM

A. İletişimin Tanımı ve İnsan Hayatındaki Önemi

İletişim, terim anlamıyla “zihinler ya da insanlar arasında

kurulan, düşünce, niyet ve anlamların bir zihinden diğerine

aktarılmasını sağlayan etkileşim, belirli bir düşünce ya da söylenimler

türünden fiziki araçlarla, bir insandan kişi ya da zihinden bir

başkasına aktarılması süreci” demektir. Bir diğer deyişle “Belli bir şeyi

anlatmak isteme, önermesel bir tavrı (yani bir inanç, arzu, üzüntü vs.)

bir dinleyici ya da dinleyiciler topluluğuna dilsel veya başkaca yollarla

aktarma eylemi”dir.

İnsan, yapı itibarı ile sosyal bir varlıktır. Kendini ifade etmek ve

diğer insanları anlamak ihtiyacı içindedir. İnsan; arkadaş edinme, aile

kurma gibi en temel amaçları gerçekleştirebilmek için iletişime

gereksinim duyar. Kısacası sosyal varlığının gelişmesi iletişime

bağlıdır. Bu da iletişimi insan yaşamı için çok önemli bir konuma

getirir. Çünkü insanoğlu; acı, sevinç, öfke, mutluluk gibi duygularını

paylaşamadığı sürece yaşayamaz. Yaşamasının bir anlamı kalmaz.

İletişimin temel görevi sadece duyguların ifade edilmesi ile

sınırlı kalmaz. Aynı zamanda düşünce ve bilginin aktarılması

anlamına geldiği için de eğitim ve öğretimin en temel unsurudur. Bir

toplumun eğitim ve öğretim olmadan ilerlemesi kesinlikle mümkün

değildir. İletişim olmadan bunlar gerçekleşemeyeceğine göre sadece

insanın değil toplumların da var olması ve varlığını devam

ettirebilmesi yine iletişime bağlıdır.

İletişim, üç temel unsur üzerinden gerçekleşir. Bunlar:

Konuşma, yazma ve dinlemedir. Bu üç unsur üzerinden insanlar

kendilerini ifade eder, birbirlerini anlar ve bildiklerini başkalarına

aktarabilirler. Kısacası bir insan kalabalığından topluma dönüşürler.

İletişimin üç ana ögesi vardır: Kaynak / gönderici, ileti ve dinleyici /

alıcı. Başarılı bir iletişimin gerçekleşebilmesi için alıcının sadece iletiyi

alması değil, iletiye kaynak tarafından yüklenen anlamı da algılaması

gerekmektedir.

İnsan yaşamı için bu kadar önemli olan iletişim, özen

gösterilmesi gereken bir konudur. Söz konusu “insan” olduğu için

iletişimde hataya yer yoktur. Çünkü bu yanlışlar zaman zaman tahmin

bile edilemeyecek kadar kötü sonuçlar doğurabilir. Buna izin

vermemek amacıyla, iletişimin temel unsurlarının nasıl doğru ve etkili

kullanılacağını bilmek gerekir. Elinizde tuttuğunuz kitap bu amaca

hizmet etmek için hazırlanmıştır.

26

B. İletişimde Dil Unsuru

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan en kısa ve etkili yoldur.

İnsanın kendini ifade edebilmesi ve karşısındakini anlayabilmesi en

kolay dil ile gerçekleşir.

Dil, iletişimde tek yol olmamakla beraber, diğer yöntemlerden

çok daha kısa ve etkilidir. Dilin bu özelliği insanlara verilmiş doğal bir

yetenek olmasından kaynaklanır. Örneğin, bir olguyu konuşarak veya

yazarak başkalarına çok rahat aktarabiliriz. Ancak aynı olguyu

resimlerle veya hareketlerle anlatmaya çalışmanın zorluğu, dilin insan

yaşamı ve iletişimi için ne kadar önemli olduğunu çok iyi gösterir.

İletişim, bugün tüm dünyada en çok dil aracılığıyla kurulur.

Bundan dolayı dili doğru kullanmak çok önemlidir. Etkili ve doğru bir

iletişimin ilk gereği, kurallarına uygun olarak kullanılan bir dildir.

Örneğin, anlam karmaşaları ile dolu bir konuşmanın sağlıklı bir

iletişim aracı olması mümkün değildir. Dili doğru kullanmanın ilk şartı

ise dile hâkim olabilmektir. Bu da ancak dilin kurallarını, dil bilgisini iyi

bilmekle gerçekleşir.

Etkili ve doğru iletişim kurmak isteyen bir kişi, dili mutlaka doğru

kullanabilmelidir.

C. Etkili İletişimin İlkeleri

İletişimin önemini kavradıktan sonra, başarılı ve başarısız

iletişimin nedenlerini anlamak ve ortaya koymak önemlidir. Yapılan

hataların büyük çoğunluğu, etkili iletişimin beş kuralından birisinin

unutulması sonucunda gerçekleşir. Bu bölümde bu beş ana ilkeden

bahsedilecektir.

1. Odaklanma: “Konuyu araştırın, bütün konuyu, ama sadece

konuyu!” Etkili iletişimin ilk ve en önemli aşaması konuya

odaklanılmasıdır. Kaynak / göndericinin açık ve net bir fikri olmalı, bu

amaca kilitlenmeli ve ondan ayrılmamalıdır.

Akademik veya askerî ortamlarda konuşma ve yazma işlemi

genellikle öğretmen veya komutan tarafından sorulan bir soruya yanıt

vermeyi gerektirir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında yapmanız

gereken:

“Soruya yanıt verin, tüm soruya, ama sadece soruya.”

Odaklanma sorunları genel olarak üç şekilde karşımıza

çıkmaktadır:

a. Yanlış soruya yanıt vermek: Bu genellikle, verilen görevin

veya dinleyicinin / alıcının öğrenmek istediği bilginin yanlış anlaşıldığı

27

durumlarda ortaya çıkar. Çok başarılı olduğuna inanılan bir yazının,

konu yanlış ele alınmış veya konu anlaşılamıyor şeklinde eleştiri

alması ya da sorulan bir soruya çok uzun yanıt alınması ama cevabın

soruyla hiç ilgisi olmaması gibi durumlar bu hataya örnek olarak

verilebilir.

b. Sorunun sadece bir kısmına yanıt vermek: Soru birkaç

bölümden oluşuyorsa bu durumda, bize kolay ve ilginç gelen kısmı

detaylıca inceleyip daha zor ve sıkıcı olan bölümünü yanıtlamayı

unutmak, hatanın en sık rastlanan şeklidir.

c. Soruyla ilgisi olmayan bilgi eklemek: Bu tip hatada, soru

yanıtlanmıştır; bununla birlikte yanıt ilginç, fakat konuyla ilgisiz

bilgilerle birlikte sunulmuştur. Yanıt tam olsa bile, samanlıkta iğne

arar gibi yanıtı bulup çıkarmak gerekecektir.

Konuya doğru şekilde odaklanamamak, personel arasındaki

iletişimi ciddi şekilde zedeler.

Sözcükleri dikkatli okumadığımız veya sorulan soruya yeterince

dikkat etmediğimiz için her seferinde çaba ve emeğimiz boşa

gitmektedir. Komutanın imzalamadan geri gönderdiği evrakın büyük

çoğunluğu, konuyla ilgili asıl soruya yanıt verilmemesi nedeniyle geri

dönmektedir.

2. Düzenli Olma: “Bilgi ve düşüncelerinizi düzenli olarak

sunun.” Düzenli olmak, konunun mantığa dayalı bir sıra ile sistematik

olarak sunulmasıdır. Bu düzen, okuyucunun yazıyı sözcüklerin

üzerinden tekrar tekrar geçerek okumadan, yazarın ne demek

istediğini tahmin etmek zorunda kalmadan konuşmacıyı anlamasını

sağlar.

Düzenli hazırlanmamış bir yazı veya konuşma, karşıdaki insanın

kolaylıkla aklının karışmasına, sabırsızlanmasına ve okumayı / dinlemeyi

bırakmasına sebep olabilir. Belirli bir düzene bağlı olmadan verilen

bilgiler ne kadar önemli olursa olsun alıcı / dinleyici bunun farkına

varamayabilir ve hem verilen bilginin hem de yazıyı / konuşmayı

hazırlayanın değeri düşebilir.

Düzenleme ile ilgili sorunların çözümü ise nispeten daha

kolaydır ve bu çözümlerin kısa zamanda çok faydası görülür.

3. Açık ve Sade Olma: “Her sözcüğün hakkını vererek açık bir

iletişim kurun.”

Bu ilke birbiriyle ilgili iki konuyu kapsar. Bunlardan ilki, açık ve

anlaşılır bir iletişim için dilin kurallarının, sözcüklerin yazılışının ve

okunuşunun tam olarak bilinmesi zorunluluğudur. İkincisi ise

28

aktarılmak istenen düşüncenin sözcük yığınlarının arasında

saklanmadan doğrudan verilmesidir.

İnsanlar, yazıyı hazırlayanın veya konuşmacının dili yanlış

kullanmasını eleştirmek noktasında çok aceleci davranırlar. Böyle bir

durum sizin inandırıcılığınızı ve anlatmak istediğiniz düşüncelerin

kabul edilebilirliğini kısıtlar. Yanlış kullanılan sözcükler, etkili iletişimin

en önemli engellerindendir. Bu sebeple, Türkçenin doğru kullanılması

bir zorunluluktur ve bu konuda bir eksiklik varsa mutlaka

giderilmelidir. İyi bir dil bilgisine sahip olmak için çalışmak, kuvvetli

kaslara sahip olmak için ağırlık çalışmaya benzer; ancak kararlı bir

çalışma ile gelişim sağlanır. Unutmayın ki “Amacımız gelişmek olmalı,

mükemmel olmak değil.”

Dili düzgün kullanmak, başarmanın sadece yarısıdır. Dili doğru

kullanmalarına karşın konuşma yapan ve yazı yazan pek çok insan

meslek argosu kullanarak büyük, uzun ve edilgen cümlelerle

kendilerini başarısızlığa mahkûm ederler. Bu kötü alışkanlıklar

mesajın anlaşılmasını zorlaştırır.

4. Anlama (Farkındalık): “Dinleyicinizi ve onların beklentilerini

çözümleyin.”

Düşüncelerinizi başkaları ile paylaşmak istiyorsanız onların

konu hakkındaki genel bilgi düzeyini, yaklaşımlarını ve ilgi seviyelerini

bilmek yararlı olacaktır. Bir rapor yazmanız istendiğinde ise raporun

biçimini, istenen detay derecesini, raporu ne zaman teslim etmeniz

gerektiğini ve komutanın bu konudaki emrini bilmeniz yararlı olacaktır.

Dinleyici / alıcı kitlesinin yanlış değerlendirilmesinin iletişim

sorunlarına yol açabileceğini görmek çok da zor değildir. Şu ana

kadar katılmış olduğunuz konferanslarda bu hatanın yapıldığını birçok

kez görmüşsünüzdür.

5. Katkı (Destekleme): “Ana düşünceyi vermek için mantık ve

destek unsurları kullanın.”

Yazılar ve konuşmalar genellikle karşı kitleyi bilgilendirmek veya

ikna etmek amacıyla hazırlanır. Burada karşılaşılan zorlukların büyük

bir kısmı iddiaları destekleyecek bilgiyi toplarken ve düzenlerken

yaşanır. Verilmek istenen mesajın desteklenmesi ve bir mantık

örgüsü içinde sunulması hedef kitle üzerinde güven ve inandırıcılık

tesis eder.

Yazım kurallarına uygun, açık ve sade olarak yazılmış bir yazıyı

ancak ve ancak saptırılmış veya yanlış bilgi bozabilir. Bu bataklıktan

kaçınmak deneyimli yazar ve konuşmacılar için bile oldukça zordur.

Bunun en önemli nedeni ise insanın soyut düşünme yeteneğini

29

zorlamasını gerektiren mantık olgusunun, öğrenilmesi ve

öğretilmesinin zor olmasıdır. Küçük yaşlarda edinilmiş olan kötü

alışkanlıkların kırılması için özel çaba harcanması gerekmektedir.

Genellikle yapılan yanlışlıklardan kurtulmak ve mantık desteğini

kullanarak yazı veya konuşmanızı daha da güzelleştirmek için

yapılabilecek bazı pratik teknikler doküman içerisinde verilmiştir.

Ç. TSK’de İletişim ve İletişimin Önemi

İçinde yaşadığımız bilişim ve iletişim çağı ile birlikte gerçek

bilgiyi arayan herkes gibi TSK personeli de büyük bir bilgi denizinde

boğulmaktadır. Basın kuruluşlarınca sürekli olarak çelişkili haberler

verilmekte, uluslararası elektronik posta, İnternet ve diğer iletişim

araçları hızla yayılmakta, bu durumda ortaya çıkan bilgi denizinden,

gereksinim duyulan doğru ve gerçek bilgiye ulaşılması her geçen gün

daha da zorlaşmaktadır. Bu nedenle günümüzde, iletişimin daha net

ve odaklanmış olmasına her zamankinden daha çok gereksinim

duyulmaktadır.

İletişim, XXI. yüzyılın bilgi toplumunda TSK için vazgeçilmez bir

araçtır. Görevi arayan, bulan, üstlenen, araştıran, görevin

başarılmasına kendini adayan, çözümleyici düşünme becerisine

sahip, katılımcı ve paylaşımcı, istekli; her bakımdan güçlü ve

sorumluluk duygusuna sahip TSK personeli bu aracı en iyi şekilde

kullanmalıdır.

Kader arkadaşlığı, dayanışma, saygı ve sevginin çok özel bir

anlam ifade ettiği TSK’deki her türlü görevin başarıyla yerine

getirilmesinde etkili iletişim kurma becerisi çok önemli bir yere

sahiptir. Başarımız, bu konuda sahip olduğumuz bilgi, deneyim ve

yeteneklerimizi ne kadar etkili ve doğru kullanmamız ile yakından

ilgilidir. Kendimizi ifade edebilmek, dinletebilmek, ikna edebilmek,

kabul görmek, önemsenmek, tercih edilmek ve başarmak için doğru

ve etkili iletişim kurabilme yeteneği ilk adımdır.

Personel arasındaki sağlıklı ilişkinin varlığı ve devamı bütünüyle

iletişime bağlıdır. Bundan dolayı iletişim yaşamın her alanına yön

vermektedir. Meslek yaşamının da vazgeçilmezlerindendir. Çünkü

mesleki başarı, ekip olabilmekten geçer. Ekip ruhu da ancak sağlıklı

ve doğru bir iletişimle kazanılabilir. Ekip ruhunu ise doğru ve hızlı bir

iletişim olanaklı kılar. İletişim, daha önce de belirtildiği gibi yaşamın

her alanında çok önemli bir yere sahiptir. Ancak bu önem, birlik

görevlerinde çok daha farklı bir boyut kazanmaktadır. Çünkü doğru

iletişim, sistemin işleyişini en üst düzeye çıkarırken yanlış veya eksik

iletişimin çok ciddi ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceği gözden uzak

tutulmamalıdır.

30

TSK’nin yapısı, farklı coğrafyalardan gelen, farklı eğitimlerden

geçen, değişik kademelerdeki personelden oluşmaktadır. Bu

farklılıklara sahip personelin ekip olabilmesi ve görevini en iyi şekilde

yerine getirebilmesi için iletişimin doğru ve hızlı şekilde kurulması

esas alınmalıdır. Personelin kendini ifade edebilmesi, birbirini

anlayabilmesi ve bunun sonucunda bir ekip ruhu oluşturabilmesini

sağlayan, sağlıklı iletişimdir. Bu nedenle personelin doğru iletişimi

nasıl kuracağını öğrenmesi gerekmektedir.

31

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İLETİŞİMİN TEMEL BECERİ UNSURLARI

A. Konuşma

1. Konuşmanın Tanımı ve Genel Özellikleri

a. Konuşmanın Tanımı

Düşünce ve duyguların, başkalarına sözlü olarak bildirilmesine

konuşma ya da sözlü anlatım denir. Konuşma, insanın çevresiyle

doğrudan iletişim kurmasının en etkili yoludur. Konuşmaya, sesli

düşünme de denir. Buna göre insanlar düşüncelerini başkalarına

seslerle iletirler. Ancak bunu yaparken de sözlerini etkili kılmak için

jest, mimik, tonlama, vurgulama gibi konuşmayı tamamlayıcı ögelere

başvururlar. Konuşma olgusu; dil, düşünce, duygu, ses ve konuşma

organları gibi ögelerle doğrudan ilgilidir. Bunlardan birinin eksikliği ya

da yetersizliği, çeşitli konuşma kusurlarına yol açar.

b. Konuşmanın Yaşamımızdaki Yeri

Konuşmak, düz bir iletişim aracı değildir. Kişinin tüm

duygularının yanı sıra düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği en

etkin yoldur.

Yalın bir tanımla konuşma, duygu ve düşüncelerimizi, görüp

yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözle iletme işidir. Bu bağlamda

günlük yaşamımızın bir parçası gibidir. Tıpkı solumak, yemek yemek,

su içmek, yürümek gibi... Sabahın ilk saatlerinden yatma zamanına

değin sıradan bir günümüzü düşünelim; bu süre içinde konuşmanın

büyük bir yer tuttuğunu görürüz. Yakınlarımız ile, çevremizdekilerle,

dost ve arkadaşlarımız ile günün olayları üzerinde konuşmuşuzdur.

Karşılıklı olarak gazetelerde okuduklarımızdan, duyduklarımızdan,

kişisel ve toplumsal sorunlarımızdan söz etmişizdir. Bu sorunlar

üzerindeki düşüncelerimizi, görüşlerimizi açıklamışızdır. Böylece

düşünce alışverişi yapmış, yaşantılarımızı paylaşmışızdır. Bu, toplum

içinde yaşayışımızın doğal bir sonucudur. Günlük bir gereksinimdir.

Konuşma, günlük bir gereksinim olduğu gibi işimiz ve uğraşımız

yönünden de bir gereksinimdir. Kimimiz öğrenciyizdir; konuları

arkadaşlarımız ile birlikte tartışırız. Hazırladığımız bir konuyu sınıfa ve

öğretmenlerimize sunarız. Konumuz ile ilgili bize yöneltilen soruları,

eleştirileri yanıtlarız. Kimimiz öğretmenizdir; ders anlatırız,

öğrencilerin sorularını karşılarız. Kimimiz iş adamıyızdır; bir iş

toplantısına katılır, bu toplantıda değişik projeler üzerine görüşlerimizi

açıklarız. Kimimiz satıcıyızdır; satacağımız malın niteliklerini alıcıya

anlatır, onu iyi bir mal alacağına inandırmaya çalışırız. Kimimiz

32

avukattır; üstlendiğimiz davanın savunmasını yaparız. Kimimiz

doktordur; hastalarımıza hastalığının özelliklerini açıklar, iyileşmesi

için izleyeceği yolu gösteririz. Kısaca, her birimizin bir işi, bir uğraşı

vardır. Bu iş ve uğraşının gerektirdiği konuşmalar yaparız. Bunlar,

günlük iş ve uğraşı konuşmalarıdır. Her iş ve uğraşıda başarıyı

etkileyen etkenlerden biri de konuşma becerimizin o alandaki

gelişkinliğine, yetkinIiğine bağlıdır. Hele kimi iş dalları özellikle

konuşma sanatında ustalık gerektirir. Avukatlık, öğretmenlik,

politikacılık, tanıtıcılık ve satıcılık gibi... Öte yandan kimi iş ve

çalışmalar da takım hâlinde çalışmayı gerektirir. Söz gelişi tıp

alanındaki uygulama ve çalışmalar bu türdendir. Bilim ve uygulayım

(teknik) alanlarındaki yeni buluşlar, gelişmeler de bu alanlarla ilgili

kişilerin sık sık bir araya gelmesini zorunlu kılar. Konuşmalar,

konferanslar, açık oturumlar, masa başı tartışmaları (paneller), toplu

tartışılar (forumlar) düzenlenir. Kısaca, seçtiğimiz işte başarı yolu

üzerindeysek bu tür etkinlikIere katılmamız gerekecektir. Katıldığımız

bu etkinliklerde varlığımızı kanıtlamak, kendimizi kabul ettirmek de

konuşmamızın, düşüncelerimizi açıklamadaki ustalığımızın gücüne

bağlıdır.

Değindiğimiz gibi konuşma, bir düşünce alışverişi; başka türlü

söylemek gerekirse, yaşantılarımızı başkalarıyla paylaşma işidir.

Demokratik bir toplumda toplumsal yaşama bu yolla katılabiliriz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı, olaylar ve sorunlarla ilgili

görüşlerimizi açıklarız. Şurası açık bir gerçektir ki susan bireylerden

oluşan toplumlarda sağlıklı bir demokratik yaşamdan söz edilemez.

Çünkü demokratik yaşam, düşüncelerin, görüşlerin özgürce

söylenebildiği, özgürce tartışılabildiği bir ortam gerektirir. Bu ortamı da

düşüncelerimizi, görüşlerimizi kendi içimizde saklayarak değil, bunları

her olanaktan yararlanarak ortaya koymakla sağlayabiliriz. Bu da

bizden konuşma gücü ister. Susan, dinleyen, sadece onaylayan

bireyler olarak değil konuşarak demokratik yaşama hizmet edebiliriz.

Görülüyor ki konuşma, günlük yaşamımızın bir gereksinmesi

olmaktan öte bir yer tutuyor yaşamamızda. Demokratik yaşamı

oluşturmada bir etken, bu yaşama katılmamız için de hem bir olanak

hem de bir sorumluluk oluyor.

Öyle insanlar vardır ki etkili konuşmaları sayesinde bulundukları

her ortamda kısa bir sürede insanları etraflarına toplamayı başarırlar

ve çevreleri üzerinde kıskanılacak bir etki bırakırlar.

Örneğin işveren, personelini işe almadan evvel bir mülakattan

geçirir. Burada amacı, sınırlı bir sürede karşısındakini en iyi şekilde

tanımaya çalışmaktır. Bu görüşmelerin sonunda bazen bir bakarsınız

33

sizden çok daha az özelliklere sahip birisi, o çok istediğiniz işe

alınmıştır.

“Bu işin sırrı nedir?” diyecek olursanız bu sorunun yanıtı son

derece açıktır: Güzel konuşmayı becerebilmek...

Çünkü konuşmak, yalnızca düz bir iletişim aracı değildir. Kişinin

tüm duyguları yanı sıra tüm düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği

en etkili yoldur.

Güzel konuşmak için, Psikolog Jack Marrison Pollack diyor ki:

Önce dinlemeyi bilin: Birçoğumuz, ne söyleyeceğimizi

düşünmekten, başkalarının söylediklerini doğru dürüst dinlemeyiz. Siz

onları dikkatle dinlerseniz, onlar da sizi ilgiyle dinler.

Başkalarını ilgilendiren konulardan söz edin: Karşınızdakine

yetenekli olduğu konuda konuşma olanağı verirseniz, sıkıntılı bir

sessizliği önlersiniz ve çoğunlukla karşınızdaki, anlattıklarına o denli

dalar ki iki insanın konuşmasına en çok engel olabilecek sıkılganlığı

unutmuş olur.

Sıkıcı ayrıntıdan kaçının: Konuşurken en küçük ve gereksiz

hiçbir noktayı atlamadan anlatırsanız, siz ana konuya gelinceye kadar

karşınızdaki kişi sıkılır ve bu kişinin ilgisi dağılır.

Kesin ifadelerle konuşmaya çalışın: Konuşmaya başlamadan

durup önce aklınızda sözcükleri seçin. Bir konudan ötekine atlamayın.

Konuşurken konuştuğunuz kişinin yüzüne bakın, mırıldanmayın.

Sorularınızı yerinde sorun: Bir soruyu akıllıca sorarsanız

karşınızdaki kişinin “açılmasını” sağlarsınız. “İşler nasıl?” ya da “Ne

haber?” gibi sorular gereksizdir. Fakat “İşe nasıl başladınız?” veya

“Sizce nasıl?” gibi sorular karşınızdaki kişiyi konuşturur ve sizin de

gerekenden fazla konuşmanızı önler.

Öfkelendirmeden karşı çıkmayı öğrenin: Çoğu kez ne

konuştuğunuz değil de nasıl konuştuğunuz önemlidir. Dostça bir

tartışma konuşmayı zenginleştirir; fakat sertçe söylenen bir söz, iki

tarafın da hırsa kapılıp birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep olur.

Kimsenin sözünü kesmeyin: Biri konuşurken konuşmaya

girmeniz gerekirse konuşmayı keserken yumuşak bir cümle

kullanmanız gerekir.

Hoşgörülü ve anlayışlı olun: Çoğu kez bizi sinirlendiren ve

rahatsız eden kişilerle konuşmak zorunda kalırız. Böyle durumlarda

konuşulan konu ile ilgilenmeye çaba harcayın.

34

Övgü, çoğu zaman işe yarar: Birini haklı olarak övmek onun

ilgisini kazanmak olur. İnsanlara iltifat etmeyi öğrendiğiniz an,

sohbetiniz de daha zenginleşir.

Kendinizi birçok konuda geliştirin: Kitap okuyun, uğraş

alanları (spor, müzik vb.) bulun, araştırıcı olun. Böylece sohbetleriniz

zenginlik kazanır.

c. Konuşma Güçlüğü Çekiyor muyuz?

Konuşma gücünü nice yıllar sonra kazanan Helen Keller,

konuşamadığı yılları “suskunun köleliği” diye adlandırmıştır. Bu

adlandırmada gerçeğin payı büyüktür. Nesneler, varlıklar, olaylar,

kısaca bizi kuşatan doğal ve toplumsal çevre karşısında

düşündüklerimizi, duyduklarımızı sese, söze dönüştüremediğimiz

zaman köleyizdir. Varlığımızı kanıtlamada, dış dünya ile bağlantımızı

kurmada konuşmanın bize sunduğu olanaklardan yararlanırız. Acaba

bu olanakları gerektiği gibi kullanabiliyor muyuz? Nasıl konuşuyoruz?

Konuşma güçlüğü çekiyor muyuz? Söylemek istediklerimizi

karşımızdakilere etkili, güzel bir biçimde anlatabiliyor muyuz?

Anlatımımızı engelleyen birtakım yanlış alışkanlıklarımız var mı? Bu

konular üzerinde belki de hiç düşünmemişizdir. Şöyle bir deney

yapsaydık nasıl bir sonuçla karşılaşabilirdik? Varsayalım ki sıradan

bir günümüzün filmi yapılıyor ve yaptığımız her türlü konuşma da bir

teybe alınıyor. Böylesi bir kayıt, nasıl bir sonuç gösterecektir?

Bu kayıttan, öncelikle günün ilk saatlerinden gecenin geç

saatlerine değin türlü amaçlarla yaptığımız konuşmaları bütün

yönleriyle gözlemleyebiliriz. Konuşma güçlüğü çekip çekmediğimizi,

düşünce ve duygularımızı rahatça anlatıp anlatamadığımızı,

karşımızdakilerle doğal bir iletişim kurup kuramadığımızı anlayabiliriz.

Konuşurken hangi türden yanlışlar yapıyoruz, söylemek istediklerimizi

tam verebiliyor muyuz, bunları öğreniriz.

Konuşma sırasında yaptığımız yanlışların ayrımına varamayız.

Bunları ancak karşımızdakiler, bizi dinleyenler bilebilir. Oysa böyle bir

denemede kendi kendimizin dinleyicisi olacağımız için yanlışlarımızı

somut örnekleriyle görebiliriz. Belki tekdüze ya da çatlak, rahatsız

edici bir ses tonumuz vardır. Belki sözcükleri ağzımızın içinde

yuvarlıyoruz, gerekli vurgu ve tonlamayı yapmadan üst üste

söylüyoruz. Belki amacımızı tam karşılayacak uygun sözcükleri

seçemiyor; aşınmış, kullanımdan düşmüş sözcükler seçiyoruz. Belki

tam cümle kuramıyor, birtakım dil bilgisi yanlışları yapıyoruz. Belki

konudan sapıyor, daldan dala atlıyoruz. Belki el, kol, yüz

hareketlerimizi, bedensel davranışlarımızı konuşmanın akışına

uyduramıyoruz.

35

Bu “belkiler” daha da çoğaltılabilir. Önemli olan, kendimizi ve

konuşmamızı tanımak konuşma gücümüzü bir eleştiriden geçirmektir.

Bu da “Nasıl konuşuyorum?” sorusu üzerinde yeterince durmak,

düşünmekle olur. Öte yandan çevremizdeki kişilerin konuşmalarını bu

sorulara göre dinleyerek de böyle bir değerlendirmeyi yapabiliriz.

Hiçbirimizin konuşması tıpatıp birbirine benzemez. Çünkü

düşünsel ve dilsel yetkinleşmemiz tam bir özdeşlik göstermez. Bunda

yetişmemizin, içinde bulunduğumuz toplumsal ortamın da payı

büyüktür. Eğitimci, H. A. Overstreet bir gerçeği şöyle belirtir:

“Çocukların tümü, çevrelerindeki kişilerin diliyle konuşmaya

başlarlar, daha doğrusu konuşmayı onlardan öğrenirler. Bunlardan

ancak bir bölümü yaşamları boyunca sözlü anlatım becerilerini

geliştirebilirler. Yetişkinlik dönemlerinde konuşma sanatının

inceliklerini kullanabilen; durumlara ve konulara göre açık, etkili, güzel

bir biçimde konuşabilen bir düzeye erişirler. İyi bir konuşmanın

başarıyı hazırlayan etkenlerden biri olduğunu anlarlar. Bir bölümü ise

çevrelerinden öğrendikleri konuşma biçimini olduğu gibi sürdürürler.

Şurası açık bir gerçektir ki kişiliğimizi de düşünsel gelişimimizi de

belirleyen ana ölçüt, konuşmamızdaki yetkinliğimizdir.” Bunun

yargılardaki gerçek payını yadsıyamayız. Halk ya da bir topluluk

önünde konuşmayı bir yana bırakalım, bu gerçeği kişiler arasındaki

günlük konuşmalarda, söyleşmelerde de açıkça görebiliriz. Kimi

kişiler sıradan önemsiz bir konu üzerinde bile karşılarındakileri

ağızlarına baktırarak konuşurlar. Kendilerini büyük bir dikkatle

dinletebilirler. Çok güzel konuşan böyleleri için, “ağzından bal akmak”

deyimini kullanırız.

Konuşmalarının renkliliği, anlatışlarındaki doğallık ve içtenlik,

konuşmalarına kattıkları fıkra ve gülmece ögeleriyle büyülerler bizi.

Bunun yanı sıra, kimi kişiler de vardır, aynı konu üzerinde konuşurlar,

fakat doğru dürüst söyleyemezler söyleyeceklerini. Ağızlarından

dökülür sözcükler. Ağızlarına kira isteyen bir durumları vardır.

Mırıldanır, mızmızlanırlar sanki. Neyi, niçin anlattıklarının ayrımında

değillerdir. Ya bir sözü, bir düşünceyi yineleyip durur ya da daldan

dala atlarlar. İkide bir, “Ne diyordum? Haa! Gelelim meseleye...”

gibisinden zikzaklar çizerler. Bu da dinleyicilerini bıktırır, usandırır.

Hele kimileri de vardır ki karşısındakilere ağız açtırmaz. Sözün ucunu

bir kez ellerine geçirdiler mi konuşur da konuşurlar. Konu dışı,

gereksiz sözlerle dinleyicilerin kafalarını allak bullak ederler.

Konuşma açısından belirttiğimiz bu tipleri, şöyle alıcı bir gözle

bakarsak, kolayca bulabiliriz çevremizde. Ancak önemli olan, kendi

konuşmamızı, konuşmamızdaki eksiklikleri tanımaktır. Bu da sanıIdığı

36

gibi kolay bir iş değildir. Başkalarının eksikliklerini kolayca görebiliriz

de kendimize gelince iş çatallaşır, güçleşir. Çünkü bir tartıdan, bir

ölçüden kendimizi geçirmeye alışmamışızdır. Ne var ki güzel ve etkili

konuşma sanatını öğrenmenin ilk adımı, kendi konuşmamızı

tanımaktır. Eksikliklerimizi bilmezsek bunları gideremeyiz. Öyleyse şu

sorunun üzerinde duraIım: Konuşma güçlüğü çekiyor muyuz?

Aşağıdaki sorular, bunu anlamamıza bir ölçüde yardımcı olabilir:

- Söylediklerimi karşımdakiler kolayca anlayabiliyor mu?

- Düşüncelerimi açık ve etkili bir biçimde belirtebiliyor muyum?

- SözcükIeri söylerken söyleyiş ve dil yanlışları yapıyor muyum?

- Sesimi, duygu ve düşüncelerimi besleyecek, zenginleştirecek

bir yönde kullanabiliyor muyum?

- Tekdüze mi yoksa canlı ve hareketli bir biçimde mi konuşuyorum?

- Konuşurken bakışlarımı beni dinleyenlere yöneltiyor muyum?

- El ve yüz hareketlerimi kullanırken birtakım yapmacık durumlara

düşüyor muyum?

- Beni dinleyenlerin ilgisini dağıtacak, gereksiz ayrıntılardan, laf

kalabalığından kaçınabiliyor muyum?

- Anlattıklarımın önemine, değerine inanıyor muyum?

- Sözü başka alanlara kaydırıyor, amaçtan ve konudan sapıyor

muyum?

Kuşkusuz bu sorular kendi konuşma durumumuzu kabaca

tanıma açısından birer ipucudur. Bu eksiklikler üzerinde ileride ayrı

ayrı duracağız.

ç. Konuşma Gücümüzü Geliştirebilir miyiz?

Diyelim ki konuşma güçlüğü çekiyoruz. Birtakım temel

eksiklerimiz var. Bunları da biliyoruz. Başkaları güzel ve etkili bir

biçimde konuşuyor; ama biz öyle konuşamıyoruz. Biz de bu

eksiklerimizi giderebilir, güzel ve etkili bir biçimde konuşabilir miyiz?

Birçokları bu soruya olumlu bir yanıt vermezler. Onlara göre “güzel

konuşma sanatı” çalışmakla, özel bir çaba göstermekle öğrenilemez.

Çünkü bu bir yetenek işidir. Tanrı vergisidir. Nasıl insanların kimileri

mavi gözlü, sarı saçlı, esmer tenli doğuyorsa, bunları değiştirmek

insanın elinde değilse, konuşma işinde de bu böyledir. Kimi kişiler de

üstün konuşma yeteneğini doğuştan getiriyorlar, bunu sonradan

kazanmıyorlar. Güzel ve etkili konuşan nice kişiler var ki bunların

hiçbiri belli bir konuşma eğitiminden geçmiş değildir. Öyleyse

37

konuşmada yeteneği de, yeteneksizliği de Tanrı vergisidir. Bu yanlış

bir görüş ve düşünüştür. Çünkü bundan önceki açıklamamızda da

belirttiğimiz gibi konuşmayı ilk çocukluk yıllarımızda hiçbir çaba

göstermeden, çevremizdeki kişilerden öğreniriz. Başka açıdan

bakıldığında ise konuşma doğuştan getirdiğimiz bir yetenek değildir;

sonradan kazandığımız bir alışkanlık, bir beceridir. Her beceri, her

alışkanlık gibi bunu da zamanla ilerletir, geliştiririz. Nitekim Brayn adlı

bir düşünür şöyle der: “İyi ve güzel konuşabilme yeteneği, Tanrı

vergisi değil, çalışmakla, konuşma denemeleri yapmakla elde edilen

bir beceridir.”

Etkili ve güzel konuşma da bir bakıma sanattır. Nasıl ki her

sanatın yerleşik, temel kuralları varsa konuşma sanatının da kendine

özgü birtakım kuralları vardır. Nitekim birçok ülkenin okullarında,

üniversitelerinde konuşma sanatını öğreten özel bölümler, konuşma

laboratuvarları vardır. Buralarda konuşma sanatının kuralları, ilkeleri,

yöntemleri uygulamalı bir biçimde öğretilmektedir

2. Güzel ve Etkili Konuşmanın Nitelikleri

a. Güzel ve Etkili Konuşabiliyor muyuz?

Konuşma, karşılıklı olarak gerçekleştirilen etkileşimsel bir süreç

olduğuna göre güzel ve etkili bir konuşmanın nitelikleri üzerinde duran

konuşma uzmanları da bu sürecin eksiksiz gerçekleşip

gerçekleşmediğine bakarlar. Şöyle ki konuşma karşımızdakinde ya da

karşımızdakilerde bir yankı uyandırma, onları etkileme işi olduğuna

göre onlar üzerinde bunu yapabiliyor muyuz? Konuşmacı olarak

beklentimiz gerçekleşmiş oluyor mu? Söylediklerimizin doğruluğuna

ve geçerliğine bizi dinleyenler inandılar mı? Söylemek istediklerimizi

tam olarak iletebildik mi?

Bu ve bunlara benzer sorularla konuşmamızı değerlendirmek

için öncelikle güzel ve etkili bir konuşmada bulunması gerekli

nitelikleri, bu tür konuşmaların dayandığı ilkeleri tanımamız gerekir.

b. Güzel ve Etkili Konuşmanın İlkeleri Nelerdir?

Konuşma uzmanları, güzel ve etkili konuşmanın on temel

ilkesini belirli başlıklar altında toplamışlardır. Kuşkusuz, bunlar

donmuş, değişmez ilkeler değildir. Ancak bu ilkeleri yapacağımız bir

konuşmayı kendi kendimize değerlendirme, dinlediğimiz bir

konuşmayı eleştirebilme açısından birer ölçüt olarak kullanabiliriz.

1) İyi Bir Konuşma Yıkıcı Değil, Yapıcıdır: İnsanları

etkilemede önemli araçlardan biridir konuşma. Bu etkileme onların

duygularını kamçılama, yanlış yönlere yöneltme biçiminde

olmamalıdır. İster halk ya da topluluk önünde konuşalım ister

38

arkadaş, eş dost çevrelerinde; bizi dinleyenlerin inançlarını, değer

yargılarını göz önünde bulundurmalıyız. Bunları hiçe sayan ya da

yadsıyan bir konuşma, tepkilere yol açar. Elbette ki her konuşmanın,

bir iletisi (mesajı) vardır. Dinleyicilerimizi belli bir görüşe, belli bir

davranışa eriştirmek isteriz. Bunun için de onların duygularını

sömürmekten, özellikle kaçınmalıyız. Dinleyenleri avlamaya,

gerçekleri bir yana atıp salt duygulara yönelen bir konuşma, yapıcı bir

nitelik taşımaz. Yapıcı konuşma, dinleyicilerin inançlarını, değer

yargılarını, düşüncelerini olumlu bir yönde değiştirmeyi amaçlar.

2) İyi Bir Konuşma, İlginç ve Değerli Konuları Kapsar:

Seçeceğimiz konu, hem kendimiz için hem de dinleyicilerimiz için

ilginç olmalıdır. Açık bir gerçektir ki ilgi duymadığımız bir konuda

rahatça konuşamayız. Üzerinde konuşabileceğimiz konular sayısızdır.

Söz gelimi, günlük olaylar, yurt ve dünya sorunları, hayaller, umutlar,

düşler, korkular... vb. gibi. Bunlar, herkesin ilgisini çekecek nitelikteki

konulardır. İki kişi bile bir araya geldiğinde söz dönüp dolaşıp

bunlardan birine gelir. Konuşmanın düzeyini belirlemede de seçilen

konunun büyük bir payı vardır.

3) İyi Bir Konuşma, Konuşmacının Kişiliği ile Bütünleşir:

Konuşmacının kişisel nitelikleriyle konuşma arasında sıkı bir etkileşim

vardır. Söz gelimi, yalancılığı, ikiyüzlülüğü herkesçe bilinen birinin

“yalancılığın kötülükleri” üzerinde yapacağı bir konuşma, kimseyi

inandırmaz. Bunun gibi, konuşmacının kişisel görünüşüyle sözleri

arasında da bir bağlantı kurmak ister dinleyici. Bu yönden,

konuşmanın inandırıcılığında konuşmacının kişiliği önemli

etkenlerden biridir.

4) İyi Bir Konuşma, Belli Bir Amaca Yönelir: Yalın bir tanımla

amaç, dinleyiciler üzerinde konuşmacının bırakmak istediği etkidir.

Dinleyicilerimize neyi vermek istiyoruz? Onları neye, hangi gerçeğe

yönelteceğiz? Konuşmamız süresince bu soruları göz önünde tutmak

zorundayız. Bir amaca yönelmeden yapacağımız konuşma, dağınık,

etkisiz kalacak, dinleyicilerimizde bir karşılık uyandırmayacaktır.

5) İyi Bir Konuşma, Konuşmayı Etkileyen Etkenleri

Çözümleyerek Oluşur: Konuşmayı etkileyen etkenler şunlardır:

Konu, dinleyici, ortam ve konuşmacı. İyi bir konuşma yapabilmek için

bu ögeleri ayrı ayrı, bir bütün olarak değerlendirmeli, çözümlemeliyiz.

Üzerinde konuşacağımız konunun boyutları nelerdir? Dinleyicilerimiz

yönünden önemi nedir? Kimler için konuşacağız? Konuşacağımız

kişilerin toplumsal, kültürel, ekonomik durumları, yaş, cinsiyet

özellikleri nedir? Nerede, ne kadar süreyle konuşacağız? Konuşmacı

olarak kendi durumumuz nedir? Bu soruların üzerinde durup bir bütün

39

olarak bunları değerlendirmemiz gerekir. Konuşmamızı düzenleme,

hazırlama aşamasında bu soruları göz önünde tutmazsak başarılı

konuşma yapamayız.

6) İyi Bir Konuşma, Sağlam Bir Konuşma Yöntemi Üzerine

Kurulur: Yöntemimizi, amacımıza ve konuşma ögelerini

değerlendirmemize göre seçeriz. Genellikle konuşmalarda dört ana

amaç ve bu amaçlara yönelik dört ana yöntem vardır: Tartışma,

savunma, öğretme ve duyguIandırma. Amaçla yöntem arasındaki

bağlantıyı kurmak, başarılı bir konuşmanın ön koşullarından biridir.

Konuşmanın hazırlanışı bölümünde bu amaçlar ve yöntemler

üzerinde ayrıntılı bir biçimde duracağız.

7) İyi Bir Konuşma, Dinleyicilerin İlgi ve Dikkatini Toplar:

Hangi konuda olursa olsun, ilgi ve dikkat dağıldığı zaman iletişim de

durur. İlgi ve dikkatin diri, canlı kalması da dinleyicilerimizi

bilinçlendirmeye, onların meraklarını ayakta tutmamıza bağlıdır.

Başka bir deyişle, onları bizi dinlemeye, söylediklerimizi bizimle

paylaşmalarını sağlamaya bağlıdır. Bu da öncelikle dinleyicilerimizi iyi

tanımakla, söylediklerimizle onların ilgileri arasındaki bağlantıyı

kurmakla sağlanır.

8) İyi Bir Konuşma, Sağlam Bilgilere Dayanır: Hangi konuyu

seçersek seçelim, o konu üzerinde rahatça, doğal bir biçimde

konuşabilmemiz, konunun gerektirdiği bilgileri, araç ve gereçleri

edinmemize bağlıdır. Düşüncelerin dinleyicilere etkisiz ve etkili bir

biçimde aktarılması salt sözcüklerle, sözel simgelerle olmaz. Bunları

konunun ve durumların gerektirdiği gereçlerle de somutlaştırmak

gerekir. Varsayalım ki “köylerden kentlere göç” olayı üzerinde

konuşuyoruz; kullanacağımız sayılar, resimler daha çarpıcı, daha

etkili kılar konuşmamızı. Çünkü konuşma, görsel ve işitsel simgelerle

oluşturulan bir iletişim işidir.

9) İyi Bir Konuşma, Etkili Bir Ses Tonu, El ve Yüz

Hareketleri Gerektirir: Etkili bir ses tonuna dayanmayan, el ve yüz

hareketleriyle beslenip renklenmeyen bir konuşma, ölü bir

konuşmadır. Sözcüklerin anlam ve duygu yükü, ses tonumuz, el ve

yüz hareketlerimizle zenginleşir. İnsan sesinin değişik biçimler,

boyutlar kazanması yönünden oldukça geniş olanakları vardır. Bu

olanaklardan yararlanarak iletmek istediğimiz düşünce ve duyguları

canlı kılabiliriz. Başka bir deyişle sözü, göze ve kulağa daha iyi

iletebiliriz. Bu da konuşmamızın başarısını artırır.

10) İyi Bir Konuşma, Canlı Bir Dil, Hareketli Bir Üslup

Gerektirir: Konuşma, geniş anlamda sözlü bir iletişim biçimidir. Böyle

olunca temel aracı sözcüklerdir. Canlı, diri, amacımıza uygun

40

sözcükleri seçme, bunları cümle içinde yerli yerine yerleştirme, her

birinin ses ve anlam hakkını vererek doğru söyleme, konuşmamızın

etkisini, güzelliğini artırır. Cümlelerimiz için de bu böyledir. Kısa,

yoğun, hareketli cümleler kurma, bunlar arasındaki geçişleri doğal bir

biçimde sağlama, anlatışımızı canlılaştırır.

Sıraladığımız bu on temel ilke, güzel ve etkili konuşmanın

belirleyici özellikleridir. Bir konuşmayı, bu ilkelerin doğrultusunda

değerlendirirsek, onun başarısı üzerinde bir sonuca ulaşabiliriz.

Öyleyse bu ilkeleri kendi konuşmalarımıza uygulamaya çalışmak,

bunlara ne ölçüde uyup uymadığımızı araştırmak, konuşmamızı

geliştirmenin ilk adımıdır. Ne var ki saptanan bu on temel ilke, güzel

ve etkili konuşmanın temel noktalarıdır. Bunlar, kendi içlerinde de

birtakım temel noktaları içermektedir. Söz gelimi, konuşmanın ögeleri

olan dinleyici, konuşma ortamı, konuşmacı; konuşmanın hazırlanışını

içeren amacımızı saptama, amacımıza göre konuşma türleri ve

yöntemleri, konuşmanın gerektirdiği bilgi ve verilerin toplanması,

konuşmanın düzenlenmesi (planlanması; konuşmanın sunuluşunu

kapsayan) sunma, bedensel davranışlar, sesin idaresi, konuşmada

seçilecek dil ve anlatımın özellikleri... gibi. Bunlar üzerinde de ileriki

bölümlerde ayrı ayrı duracağız.

Görülüyor ki konuşma da bir sanattır. Bu sanatın uzun

deneyimler sonunda elde edilen ilkelerini, kurallarını tanır, bunları

biIinçle uygularsak konuşmamızı geliştiririz.

Bir kez daha belirtelim ki güzel ve etkili konuşma sanatı,

doğuştan getirilen Tanrı vergisi değildir. Bu, denemelerle, çalışmalarla

sonradan kazanılan bir beceridir. Deneyerek, çalışarak, konuşma

güçlüklerinin, özürlerinin kolayca üstesinden gelebiliriz. Sesimize,

sözümüze egemen olabiliriz. Hiçbir bedensel özrü olmayanları bir

yana bırakalım, bugün nice kekemeler bile çalışarak kekemeliği

yenmekte, güzel ve etkili konuşma sanatının inceliklerini

öğrenmektedir. Yeter ki bu öğrenme isteğini duyalım...

c. İyi Bir Konuşmacının Niteliklerini Taşıyor muyuz?

Güzel ve etkili konuşabilmek için, özellikle halk önünde ya da bir

topluluk karşısında yapılan konuşmalarda, dinleyicilerimizi, konuşma

ortamımızı tanımamız, bunları iyi değerlendirip çözümlememiz

gerektiğini belirttik. Bunu ne denli iyi yaparsak yapalım, yetmez.

Çünkü konuşmayı oluşturan ana ögelerden biri de konuşmacıdır.

Acaba konuşmacı olarak güzel ve etkili bir konuşma yapabilecek

nitelikleri taşıyor muyuz? Bu nitelikler nelerdir?

41

Bundan önceki bölümde iyi bir konuşmanın ilkelerini on ana

noktada toplamıştık. Denilebilir ki iyi bir konuşmacı, bu on ana ilkeyi

tanıyan, bunların buyruklarına uyan kişidir. Bununla birlikte yer yer o

ilkeleri de kucaklayan, güzel ve etkili konuşma sanatının inceliklerini

bilen bir konuşmacıda bulunması gerekli olan kimi nitelikleri de kısaca

açıklayalım:

Sorumluluk Duygusu: Ahlaki değerlere bağlılık, iyi bir

konuşmacının başta gelen niteliklerinden biridir. Bu da bize hem

kişilere hem de topluma saygılı olmayı buyurur. Sorumluluk

duygusundan yoksun bir kişi ise bunu umursamaz. Topluma ve

bireylere nasıl bir katkıda bulunacağı, hangi değer yargılarını, hangi

duygu ve düşünceleri aşılayacağı bir sorun değildir. Bu yüzden de

sözleriyle edimleri arasında bir uyum yoktur. Oysa, dinleyicilerimizin

bize inanabilirliği, saygınlığımız ilk elde buna bağlıdır. Yaptığımız işin

önemine, sorumluluğuna inanmazsak, dinleyicilerimizle aramızdaki

iletişim kopar. Öte yandan sorumluluk duygusundan yoksun bir

konuşmacı, gerçekleri kolayca çarpıtabilir, sözcüklerin gücüne

sığınarak kimi durumlarda dinleyenleri aldatabilir. Böylelikle bir ölçüde

başarı da sağlayabilir; ancak, bunlar gelip geçicidir. Saygınlık

kazanan, dinleyicisinin yüreğinde ve belleğinde iz bırakan

konuşmacılar, işine karşı, dinleyicilerine karşı, toplumsal ve ahlaki

değerlere karşı sorumluluk duygusuyla davranabilenlerdir.

Sağlam Bir Kişilik: İyi bir konuşmacı, dinleyicilerine tepeden

bakmaz. Düşüncelerini, duygularını, başka bir deyişle, konuşmasının

iletisini onlarla dostça paylaşmak ister. Bu da sağlam bir kişiliğin

belirleyici iki yönüne, içtenlik ve dürüstlüğe sahip olmayı gerektirir.

İçtenlik, dinleyici karşısında olduğumuz gibi görünmek ya da

göründüğümüz gibi olmaktır. İnandığımızı söylemekten kaçınır,

söylediğimize kendimiz inanmazsak, dinleyicilerimizi de kendimize

inandıramayız.

İçtenlikle dürüstlük iç içe yürür. Dinleyicilerimize söyleyeceklerimizi

dolaylamalara başvurmadan, doğrudan doğruya anlatmalıyız. Dürüst

bir konuşmacı, konuşma sanatını birtakım çarpıcı söz oyunları olarak

görmez. Söz cambazlığına sırt çevirir, söyleyeceklerini en yalın

biçimde, yapaylığa, yapmacıklığa düşmeden verir. Yalınlık da sağlam

bir kişiliği oluşturan nitelikler arasında yer alır.

Dinleyicilerimizi büyüleme, kendimize bağlama; söz cambazlığı,

söz oyunlarıyla değil, kendimize ve onlara güvenmemizle gerçekleşir.

Dinleyenlerimizin iç evrenlerine girme, onların yaşantıları, söz

dağarcıklarıyla antenlerimizi birleştirme ancak kendi duyarlığımızı

yapaylığa düşmeden dışlaştırmamızla olabilir.

42

İçtenlik, dürüstlük, yalınlıkla birlikte, dinleyicilerimiz bizden

hareketli, canlı, renkli bir söyleyiş de bekler. Kuşkusuz bunlar da

sağlam bir kişiliğin belirleyici özelliklerindendir. Konuşmamız duygusal

ögelerden yoksun, dümdüz, ölü ise dinleyicilerimizle aramızdaki

iletişim kopar. Bu kopuşu yansıtan en iyi ayna da dinleyicilerimizin

yüzleridir. Etkileyen gücümüzü, söylediklerimizi dinleyicilerimizin

bizimle paylaşıp paylaşmadığını bu aynada görebiliriz.

İçtenlik, doğruluk, nesnellik, yalınlık, canlılık gibi niteliklerin yanı

sıra gülmece ya da eski deyişle, mizah duygusu da sağlam bir

kişiliğin belirleyici yönlerindendir. Konuşmamıza yumuşaklık, esneklik

kazandırma, renklilik ve tazelik vermede bu duygunun önemli bir

katkısı olabilir. Konuşmamızın akışı içinde zaman zaman bu

duygudan yararlanma, dinleyicilerimizi gerginlikten kurtarır. Onların

ilgilerini toplar. Ancak bu, ileride de değineceğimiz gibi işlevsel bir

özellik taşımalıdır.

Düşünsel Olgunluk: Etkili bir konuşmacı, öncelikle üzerinde

konuşacağı konu üzerinde düşünsel bir olgunluğa kavuşmuş

olmalıdır. Bu kitap boyunca sık sık değineceğimiz gibi belli bir bilgi

birikiminden yoksunsak, söyleyeceğimiz söz yoksa, konuşma

sanatının kurallarını, ilkelerini ne denli iyi bilirsek bilelim yine de etkili

ve güzel konuşamayız. Düşünsel olgunluğumuz da bilgi

dağarcığımızın zenginliğine bağlıdır. Konumuzu seçmeden, konunun

geliştirilmesinde kullanacağımız verileri açıklamada göstereceğimiz

başarı, düşünsel olgunluğumuz ve bilgi dağarcığımızın zenginliğiyle

orantılıdır.

Bilgi dağarcığımız, salt öğrenim yoluyla edindiklerimizden

oluşmaz. Gözlemlerimiz, yaşantılarımız, kısaca edintilerimizin

tümüdür bu dağarcık. Ancak her konu, özel bilgiler gerektirir. Bu da

bizi, araştırmaya, okumaya yöneltir. Bu nokta üzerinde bundan

sonraki bölümde ayrıntılı bir biçimde duracağız.

Konuşma Yönteminde Ustalık: Etkili ve güzel konuşma,

konuşma sanatının ilkelerini tanımayı, bunları konuşma süresi içinde

uygulamayı gerektirir. Konuşmacı olarak bu ilkeleri tanıyacak,

konuşmamızı bunların kılavuzluğunda hazırlayacağız. Her konuşma,

özellikle halk ya da belli bir topluluk önünde yapılan konuşmalar,

belirli aşamalardan geçerek hazırlanır. Her aşamada yapmamız,

uymamız gereken işler, kurallar vardır. Örneğin, konumuzu seçme,

amacımızı belirleme, amacımız doğrultusunda bilgi toplama, bilgileri

düzenleme, konuşmamızı sunma gibi... Bundan sonraki bölümde

bunları ayrı ayrı ele alacağız. İyi bir konuşmacı, bu noktalarda belirli

becerileri kazanmış olan kişidir.

43

Buraya değin söylediklerimiz, konuşmayı etkileyen etkenler

üzerinde birtakım kuramsal öğütler ve saptamalardır. Önemli olan,

bunları işe, uygulamaya dönüştürmektir. Daha doğrusu, alışkanlık

durumuna getirmektir. Bu da güzel ve etkili konuşmanın ilkelerini,

kurallarını tanımayı aşan bir iştir. Tek başına tanımak yeterli

değildir. Tanıdığımız bu kuralları, ilkeleri uygulayamazsak bunlar,

birer süs bilgi olmaktan öteye geçemez.

Konuşmayı etkileyen etkenlerle ilgili olarak söylediklerimiz,

güzel ve etkili bir konuşmanın ilkeleri diye gösterdiklerimiz

gerçekte bugüne değin yapılmış birtakım denemelerin ürünüdür.

Yine, bunlar, başarılı ve başarısız konuşmaların

değerlendirilmelerinden, eleştirilerinden çıkarılmış sonuçlardır.

Bize geçmişin bir mirasıdır. Bu mirastan yararlanmamız, bizi

başarısızlığa düşmekten kurtarır.

3. Etkili Konuşmada Dikkat Edilmesi Gereken Konular

a. Yüz Yüze Konuşma

“İnsan beyni doğduğunuz andan itibaren çalışmaya başlar ve

toplum karşısında konuşmaya kalktığınız ana kadar durmaz.”

George Jessel

Er ya da geç bir topluluk karşısında konuşmak zorunda

kalacaksınız. Hele ordudaysanız bu kaçınılmazdır, engel olma

olasılığınız düşüktür ve konumunuz yükseldikçe de kaçınılmaz

olacaktır. Bu durum sizi düşündürüyor ve sıkıntıya sokuyorsa yalnız

değilsiniz. Araştırmalara göre çoğu insan, topluluk karşısında

konuşmayı ölüm korkusundan sonra ikinci sıraya koyar.

Deneyimsizseniz; bu bölümdeki konuşma ipuçları ve esasları, size bu

konuda yardımcı olacaktır. Başarılı bir konuşmacıysanız, bu bölümü

tekrarlama açısından gözden geçirin ya da atlayın.

Hedeflerinizden biri, konuşma düşüncenizi geliştirmek olmalıdır.

Olumlu düşünün ve mükemmel olmak üzerine değil gelişmek üzerine

odaklanın. Konuşma da dinleme gibi bir beceridir; bir kere temelini

kaptığınız zaman geri kalanı; uygulama güzelleştirme ve tarzdır. İlk

hatalarınızdan utanabilirsiniz; fakat yaşamaya devam edersiniz.

Çoğumuz konuşmacı olmayabiliriz; fakat temel ölçütleri öğrenirsek

hepimiz daha etkili konuşabiliriz. Mümkünse çevrenizdeki başarılı

insanlardan konuşma ipuçlarını öğreniniz. Zaten başarılı bir

konuşmacıysanız bildiklerinizi diğerleriyle paylaşın. Herkes nesnel ve

zamanında geri besleme alırsa konuşmasını geliştirebilir.

44

b. Her Şey Konuşma Tarzında Başlar

1) Sözlü İletişim

Bilginizi ve düşüncelerinizi iletmek için sesinizi nasıl etkili

kullanırsınız? Konuşma hızında, ses tonunda, vurgulamada, durmada

ve sesinizin diğer etkenlerinde kontrolünüz vardır. O zaman

sunumunuzun ilginç olması için sesinizi kullanın. Ne demek

istediğimizi anlamak için bu bölümü dikkatli okuyun.

Konuşma Hızı (Oran / Ritim)

Her konuşmaya uyan bir konuşma hızı yoktur. Yine de

unutmayın, insanlar bir dakikada konuşulan 120 sözcüğün 4 - 5 katı

daha hızlı dinleyebilir. Bu yüzden çok yavaş konuşursanız, sizin

konuşmanızdan daha hızlı bilgi alan birinin dikkatini ve ilgisini

kaybedebilirsiniz. Diğer taraftan, her zaman aynı konuşma hızını

kullanmak istemeyebilirsiniz. Sunumunuz esnasında neye vurgu

yapmak istiyorsanız orada ses seviyenizi yükseltin.

Ses Seviyesi / Gürültü

Ses seviyesi konuşmanıza vurgu yapabileceğiniz başka bir

sözlü tekniktir. Mümkünse odayı hangi ses seviyesi kullanacağınıza

dair kontrol edin ve unutmayın ki kalabalık ortamlar sesi yutar. Seyyar

mikrofon, özellikle büyük salonlarda, alçak sesli konuşmacılar için iyi

bir çözümdür. Bir noktaya vurgu yapmak için sesinizi alçaltın veya

yükseltin. Sesinizi alçaltmanız ve yumuşatmanız, vurgu yapmak için

daha etkili bir yoldur.

Vurgu / Ayar

Vurguyu etkili kullanmak için bir müzisyenin yeteneklerini pratik

yapmanız gerekir. Vurgu, ses perdesindeki notaların kullanımıdır.

Sizin için uygun bir ses seviyesinden başlayın ve daha sonra vurgu

için sesinizi alçaltın veya yükseltin, bunu da sesli - sessiz harflerdeki,

sözcüklerdeki ve cümlelerdeki vurgulara dikkat ederek yapınız.

Konuşmanızdaki “kesinlik” ifadelerinde yüksekten alçağa, şüphe

ifadelerinde ise “alçaktan yükseğe” tonlama kullanın. Tonlamadaki bu

değişiklikler konuşmanızı tekdüzelikten kurtarır ve dinleyicinin ilgisini

toplar.

Durak / Nefes Kontrolü

Duraklar size nefes alma, dinleyicilere de sizin düşüncelerinizi

anlama fırsatı verir. Asla acele etmeyin. Ara sıra durun ki izleyici ne

demek istediğinizi anlasın. Burada önemli soru, nerede duracağınızdır.

45

Konuşmadaki duruşlar, yazıdaki noktalamalar gibidir. Kısa

duruşlar cümledeki iki ayrı noktayı, uzun duruşlar da cümlenin bittiğini

anlatır. Aynı zamanda uzun duruşlar da bir düşünceden diğer

düşünceye geçerken kullanılabilir. Bu duruşlar size uzun gelebilir;

fakat genelde sizin düşündüğünüzden çok daha kısadır.

Dinleyicileriniz de bundan memnun olacaktır. Fakat konuşmanızı

gereğinden çok duraklamalarla da bölük pörçük bir hâle getirmeyin!

Telaffuz ve Türkçe

Telaffuzunuz Türkçeye olan hâkimiyetinizi gösterir. Söyleyiş,

sözcükleri anlaşılır bir şekilde ifade etme sanatıdır. Telaffuz ise

sözcükleri doğru söyleme sanatıdır. Düşüncelerinizi iyi ifade

edebilirsiniz; fakat yine de sözcükleri yanlış telaffuz edebilirsiniz. Ne

yazık ki çoğu insan sözcük telaffuzunu veya yanlış telaffuzu zekânızla

doğru orantılı düşünecektir. Kendinizi dinleyin, sözcüklerinizi

netleştirin ve dilinizi anlaşılabilir ve izleyicilere uygun hâle getirin.

Telaffuzdan emin değilseniz, işinize başlamadan önce sözlüğe

bakınız. Ayrıca İnternetteki bazı sözlüklerden de sözcüğü telaffuzuyla

dinleyebilirsiniz.

Uzunluk / Zamanlama

Sunuculuk öğretmenlerinin “zamanlama” konusu üzerinde

neden çok durduğunu hiç merak ettiniz mi? Çünkü sunumun

uzunluğu çok önemlidir. Askerî ortamda düşüncelerinizi kısa ve etkili

ifade etmelisiniz. Sözlü iletişimde ana kural konuşmayı kısa ve hoş

tutmaktır. Gereksiz yere vaktini alan birini hoş görecek çok az kişi

vardır. Konuşmadan önce elinizdeki malzemeyi toplayın. Ne

söylemek istediğinizi bilin. Aklınızın bir köşesinde her zaman

amacınızı ve izleyicinizi tutarak konuşun. Konuşma yaparken sesinizi

kontrol etme ve yönetmek için gerekli noktalara değindik. Bu

tavsiyelerimize uyarsanız herkesin imreneceği bir “radyo sunucusu”

sesine sahip olursunuz. Fakat hepsi bu kadar değil. Toplum içinde

konuşmak için sesinizi yönetmekten daha fazlasını yapmalısınız.

Jestlerinizi, mimiklerinizi, hareketlerinizi heyecanınızı kontrol altına

almalısınız.

2) Sözsüz İletişim

“İlk izlenimi vermek için ikinci bir şansın yoktur.”

Birçok çalışma göstermiştir ki insanlar sözlü olarak anlatılanların

%10’unu hatırlarlar. İlk izlenim ise daha çok sözsüz iletişime bağlıdır.

Sözsüz iletişimin unsurları kıyafetiniz, kendinizi nasıl taşıdığınız,

mimikleriniz ve diğer beden dilleridir. Karşılaşacağınız en büyük sorun

endişeleriniz olacaktır. Bu yüzden sahne korkusunu üzerinizden

46

atmaya hazır olun. Sahne korkusu, yanlış yönlendirilmiş enerjimizden

başka bir şey değildir; hissettiğimiz endişe veya heyecan başkalarının

göreceği bir şekilde ortaya çıkar. Çoğunuz çok güzel bir sunumun

sadece heyecanı kontrol edememekten dolayı kötü bir sunuma

dönüşmesine şahit olmuşsunuzdur. Aşağıda, sahne korkusunu

yenebilmeniz ve en iyi adımı atabilmeniz için size bir kontrol listesi

verilmiştir. En azından bu ipuçları ile izleyicilerinizi aldatabilirsiniz.

Unutmayın; heyecandan tamamen kurtulmak imkânsızdır. Fakat

heyecanınızın mesajınızı etkilemesini engelleyebilirsiniz.

Terli Eller Korkusunu Yenmek

- İzleyicilerinizi çözümleyin: Dinleme özellikleri, gereksinimleri,

davranışları ve eğitim geçmişleri... Bu sizin bilinmeyen sebepsiz

korkunuzu yenmenizi sağlayacaktır.

- Konuşma yaptığınız yeri kontrol edin. Gelecek izleyiciyi alacak

kapasitede mi?

- Tahtası var mı? Görsel yardımcılarınızı kullanabileceğiniz yer

var mı? Masalar, sandalyeler, havalandırma, ışık, kalemler, kâğıt,

telefonlar, fazladan projeksiyon lambası, vb... Bu yardımcılar düzgün

çalışıyor mu?

- Uygulama! Uygulama! Uygulama! Teyp, kamera, uzun ayna,

hatta arkadaşlarınızı kullanarak uygulama yapın. Ofiste veya başka

bir yerde “kuru geçiş” yapmayı deneyin. Uygulama her şeydir.

- Konuya girişinizi ve ana meseleye geçişinizi unutmayın. Bu

size her zaman ilk ve en zor anlarda yardımcı olacaktır.

- Her zaman güler yüzlü ve olumlu olun. İzleyicileriniz sizden

başarmanızı bekliyor.

- Endişelerinizi ve heyecanınızı içinizde saklayın. Hataları siz

söylemedikten sonra dinleyiciler anlamayacaktır.

- Sahneye çıkmadan hemen önce kısa bir yürüyüş yapın ki bir

miktar enerjinizi alsın.

- Mesajı verin. Dikkatleri mesajın üstüne çekin, kendi üzerinize

değil.

- Göz temasında bulunun ve geri besleme alın. İzleyicinizle

oynayın. İzleyicileriniz onlara konuştuğunuzu ve baktığınızı bilsinler.

Bu onların dikkatini çekecektir. Sadece notlarınıza bakarsanız

izleyicilerin ilgisini kaybedersiniz. Onların uyuduklarını bilmezseniz,

onları uyandıramazsınız!

47

- Konuşmacıların seviyesine uygun dil kullanın. Kısaltmalar

kullanın ve cümleleri kısa tutun. Soyut ve karmaşık meseleleri

anlatıyorsanız anahtar sözcükler üzerinde durun ve ayrıntılı, özel

örneklerle açıklayın.

- Sunumunuzu gazete kupürü, karikatür, müzik, uygun ve ilgili

sözler kullanarak zenginleştirin.

- Enerji fazlalığınızı doğal yollarla harcayın. Yüz ifadeleriyle,

jestlerle, yürüyerek ve parmaklarınızı kürsüye veya sandalyeye

bastırarak yüz ifadenizi, ellerinizi ve kollarınızı konuşmanızı etkili

kılmak amacıyla kullanın; ama kesinlikle aşırıya kaçmayın. Geri

yaslanmak, vücudu ileri itmek veya sağa sola yatmak ya da ayakları

bükmek enerjiyi atmak için geçerli bir davranış tarzı değildir. Bu

endişe verici durumlarla ilgili daha fazla bilgiyi yeri geldiğinde

vereceğiz.

- İyi görünmek, özgüven oluşturur ve izleyicilere karşı kredinizi

artırır. Saç tıraşına ihtiyacınız var mı? Üniformanız ütülü mü?

Rütbeleriniz ve isimliğiniz düzgün olarak takılmış mı? Düğmeler takılı

mı? Ayakkabılar boyalı mı? Dik, uyanık ve sakin misiniz? Unutmayın,

dağınık bir üniforma ve şaşkın davranışlar, dağınık ve şaşkın bir

konuşmacı demektir. Adil veya değil; ama izleyicinin beyni böyle

çalışır. Hepimiz doğal birer eleştirmeniz!

Garip Davranışlar

Endişeyle ilgili son birkaç söz daha. Göz önünde olduğumuzda

çoğumuzun yaygın olarak kullandığı garip davranışları olur. Burada

önemli olan kendi garip davranışlarımızı bilmek ve bunlarda aşırıya

kaçmamaktır. Her zaman kendinizi kontrol ediniz ve geri besleme

alınız. Zaman içinde bunu sanata çevireceksiniz. Biz aşağıya birkaç

tanesini çıkardık. Bunlardan hangisi size uyuyor?

- Filika: Bu tür konuşmacı kendisini, canını kurtaracakmış gibi

sahneye veya kürsüye bağlayan kişidir. En büyük korkusu, önünde

kendisini güven ve huzur içinde hissettiği tahtayı terk etmektir; bu

yüzden de ümitsizce iki eliyle kürsüye sarılır. Bu konuşmacı için

sahnede yürümek düşünülemez bile.

- İncir yaprağı: Bu konuşmacı yukarıdaki durumdan biraz

kurtulup ara sıra izleyici önünde tur atan kişidir, fakat ellerini ne

yapması gerektiğini hâlâ bilmez. Bu konuşmacı hızla, filika olan

kürsüye dönmek ister; ama onun yerine sabit duran kollarında incir

yaprağı gibi bir el diğerinin üzerindedir ve eller dinlenmededir. Bu

resmi canlandırabildiniz mi?

48

- EI yıkayanlar: Bunlar, tüm heyecanını elinde tutan

konuşmacılardır. Bunlar konuşurken ellerini yıkarlar da yıkarlar. Tüm

bu sürtünme sonunda ellerinde ısıdan dolayı yara olacağını

sanırsınız; fakat onlara bir şey olmaz! Onların bu davranışına

odaklanır, asıl konuşmayı kaçırırsınız.

- Kafesteki kaplan: Bu konuşmacıları dinlemek tenis maçı

izlemek gibidir. Bu konuşmacılar sahnenin bir tarafından diğer

tarafına volta atarlar, nabızlarını ölçmek için bile durmazlar. O kadar

çok enerji harcarlar ki sunumları bedensel bir çalışma olarak

adlandırılabilir. Bu tekniği el yıkamayla birleştirirlerse kalori

harcamaları çok daha fazla olur.

- Sallananlar: Sallananlar, özgürlüklerine kavuşmak isteyen

kaplanlar gibidir. Sahne korkusunun en yüksek basamaklarını

yaşamışlardır ve onlarda artık terleme ve ağız kuruluğu yoktur. Onlar

sadece sahnede konuşamama ve ayakta sabit duramama sorunu

yaşarlar. Konuşma deneyimleri onları eğitmiştir; fakat bu sanatı

istenilen rahat konuşma noktasına kadar getirmemiştir. İki türü vardır:

İleri - geri ve sağa - sola.

- Cep düşkünleri: Evet, kurallara uymuyor belki; ama bu türler

kesinlikle ceplerini diktirmelidirler. Çünkü ne zaman konuşmaya

başlarlarsa, akşam yediklerinden çocukluklarına kadar her şeyi

anlatırlar. Bu türler ümitsizce, el yıkayanlar veya incir yaprağı grubuna

dâhil olmak istemediklerinden ellerini ceplerine hapsederler. Bu

hareketin seyirciyi kızdırıp dikkatlerini dağıtacağını unuturlar. Bu

konuşmacılar ellerinde bir şey tutmanın onları “el yıkayanlar” grubuna

dâhil etmeyeceğine inanırlar.

- Kalemle oynayanlar: Bu konuşmacılar cep düşkünlerine

benzerler. Elleriyle bir şey yapıyor olmak zorundadırlar. Bütün

kalemler ve benzer nesneler bu konuşmacı sunumunu yapmak için

ayağa kalkmadan önce kürsüden kaldırılmalıdır. Kendilerini

ellerindeki bir kalemle oynamak zorunda hissederler ve bu da

genellikle izleyiciden iyi puan almaz.

Bu hareketler kendi başlarına bir konuşmacının başarısızlığına

sebep olmaz; fakat aşırıya kaçarsa sorun oluşturabilirler. İzleyiciler

konuşmacıyı dinlemek yerine onun hareketlerine takılabilir. Bir kez

daha belirtelim, bu tarz hareketleri herkes bir veya birkaç kez yapar.

Davranışlarınızdan haberdar olun, onları kontrol edin ve onların

sürekli davranışlarınız olmasına ve mesajınızın etkisini azaltmasına

izin vermeyin.

49

4. Konuşma Biçimi: Doğaçlama, Hazırlıklı ve Yazılı Metin

Sözlü iletinizi ulaştırma biçimi, hazırlanmanız gereken

zamandan, iletinin doğasına kadar birçok etkenden etkilenebilir.

Genel olarak kullanılan yapılar aşağıda ifade edilmiştir:

Doğaçlama: Doğaçlama, bir soruyu yanıtlanırken veya

sahneye çıkmak zorunda olduğumuz zamanki konuşmadır. Haberimiz

olmadan birkaç dakikalığına yaptığımız konuşma şeklidir. Bu işi çok

iyi başarabilmeniz için öz güveninizin çok yüksek, konuya

hâkimiyetimizin çok iyi ve ayaklarınız üzerinde düşünebilme

yeteneğinizin olması gerekir. Mükemmel bir konuşmacı, sözlü

iletişimde en yüksek noktaya ulaşmış kişidir.

Hazırlıklı Konuşma: Bu tür konuşmalar hazırlanmaya fırsat

bulduğumuz zaman yaptığımız konuşma tarzlarıdır. Çoğu askerî

konuşma bu şekilde yapılır. Bu, bir şeyler yazıp ezberlememiz

anlamına gelmez; fakat genellikle iyi bir planlama ve ön hazırlık

gerektirir. Anlık ve doğal olarak, konuşma esnasında özel sözcük ve

kalıplar kullanılır.

Yazılı Metinden Konuşma: Bu tür konuşmalar kesinlikle her

sözcüğün mükemmel olması gerektiği yerlerde kullanılır. Bu tür bir

konuşmayı yapabilmek için söylenecek her şeyin çok iyi belirlenmesi

ve kelimesi kelimesine bir hazırlık yapılması gerekir. Daha çok üst

düzey toplantılarda, çok karmaşık ve tartışmacı bir dil kullanılacağı

zaman kullanılır. Aynı zamanda senede birkaç kere yapılması

gereken rutin brifingler için ya da çok resmî kutlamalarda (emeklilik

veya madalya törenleri gibi) yapılır. Yazılı metin ile konuşma

yapmanın avantajları şöyledir:

- Temel konunun atlanmayacağını garanti eder.

- Hazırlıksız bir konuşmada olabilecek hatalar bu konuşma

türünde olmaz.

- Gerekliyse kesin tanımı ve tam cümleyi verir.

- Fazla yoğun hazırlanmadan ve prova yapmadan, konuya hâkim

olmayan bir personelin de böyle “konser ve brifing” verebilmesini sağlar.

UYARI: Yazılı bir metinden konuşma brifinge tat katar mı?

Kesinlikle hayır. Yetenekli bir konuşmacı değilseniz ve sözcükleri

olduğu gibi okuyorsanız bu kesinlikle çok sıkıcı olur. Konuşmacılar

genellikle uyaranlardan yoksun, göz kontağı kurmadan ellerindeki

metni alıp kürsünün arkasına geçerler. İzleyiciler sizin konuşma

metninin arkasına saklandığınızı ve kesinlikle hiçbir şey bilmediğiniz

bir konu hakkında konuştuğunuzu düşünürler. Ayrıca dinleyicilerinizi

50

bilirsiniz. Sizin okuduğunuz bu metni kendilerinin de okuyabileceğini

düşünürler. Bir konuşma metnini düzgün okuyabilmiş ve bittiğinde

hâlâ izleyicilerinizle doğrudan gözle iletişim kurabiliyorsanız başarılı

bir konuşmacısınız demektir.

İyi bir konuşma ve güzel bir hazırlık için bazı temel esaslar

şöyledir:

- Brifingi hazırlamak:

Okunması kolay, en az 12 puntodan oluşan bir metni sanki

konuşuyormuş gibi yazınız.

Hazırladığınız sayfanın sadece üstten 2 / 3’üne yazınız ki

gözleriniz aşağıya düşüp de izleyicilerinizle göz kontağınız kopmasın.

Boşlukları iki veya üç yapınız ve kesinlikle satır sonunda bir sözcüğü

veya sayfa sonunda bir tümceyi bölmeyiniz.

Sayfayı kalın harflerle numaralandırınız.

Vurgu yapmak istediğiniz sözcüğün altını çiziniz ve uzun bir

duruş yapmak istediğiniz yeri işaretleyiniz.

Görsel yardımcıları kullanacağınız yerleri belirleyiniz ve

işaretleyiniz.

- Uygulama yapınız.

- Yazıyı tekrar tekrar neredeyse ezberleyinceye kadar okuyunuz.

- Ses, göz teması ve vurguları kullanınız.

- Söylenmesi zor sözcüklerden ve uzun cümlelerden kaçınınız.

- Cümlelerinizi bitirirken ve duygusal bir şeyler söylerken

izleyicilerinize bakınız.

- EI hareketlerini kullanmayınız ve heyecanınızı yenmek için

uğraşta bulununuz.

- Görsel yardımcıları kullanınız.

- Öz güvenle bitiriniz.

- Neden okumayı tercih ettiğinizi kesinlikle belirtmeyiniz. Güzel

hazırlanmışsanız fark edilmeyecektir.

- Esnek olunuz. Gerektiğinde bazı yerleri de konuşma esnasında

kaldırabilirsiniz.

“Sonuç olarak” cümlesinden sonra konuşmanızı kesinlikle

uzatmayınız.

51

Sonuç bölümünde konuşmanıza yeni bilgiler eklemeyiniz.

Üç sunum şeklini de (doğaçlama, hazırlıklı ve yazılı metinden)

iyi kullanan birisi her zaman çok kıskanılır. Konuşmacı olarak bilgili,

güvenli olarak görülürler; çünkü ev ödevlerini çok iyi yapmışlardır.

Konularında uzman olabilirler ve düşüncelerini açık ve net bir şekilde

dinleyicilerine aktarabilirler. Sunumlarını iyi araştırmış, iyi

hazırlanmışlardır. Konuşmadan önce kesinlikle çok dikkatli düşünürler

ve her zaman ana düşüncelerini ortaya koyar, ne söylenmesi

gerekiyorsa onu söylerler. En önemlisi susacakları zamanı bilirler.

Hazırlanmanın, pratik yapmanın ve çalışmanın yerini tutacak başka

bir şey yoktur. Hazırlanmaya vaktiniz varsa kesinlikle hazırlanınız.

5. Konuşma Türleri

Yapılışlarına ve yapılarına göre konuşmaları iki ana türde

toplayabiliriz: Hazırlıklı konuşmalar, hazırlıksız konuşmalar. Hazırlıklı

konuşmada bildiğimiz gibi, konumuzu önceden seçiyor, amacımızı

belirliyor, bilgi topluyor, topladığımız bilgileri düzenliyor, sonra da

bunları konuşma metnine dönüştürüyoruz. Başka bir deyişle, ne

söyleyeceğimizi, nerede söyleyeceğimizi, kimlere söyleyeceğimizi

biliyoruz önceden. Oysa, kimi durumlarda böyle bir ön hazırlık

yapmadan konuşmak zorunda kalabiliriz. Diyelim ki bir anma ya da bir

okulun bitirme törenine katılmış olabiliriz. Bizden de o anda bir

konuşma yapmamızı isteyebilirler. Yapacağımız konuşma içimizden

geldiği gibi olacaktır. Bir de günlük, yani karşılıklı konuşmalarımız

vardır. Bunların tümünü burada ele alacak değiliz. Başlıcalarını genel

çizgileriyle belirtmekle yetineceğiz.

Konuşmaları belirli türler içinde toplarken onların amacını,

yapılış biçimlerini, oluşumunu göz önünde bulunduruyoruz. Yoksa

bunlar kesin çizgilerle birbirinden ayrılmaz. Dahası yer yer birbirleriyle

de kesişirler. Bu ayırmada konuşmanın işlevini de bir ölçüt olarak

alabiliriz. Amaç, işlev, yapılış yönünden başlıca konuşma biçimlerini

belirli adlar altında toplayabiliriz:

a. Günlük Konuşmalar

Evde, yolda, sokakta, okulda, iş yerinde, kahvede veya parkta

kısaca günlük yaşamın her kesiminde arkadaşlarımızla ve

çevremizdeki diğer insanlarla karşılaşır, merhabalaşır, selamlaşıp

esenleşerek şuradan buradan konuşuruz. Bu konuşma, öteki

konuşma biçimlerine göre yaşamımızda daha çok yer tutar. Belli bir

amaca yönelik olanları da vardır olmayanları da vardır.

1) Gelişigüzel Konuşma ve Söyleşmeler: Bu, tanıdıklarımız,

eş ve dostlarımızla olduğu gibi herhangi bir ortamda yeni tanıştığımız

52

kişilerle de dereden tepeden, şuradan buradan, daldan dala atlayarak

yaptığımız konuşma biçimidir. Adlandırmamızdan da anlaşılacağı gibi

öyle önceden amacı belirlenmez, özel bir hazırlık gerektirmez.

Kuşkusuz özel bir hazırlık gerektirmez ama yine de uymak ya da

izlemek zorunda olduğumuz kimi ilkeleri vardır. Şöyle ki bu tür

konuşmalar gelişigüzel biçimde başlar; ama daldan dala atlanarak

değişik konuların kapısını çalarız. Sanattan siyasete değin bin bir

türlü konuyu gelişigüzel konuşuruz. Söyleşi havası içinde şurasından

burasından irdelenir.

Gelişigüzel konuşma ya da söyleşmelerde kendimizi

dinletebilmek için dinlemeyi bilmeliyiz. Karşımızdakine saygı ile

davranmalı, içten olmalıyız. Bu tür konuşmaları ballandıran bu

içtenliktir. İçtenliğin yanı sıra şu noktaları da aklımızda tutmalıyız:

- Konuşurken kendimizden çok söz etmemeli, “ben şöyleyim,

ben böyleyim” cümlelerinden sakınmalıyız.

- Hep kendimiz konuşmamalı, karşımızdakine de konuşma

olanağı vermeliyiz.

- Karşımızdakinin sözünü ağzından almamalı, konuşmasını

kesmemeliyiz.

- Çevremizdekileri ya da karşımızdakini incitici, kaba, argo

sözcük ve deyimleri kullanmaktan kaçınmalıyız.

- Sesimizi, ses tonumuzu iyi ayarlamalı bağırarak konuşmaktan

çekinmeliyiz. Bunun gibi duygu, düşünce ve yaşantılarımızı anlatırken

her türlü abartıdan özellikle kaçınmalıyız .

- İki kişi konuşuyorsa konuşmaya katılmanın uygun zamanını

beklemeliyiz. Bu da karşımızdakilerin konuştukları konuda

düşüncelerimizi, görüşlerimizi sormalarıyla ortaya çıkar.

2) Görüşmeler (Mülakatlar): Görüşme, günlük konuşmaların

bir amaca yönelik özel bir türüdür. Görüşmelerin hangi amaçla

yapılacağını, görüşmeden önce ne gibi bir ön hazırlık yapmamız

gerektiğini daha önceki bölümlerde kısaca belirtmiştik. Yapacağımız

görüşmenin verimli ve başarılı olması, kimi noktalara uymamızla

gerçekleşir. Önce kiminle görüşeceğimizi kararlaştırmalı,

görüşeceğimiz kimseyle nerede ve ne zaman, hangi konuda

görüşeceğimizi belirtmeli, gerekli hazırlıkları yapmalıyız. Bu konudaki

yayınları olanaklar ölçüsünde gözden geçirmeliyiz. Ne soracağımızı

saptamalı, her soruyla neyi öğrenmek istediğimizi açık seçik

saptamalıyız. Soruları sorarken aldığımız yanıtlara göre gerekirse

yeni sorular sorabilmeliyiz.

53

3) Öğretici ve Tartışmacı Boyutlu Konuşmalar: Dinleyici ya

da konuşmacı olarak katıldığımız konuşmaların büyük bir bölümü de

öğretici ve tartışmacı boyutlar taşır. Bir gerçeği öğretme, bir düşünce

ya da bilgiyi yayma doğrultusunda olabileceği gibi kimi gerçekleri

ortaya çıkarma, yerleşik kanı ve düşünceleri değiştirme yönünde de

olabilir. Bunların başlıcalarını ana noktalarıyla tanıyalım:

a) Rapor ve Konferanslar: Bizi konuşmaya iten temel

amaçlardan biri de öğretme, bir düşünceyi, bir duygu ya da yaşam

gerçeğini karşımızdakilerle paylaşma isteğiydi. İşte bir düşünceyi, bir

duyguyu, bir insan ya da toplum gerçeğini dinleyicilere açıklama,

onları bilgiyle donatma ereğiyle yaptığımız konuşmalar, rapor ve

konferans adıyla adlandırılır.

Bu tür konuşmalarda başarı sağlama ne için, kimin için

konuşacağımızı bilmeye bağlıdır. Dinleyicilerimizin düzeyini, onların

hangi türden bilgiye gereksinim duyup duymadığını bilmeyi gerektirir.

Bu bağlamda değişik rapor türlerinden söz edebiliriz. Söz gelişi bir

öğretmenin sınıfında verdiği ders, bir tür sözlü rapordur. Amaç,

öğrencilerin bilgi dağarcığını zenginleştirme, bilgi düzeyini

yükseltmedir. Bunun gibi, bir şirket ya da derneğin sorumlu yöneticisi,

dernek ya da şirketin siyasetini belirleyecek yönetim kuruluna rapor

verir. Bu durumda onları kolayca karar alıp uygulayacak bilgiyle

donatır. Bazen de bir kurum ya da kuruluşun danışmanı değişik soru

ve sorunlar üzerine rapor düzenler, ilgililere sunar.

İyi bir rapor, bilgileri tam, açık ve aydınlık, ilgi çekici bir biçimde

yansıtmalıdır. Bunun için de daha önceki bölümlerde değindiğimiz bir

konuşma metninin hazırlanmasında uyulacak kurallara bağlı

kalınmalıdır. Sorun sınırlandırılarak ele alınmalı, açık ve anlaşılır

biçimde bölümlere ayrılmalı, öne sürülen düşünceler ve iletilecek

bilgiler genellemelerden uzak, özel ve somut biçimde yansıtılmalı,

ana ve yardımcı noktaları içeren bir cümle planı hazırlanmalı,

hazırlanan plan açıklama, betimleme ve öyküleme yollarından

yararlanılarak hazırlanmalıdır.

Raporlar gibi konferanslar da öğretici, açıklayıcı amaca

yöneliktir. Konferans; sanat, bilim, eğitim, teknoloji, uzay çalışmaları,

insan ilişkileri, uluslararası ilişkiler gibi değişik alanlardan seçilecek bir

konu üzerinde konuşmaktır. Konferansta o sorunla ilgili değişik

boyutlar, gelişmeler, sorunu çözüme götürecek öneriler, açıklamalar

bir bütünlük oluşturacak yönde ele alınır.

Konferansçı, alanında tanınmış uzman kişidir. İyi bir

konuşmacının daha önceki bölümlerde belirttiğimiz niteliklerini taşır.

54

Alanındaki gelişme ve değişmeleri yakından izleyen, bilgi düzeyine

güvenilen kimsedir.

Konferanslarda konuşmacı, dinleyicilerin yüreklerinden çok

kafalarına seslenmeyi amaçlar. Coşkulandırmayı, duyguları

devindirme yerine bilgilendirmeyi, öğrenmeye karşı güdülemeyi

düşünür. Konferansını da bu doğrultuda düzenler. Konferans

metinlerindeki dilin ağırbaşlı olması, terimsel bir doku taşıması,

duygusallıktan uzak olması da bundandır işte.

b) Söylevler: Bu tür konuşmalar da öğretici bir boyut taşır.

Ancak konferans niteliği taşımaz. Buradaki öğretmenin amacı, bilgileri

zenginleştirme değil, duyguları devindirme, dinleyenlerin duygu ve

davranışlarını belirli bir amaç doğrultusunda etkilemedir.

Konuşmacının amacı, dinleyicilerinin yüreklerinde titreşimler yaratma,

onların duygu evrenlerini kamçılamadır. Bunu yaparken ister istemez

kimi şeyleri de öğretecektir. Ancak bu, kupkuru bir öğrenme değildir.

İşte söylevin konferanstan ayrıldığı nokta burada başlar. O,

dinleyicisinin saIt kendi gibi düşünmesiyle yetinmez, kendisi gibi

duymasını, davranmasını da ister. Bunun için de onların düş gücünü

devindirmeyi, bu gücü kamçılamayı amaçlar. Söylevin söz ve cümle

örgüsünü, konferansınkinden ayıran yön de buradan gelir. Bu,

vurgulamaya çalıştığımız gibi dinleyicilerin düş ve imgeleme güçlerini

devindirmeye yönelik bir söylem biçimidir.

c) Kümesel Konuşmalar: Bu tür konuşmalar büyük ölçüde

tartışmaya dayanan konuşma türleridir. Çünkü karşılıklı

konuşmalarınızda ve bir topluluk karşısında yaptığımız konuşmalarda

sık sık başvurduğumuz bir konuşma biçimi de tartışmadır.

Tartışmalara genellikle karşımızdakilerin kanılarını değiştirmek, onları

doğruluğuna ve gerçekliğine inandığımız düşüncelere ulaştırmak için

girişiriz.

Uygulamada değişik biçimleri vardır tartışmanın. Söz gelimi, bir

yargı üzerinde iki kişi tartışır. Buna özel tartışma denir. Bunun gibi bir

topluluk karşısında, bir küme içinde tartışırız. Buna da küme

tartışması adı verilir. Küme tartışmaları da bugün, değişik adlar

altında uygulanmaktadır. Örneğin, “paneI”, “forum”, “açık oturum”

gibi... Biçimi ne olursa olsun, sağlıklı bir tartışmanın oluşması için

tartışmayı oluşturan kimi noktaları çok iyi bilmemiz gerekir.

Tartışmanın ilk adımı, ortaya bir önerinin atılmasıdır. Bu,

dinleyicimizin ya da karşımızdakilerin kabul etmesi için öne

sürdüğümüz yargıdır. Bu yargı, olumlu ya da olumsuz olabilir. Ancak

ister olumlu ister olumsuz, önerimizin kimi nitelikleri taşıması gerekir.

Bir kez önerimiz tek yönlü olmalı, tartışmayı değişik yönlere

55

sürükleyecek nitelik taşımamalıdır. Belli bir düşünceyi yansıtmalı,

tartışma noktası açıkça belli olmalıdır. Hemen belirtelim ki öneri

olarak öne sürdüğümüz yargılar, çok kez karmaşık bir nitelik taşır.

Örneğin, “Bu gül kırmızıdır.” yargısını eIe alalım. Bu yalın yargının

bile iki boyutu vardır: “Bu güldür.”ve “Bu kırmızıdır.” Ancak burada

tartışılacak olan kırmızılıktır.

Tartışmanın başarılı olması için önce öne sürdüğümüz önerinin,

başka bir deyişle, tartışılacak düşüncenin açık seçik olması gerekir.

Açık bir öneri, söylemek istediklerimizi tam karşılayandır. Daha önceki

bölümlerde de zaman zaman belirttiğimiz gibi açıklık, sözcüklerin

seçimi, cümledeki yeri, onlara yüklenecek anlamla ilgili bir durumdur.

Anlamsa kolayca sınırlandırılıp belirtilemez. Nesnel kavramlarda bile

böyledir. Bu durum, kavramların ve anlamlarının kişiden kişiye

değişmesi, soyut konularda “güzel, çirkin, doğru” gibi kavramlarda

daha da belirginleşir. Bu yüzden tartışmayı olumlu biçimde

yürütmenin yolu, sözcüklere ve terimlere belirgin anlamlar yükleyerek

sözcükleri kullanmaktır.

Tartışmada öneri ortaya atıldıktan sonra ikinci adım onu

kanıtlamaktır. Bu da kanıtlarımızı iyi seçmeyi gerektirir. Genellikle iki

türlü kanıttan yararlanırız: Gerçek ve kanı. Gerçek; gözlenen,

deneylerle doğrulanabilen olgu ve düşüncelerdir. Söylediklerimizi

gerçeklere yaslama, karşımızdakilerin kanı ve düşüncelerini değiştirir.

Kanı ise kişiden kişiye değişen, değişik yorumlara açık olan yargı ve

düşüncelerdir. Salt kanılara dayanan bir tartışma, ereğine ulaşmaz.

Tartıştığımız konuda öne sürdüğümüz öneriyi inandırıcı

kılmanın bir başka yolu da tanık göstermedir. Tanık göstereceğimiz

kimse, tartıştığımız alanda tanınmış, yetke sahibi biri olmalıdır.

Yetkelik, genellikle bir kimsenin belli bir alandaki başarısına dayanır.

Söz gelimi, zengin bir tüccar, para kazanmanın yolunu, ünlü bir

ressam resim yapmanın tekniğini, tanınmış bir güreşçinin de güreşin

yolunu yordamını çok iyi bildiği varsayılır. Çünkü başarı, başarıyı

kazanmış kişiye karşı bizde güven duygusu yaratmıştır. Böylece onun

sözlerini daha inandırıcı buluruz. Bu nedenle üzerinde tartıştığımız

konuda tanınmış kimselerin adını anarak, sözlerini ve düşüncelerini

kendi söyleyeceklerimize destek olarak seçme, söylediklerimizin

inandırıcılığını artırır.

Tartışmaya dayalı kümesel konuşmalar biçimsel yönden büyük

ölçüde birbirini andırır. Bunların kimi yönleri ortaktır. Ancak amaç,

tartışmaya katılanların sayısı, dinleyicilerin durumu gibi yönlerden

aralarında küçük ayrımlar da yok değildir. İşte bu ayrımları göz

önünde bulundurarak konuşma alanında çalışan uzmanlar bunları da

türlendiriyorlar. Kümesel konuşmaların başlıcaları şunlardır:

56

(1) Panel: Bir sorunu ortaya koyma, o sorunun çözümü

konusunda değişik görüşler öne sürmeye dayanan bir küme

tartışmasıdır. Panele katılan konuşmacı sayısı dört sekiz kişi arasında

değişir. Dinleyicilerin tam karşısına düşecek yüksekçe bir yerde, bir

masa etrafında yarım ay biçiminde oturulur. Panel başkanı

(konuşmaya katılanlardan biri) konuşmayı açar; dinleyicilere panelin

konusunu, nasıl bir yol izleneceğini, panele kimlerin konuşmacı olarak

katıldığını söyler. Sonra da konuyu açmaya, sorunu belirlemeye

yönelik soruları sırayla sormaya başlar.

Her konuşmacı, soruyla ilgili görüşlerini ortaya koyar. Kuşkusuz

görüşlerin birbiriyle örtüşmesi beklenemez. Ancak konuşmacıların

değişik yaklaşımlar içinde de olsa bir düşünce alışverişi içinde

olduklarını unutmamaları gerekir. Konuşmacılar görüşlerini söyleyip

bitirdikten sonra dinleyiciler de konuşmacılara soru yöneltip kendi

düşüncelerini açıklayabilirler. Ne var ki bu soru ve açıklamaların

konuya yönelik olması, kısa ve özlü bir nitelik taşıması gerekir.

Dinleyiciler de soru ve açıklamalarını bitirdikten sonra başkan,

söylenenleri derleyip toparlar; özetleyerek paneli bağlar.

(2) Sempozyum: Sempozyum, sayısı üç beş kişi arasında

değişen bir konuşmacı kümesinin belli bir dinleyici topluluğu önünde

herhangi bir sorunla ilgili önceden hazırladıkları kısa konuşmaları

sunma işidir. Panelden ayrıldığı yön, bir küme tartışması olmaktan

çok, halk önünde yapılan birer konuşmalar toplamı olmasıdır. Amacı

da dinleyicileri coşkulandırma, duygu ve davranışlarını etkileme değil,

onları bilgilendirmedir. Bir konuda değişik konuşmacıların neler

düşündüklerini görüp öğrenmeleridir. Sempozyum, üzerinde

konuşulacak sorunun ortaya konmasıyla başlar. Konuşmacılar için en

sağlıklı yol, sorunu bir bütün olarak ele almaları, görüşlerini bir bütün

olarak yansıtmalarıdır. Sorunu değişik boyutlarıyla ele alma, bunlara

yeri geldikçe açıklama getirme, konuşmayı etkisiz kılar.

Sempozyum yöneticisi, konuşmacıları tanıtır; tartışılacak

sorunun önemini birkaç tümceyle vurgular. Konuşmacılar, konuşma

sıralarını bitirince de dinleyicilerin sorularını yanıtlar.

(3) Açık Oturum: Değişik görüşler taşıyan küçük bir konuşmacı

kümesinin (üç beş kişi) belli bir konuda ve dinleyiciler önünde

tartışmasıdır. Üzerinde tartışılacak konu; bilim, sanat, siyaset,

toplumsal sorunlarla ilgili olabilir. Kimi zaman da bu tür açık

oturumlar, radyoda ve televizyonlarda düzenlenir. Açık oturum

başkanı, önce açık oturumun konusunu dinleyicilere açıklar, açık

oturumun nasıl bir yolla gerçekleştirileceğini belirtir; sonra da açık

oturuma konuşmacı olarak katılanları tanıtır. Sırayla konuşmacılara

57

söz verir. Açık oturumu yöneten kişinin konuşmacılara eşit süreyle

söz vermesi, gerekmedikçe konuşmanın akışını kesmemesi gerekir.

Süreyi iyi ayarlaması, konuşmacılara ayrılan süreyi iyi

değerlendirmesi; açık oturumun sonunda, üzerinde tartışılan sorunun

hangi yönlerinde ortak görüşlere varıldığı, hangi yönlerinde

varılmadığını belirtmesi zorunludur.

(4) Münazara: Ortaya atılan bir savın doğru ya da yanlış

olduğunu bir dinleyici topluluğu önünde tartışmadır. Diyelim ki ortaya

şöyle bir sav atılıyor: Kadınlar çalışmalı mı çalışmamalı mı? Savın

olumlu yönünü bir küme, olumsuz yönünü de bir küme tartışıyor.

Ancak kümeyi oluşturan konuşmacıların tümünün konuşmacı olması

gerekmez. İçlerinden birini seçerler. Seçilen sözcülere sırasıyla söz

verilir. Kimi zaman da takım olarak münazara yapılır. Takımı

oluşturan üyeler kendi aralarında görev bölümü yaparlar. Sorunun

hangi yönünü tartışacaklarsa o yönü belli açılardan bölüşürler.

Bir zamanlar öğrencilerin konuşma gücünü geliştirme yönünden

okullarda sık sık münazara yapılırdı. Münazara, bir düşünme ve

konuşma sporu olarak ele alınmalıdır. Yanlışı doğru diye

benimsetme, yaşamın akışına ters düşen konuları tartıştırma

münazaranın zararlı yanları olarak söylenebilir.

(5) Forum: Kümesel tartışma ya da konuşmaların bir türü de

forumdur. Sözcük kökensel yönden eski Roma’ya değin uzanır.

Forum; halkın toplandığı, toplumsal sorunların tartışıldığı yer

anlamına gelir. Kimi sorunların irdelenerek karara bağlandığı toplantı

anlamında da kullanılmıştır. Günümüzde de bu anlamını

korumaktadır. Bir sorunun dinleyicilerin daha etkin olduğu, sorular

sorup görüş belirttiği bir toplantıda tartışılmasıdır. Foruma katılacak

konuşmacı sayısı konunun ve sorunun özelliğine göre beş yedi

arasında olabilir. Forumu yönetecek kişinin sorumluluğu büyüktür.

Konuşmanın akışını ve sözün ipini avucunda tutacak, konuşma

inceliklerini iyi bilen biri olmalıdır. Konuşmacılara soracağı soruları

ustalıkla dengelemeli, konuşmacıların konu dışına çıkmasına,

gereksiz laf kalabalığına ve konuyu boğuntuya getirmemelerine özen

göstermelidir.

Kümesel tartışmaların hemen tümü (panel, sempozyum, açık

oturum) bir dinleyici topluluğu gerektirir. Bu topluluğun salt

konuşmacılara bakan, onları izleyip onaylayan, edilgen kimseler

olması beklenemez. Beklenen, dinleyicilerin de tartışmalara

katılmasıdır. Bunun için de öteki kümesel konuşmalarda olduğu gibi,

forumdan sonra da bir sorular ve yanıtlar süresi ayrılmalıdır. Sorular

yazılı veya sözlü olarak sorulabilir. Bunu forumu yönetecek kişi,

ortama göre belirler.

58

Tartışmamızın konusu ve türü ne olursa olsun, tartışmayı

sağlıklı bir biçimde yürütmek için kimi noktalara uymalıyız. Bu

noktalar, tartışmayı başıboşluktan kurtarır, tartışmanın azarak başka

alanlara kaymasını önler. Uymamız gereken bu noktaları şöylece

toplayabiliriz:

- Sesimizi iyi ayarlamalı, bizi dinleyen ya da izleyenlerin

duyabileceği bir sesle konuşmalıyız.

- Karşı çıktığımız, benimsemediğimiz ya da değiştirilmesini

istediğimiz durum, yargı, düşünce ve önerilerin üzerinde durmalı;

bunları öne sürenlerin kişiliği ile oynamamalıyız.

- Sert ve kırıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalı, hoşgörülü

olmalıyız. Düşünceye saygı, başarılı bir tartışmanın can damarıdır.

- İçten davranmalı, karşımızdakilere tepeden bakmamalıyız.

İçtenlik, soğukkanlılık, alçakgönüllülük başarılı bir tartışmacının en

önemli niteliklerindendir.

- Karşımızdakiler konuşurken onları dikkatle izlemeli, not almalı,

başka şeylerle uğraşmamalıyız.

- Başka tartışmacılarca öne sürülen düşünceleri ya da konuşma

sırasında daha önce belirttiğimiz düşünceleri yinelemekten

kaçınmalıyız.

- Konu dışına çıkmaktan, konuyu çarpıtıp başka alanlara

kaydırmaktan sakınmalıyız.

- Öbür tartışmacıların sözlerini kesmemeli, söylediklerimiz

eleştiriye uğramışsa, tartışma yöneticisinden söz alarak

söyleyeceklerimizi söylemeliyiz.

b. Özel Durumlar İçin Özel Konuşmalar

Bir topluluk karşısında konuşmalarımız nasıl değişik biçimler ve

özellikler taşıyorsa, kimi özel durumlarda yapacağımız konuşmalar da

o durumu içinde barındıran özel nitelikler taşır. Bu demek değildir ki

özel durumlarda yapılacak konuşmalar konuşma ediminin dışında,

genel anlamda konuşmalarımızın dokusundan ve örgüsünden farklı

bir özellik taşır. Elbette bunlar da konuşmanın dokusu ve örgüsüne

uygun olarak gerçekleşecektir. Ancak özel durumlar olduğundan,

söylemsel yönden kimi ayrılıkları vardır.

1) Tanıtmalar: Bir dinleyici topluluğuna bir konuşmacıyı tanıtma

görevi bize verilebilir ya da böyle bir görevi yerine getirme durumu ile

karşı karşıya gelebiliriz. Tanıtma böyle bir durumda yapacağımız

59

konuşmanın adıdır. Konuşmamızın doğru, ilgi çekici olabilmesi,

konuşmacıyla dinleyicisi arasında bir yakınlık oluşturmamız, kimi

bilgiler edinmemize bağlıdır. Olanağı varsa tanıtacağımız kişiyle, onu

tanıyanlarla konuşmalıyız. Yaşam öyküsüyle ilgili bilgiler toplamalıyız.

Onun nasıl biri olduğunu aydınlatacak, dinleyicilerinin kafasında

somutlaştıracak bilgilerle konuşmamızı donatmalıyız.

2) Karşılama ve Uğurlamalar: Bir kurum ya da kuruluşta kimi

konukları karşılama, bunları gezdirip uğurlama görevini üstlenebiliriz.

Bu durumda kısa da olsa konuklara “Hoş geldiniz.” ya da “Güle güle.”

anlamı içeren konuşmalar yaparız. Konuşmamızın konukları

hoşlandıracak, rahatlatacak bir havası olmalı. Onları ağırlamaktan,

aramızda görmekten duyduğumuz memnuniyeti dile getirmeliyiz.

Konuşmamız, bu tür konuşmaların beylik kalıplarını kullanma yerine,

duygularımızı içtenlikle dile getiren, karşıladığımız ya da

uğurladığımız kişilerin değerini belirten noktalar içermelidir.

3) Anmalar ve Yıl Dönümleri: Önemli kişilerin doğum ve ölüm

günlerini anma, belirli olayların yıl dönümlerini kutlama törenlerinde

yapacağımız konuşmalar bu türdendir. Örneğin, her 10 Kasımda

Atatürk’ü anarız. Bunun gibi, 19 Mayıs, 29 Ekim, 23 Nisan günlerinde

de kutlama törenleri düzenleriz. Konuşmamızın kuru olmaması

birtakım gerçekleri yineleyen bir kusur taşımaması için

dinleyicilerimizi coşkulandıracak yollara başvurmalıyız.

Yukarıdaki örnekler, daha da çoğaltılabilir. Ölümlerde bir dost

ve arkadaşımızın mezarı başında, yakınlarımızın nişan ve düğün

törenlerinde konuşmamız gerekebilir. Her durumun gerektirdiği uygun

sözleri seçebilme, basmakalıp olanlardan kaçınma, içtenlikli olma, bu

tür özel durum konuşmalarında dikkat edeceğimiz noktalardır.

B. Yazma

1. Yazının Önemi

Söz yazıdan eskidir; ancak sözün bir duyguyu, bir düşünceyi

yaymadaki gücü sınırlıdır. Duygu ve düşüncelerimizin kalıcılığını da

sağlayan yazı; duygu, düşünce ve isteklerimizin yayılmasına,

iletilmesine de yardımcı olur.

Çok eski çağlarda insanlar yasalarını, inançlarını, efsanelerini,

anılarını, kitaplarda değil, belleklerinde saklamak zorundaydı.

Anlaşmak için her toplum, birbirinden farklı sistemler geliştirmek

durumunda kalıyordu. Kültürel değerler ağızdan ağza, kulaktan

kulağa geçerken eklemeler yapılıyor, unutulanlar oluyordu. İşte

yazının bulunuşu her şeyden önce insanoğlunun unutma zayıflığına

60

karşı en kesin çare oldu. Yazının en büyük görevi; düşünceyi kalıcı

kılması, taşıması ve yaymasıdır.

Uygarlığın simgesi olan yazının bulunuşu ile:

- Bilgi, duygu, düşünce ve isteklerin tam olarak saklanması ve

aktarılması mümkün olmuştur.

- İnsanın düşüncesi gelişmiş, yeni boyutlar kazanmıştır.

- İletişim kolaylaşmış, duygu ve düşünce alışverişi hızlanmıştır.

- Düşünce ve sanat ürünlerinin hazırlanması ve yayılması

hızlanmıştır.

- Kitabın doğuşuna temel hazırlanmıştır.

- Kalem, kâğıt, mürekkep gibi yazı malzemeleri, matbaanın

bulunması gibi gelişmeler yazıyla koşut bir gelişme izlemiştir.

2. Doğru ve Güzel Yazmanın Önemi

Buraya kadar uygarlığın anahtarı kabul edilen yazının tanımı,

önemi, bulunuşu ve tarihî gelişimi üzerinde durduk. İnsanlar yazının

önemini her dönemde kabul etmişler ve ondan, doğru ve güzel

yazarak yararlanmaya çalışmışlardır. Hepimizin bir tablo olabilecek

kadar güzel yazı yazması elbette beklenemez. Ama yazı yazmanın

da bir sanat olduğunu, tablo olabilecek nitelikte güzel yazılar

yazıldığını da unutmayalım.

“Çok yazı yaza yaza yazım bozuldu.” şeklindeki savunmalar

artık inandırıcı değildir. Yazı uzmanları insanın yazısından

karakterinin okunabileceğine inanıyorlar, yazının insanın iç dünyasını

ele verdiğini ileri sürüyorlar.

Günümüzde insanlar arasında doğru ve okunaklı yazı yazan

pek az kimse vardır. Yapılan incelemeler yalnızca sıradan insanların

değil aydınların da yazılarının giderek bozulduğunu göstermektedir.

Güzel bir yazı yazma alışkanlığı kazanan kişiler, düzeni ve

disiplini alışkanlık hâline getirir, eğitim yaşamı boyunca ve yaşamın

her döneminde başarılı olur.

Öyleyse kişinin doğru ve güzel yazmayı öğrenebilmesi için

kendisinin de;

- Yazı çalışmalarının ilgi çekici ve bilinçli bir çalışma olduğunu

bilmesi,

- Eleştiriye, kontrole ve teşvike olanak sağladığı için kişilerin

ihmalini önlediğine, kötü alışkanlıklarının önüne geçtiğine inanması,

61

- Yazının, insanın iradesini kuvvetlendirdiğini, kendi kendisini

yetiştirmesine katkıda bulunduğunu kavraması,

- Yazının bireyler ve kümeler arasında faydalı bir yarışma

doğurduğunu, eleştiri ve eleştiriyi iyi karşılama alışkanlığı

kazandırdığını kabul etmesi,

- İnsanlara sanat zevki ve el becerisi kazandırdığının bilincine

varması gerekir.

3. Güzel Yazı Yazmanın Altın Kuralları

Güzel yazı nasıl yazılır? Bu sorunun cevabını vermek için

aşağıdaki kuralları öğrenmek ve bu kuralları uygulamak zorundayız.

Her insan değişik yazsa da herkes kendi çapında güzel yazı yazmak

ister.

a. Yazmaya başlamadan önce neyi, ne için, kime ve ne kadar

uzunlukta yazacağımızı düşünmeliyiz. Bazı kimseler çok konuşur,

hiçbir şey söylemez. Bazıları da çok yazar, hepsi amaçsız ve

faydasızdır.

b. Yazdığımız konuyu sevmeliyiz! Konuyu çok iyi tanımalı ve

ona sadık kalmalıyız: İlk önce “sorunu” yazmalı, sonra diğer ayrıntıya

girmeliyiz.

c. Yazmaya başlarken kendimize bir yol haritası çizmeli, konuyu

adım adım ele almalıyız. En önemlisi konunun ana hatlarını

belirlemeliyiz.

ç. Kendimiz için yazmamalı, okuyucuyu düşünerek yani basit ve

sade yazmalıyız. Her insan kendi dilini konuşur. Kimi zaman insanlar

bilimsel yazar ve kimse bir şey anlayamaz kimi zaman da basit yazar,

çok şey anlaşılır. Hepimizin çok sevdiği bir dil vardır. Kullandığımız dil

basit, anlaşılır, sade, açık ve yanlış anlaşılmayan bir dil olmalıdır. Bu

oldukça zor bir iştir. Schoppenhauer bu zorluğu şöyle

tanımlamaktadır: “Hiçbir şey anlamlı düşünceleri herkesin

anlayabileceği şekle getirmek kadar zor değildir.”

d. Sadece parmaklarımızla yazmamalı, beş duyu organımızın

beşini de kullanmalıyız. Yazarken okuyucunun beş duyusunu

canlandırmalıyız.

e. Yabancı sözcük kullanmamalı, Türkçe yazıyorsak Türkçe

yazmalı, Almanca yazıyorsak Almanca yazmalıyız. Kimseye yabancı

sözcük bilgimizi kanıtlamak zorunda değiliz.

f. Yüklem nesnenin yerine geçmemeli, isim cümleleri yerine fiil

cümleleri kullanılmalı, gereksiz açıklamalardan sakınmalıyız. Fiiller

62

her zaman cümlelerin can damarıdır. Basit, sade, keyifle

okunabilecek Türkçe ile yazmayı öğrenmeliyiz.

g. Yazdığımız metin akıcı olmalı, yazdığımız okuyucuya keyif

vermelidir. Voltaire’in söylediği gibi: “Yazı her çeşit yazılabilir, bir tek

sıkıcı yazılamaz!” Yazı okunmak için yazılıyorsa, kendi kendine

konuşur gibi yazılmamalıdır. Okuyucunun anlayabileceği biçimde

yazılmalıdır.

h. Cümlelerimiz metin içinde yerli yerine oturmalı ve aynı zamanda

birden çok düşünceyi vermemelidir. Okuyucudan iki veya daha fazla

düşünceyi anlaması beklenmemelidir.

ı. Paragrafların uzun olmamasına özen göstermeli, okuyucuya

düşünme zamanı tanımalıyız.

i. Yazılarımızda ne düşünürsek düşünelim, yazdıklarımızı herkes

anlayabilmelidir. Açık ve basit bir dille konuşulan veya yazılan hiçbir

şey kötü olamaz. Ne zaman ki güzel yazmayı öğrenirsek, o zaman

açıkça düşünmeyi ve konuşmayı da öğrenmiş oluruz.

4. Güzel Yazı Yazmayı Öğrenmek

Okula giden her insan az çok okuma ve yazma öğrenir. Ancak

güzel yazabilmek farklı bir olgudur. Yazma sanatını becerebilen

insan, ne demek istediğini açık bir dille ifade edebilir ve okuyucusunu

ikna etme kabiliyetine sahiptir. Yazmak, doğuştan gelen bir beceri

değildir. İnsanlar arasında beceri farkı bulunsa da yazma sanatının

tekniğini ve ana hatlarını öğrenmek gerekir.

Konuşma sanatı ile yazma sanatı arasındaki farka baktığımızda

yazma işinin daha zor bir sanat olduğunu görürüz. Bazı insanlar

tanırız, toplumda saatlerce konuşup, gün boyu hiç zorlanmadan

herkesi eğlendirebilirler. Bu tür insanların sohbetine doyum olmaz,

çünkü çevrelerindeki insanlara çok şey verir, onları hem güldürüp

hem de ağlatabilirler.

Ne var ki güzel konuşabilen herkesin güzel yazabilme

becerisine de doğrudan sahip olması beklenemez. Konuşurken

karşımızda bir veya birden fazla insan bulunur ve onların gösterdiği

tepkilerinden nasıl konuştuğumuzu fark ederiz. Konuşmamız sıkıcı ise

aramızdaki iletişimden bu konuşmanın ne yöne gittiğini anlarız. İlgi

çekici bir şeylerden konuşuyorsak, yine aynı şekilde karşımızdaki

insanın tepkisinden bunu hemen fark ederiz. Konuşurken sadece

sözcükler değil, bakışlarımız, ellerimiz, yüz ifademiz, hareketlerimiz

de birlikte konuşur. Konuşma hızımız, vurgulama yöntemimiz, arada

nefes almalarımız ve duraksamalarımız hep karşımızdaki insana

hitap eder.

63

Neden konuştuklarımızı yazamayız? Elimize boş bir kâğıt

aldığımız zaman veya bilgisayarımızın ekranını açtığımızda,

dakikalarca ne yazacağımız ve nasıl başlayacağımız hakkında

düşünür dururuz. Sözcükler öyle kolay akmaz, konuşur gibi

düşünceler yağmaz. Bazen beynimiz durur gibi olur, kalem tutan

elimiz ise sanki bir anda felç olmuş gibi hareket etmez. Neden acaba?

Çünkü konuşmayı kesintisiz ve uzun süre deneyerek öğreniyoruz.

Yazarken yukarıda sıraladığımız koşullar yoktur. Kendi

kendimizle baş başa olduğumuzdan, bize herhangi bir tepki gelmez.

Bu bakımdan kullandığımız dilin okuyucuya ne şekilde yansıdığını

göremeyiz, sadece kendi yazdıklarımızdan sezinleyebiliriz.

Yazma sanatını öğreneceklerin dikkat etmesi gereken en

önemli nokta Türkçeye hâkim olabilmeleri ve onu doğru

kullanabilmeleridir. Türkçe dünyanın en güzel ve en canlı dillerinden

biridir. Bu güzel dili kullanırken coşkulu ve tutkulu olmaya özen

göstermeliyiz.

Hatasız yazabilmek, etkili yazabilmek değildir. Her yazı yazanın

etkili yazabilmeyi öğrenmesi gerekir. Bunu yapabilmek demek, büyük

adımlarla yürümek, düşünceleri anlamlı bir biçimde düzene

sokabilmek ve doruk noktalara çıkabilmekle olanaklıdır.

5. Yazıya Nasıl Başlanmalı?

İlk önce yazacağımız konu hakkında fikir sahibi olmanız gerekir.

Yani sonra bu konu hakkındaki düşüncelerimizi biçimlendirmelisiniz.

Varılan sonuç ile takip eden ana konuya geçiş zemini hazırlayınız.

Eski yazarlar genellikle el yazısıyla yazmışlardır. Bu yöntemi

kullandıkları için hep yazdıklarının yan taraflarına notlar almışlar,

önemsiz yerlerin üzerini çizmişlerdir. Bir yazıya son şeklini vermeden

önce üç dört kez denetimden geçirmişlerdir. Bu nedenle yazıları

bilgisayara geçirmeden önce kâğıda yazmanın birçok fikrin

kaybolmaması açısından önem taşıdığını unutmamak gerekir.

Bilgisayar çağında alışkanlık sonucu hemen bilgisayara

düşüncelerimizi aktarmayı seçiyoruz. Ancak bazen bir yazıyı tam

bitirmek üzereyken aniden hepsini kaybettiğimiz veya bir şeyi sildikten

sonra bir daha asla geri getiremediğimiz de olabiliyor.

Önemli olan ilk adımların mükemmel olması değil önemli olan

iyi bir başlangıç yapabilmektir. Başlangıçta konu tespiti yapmadan

hiçbir şey yazılamaz ve hiçbir düşünce üretilemez. Hazırlık

yapmadan, not almadan veya herhangi bir konuda birkaç fikir

üretmeden de içerik oluşamaz. İçerik oluşturulmadan da bir yazıya

biçim verilmez. Yazarken bütün bu adımlar dikkate alınmalıdır.

64

Yazmak, anlatabilme sanatıdır. Yazı yazan kişi kendisini

okuyana öyle anlatmalı ki okuyucu yazılandan bir akıntıda sürüklenir

gibi etkilenebilsin.

Yazının amacı nedir? Ana konular nelerdir? Öncelikli olarak ana

konulardan birincisini ifade ediniz. Ana konuyu destekleyen cümleler

yazınız. Gerçekler, görüşler, sayısal değerler gibi örnekler kullanınız.

Sonuç olarak, amacı başka sözcüklerle tekrar ifade ediniz. Bunun için

ana noktaları tekrar hatırlatmaya ortam hazırlayınız. Son cümle olarak

güçlü mantığı olan bir bitiriş yapınız.

65

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

İLETİŞİMİN DESTEK UNSURLARI

A. Okuma

1. Okumanın Tanımı

Okuma, dil kurallarına uyarak yazılı iletişimleri, sözlü iletişim

hâline getirmek, kavramak, kıyaslamalar yapmak, yorumlamak, fikir

yürütmek ve yargıya varmaktır. Okuma sırasında, okuyanın zihninde

okuduğu sözcükler değil sözcüklerin anlamları belirir. Okuma işlemi

sürerken hem okuduğumuzun anlamını kavramaya çalışır, doğru

okuyup okumadığımıza dikkat eder hem de okuduklarımızın ne

oranda gerçeğe uygun olduğunu araştırırız. Demek ki okurken

anlamanın yanı sıra kıyaslama, yorumlama ve yargılama da işin içine

girmektedir.

Bütün yazılı işaretler bir ileti (mesaj), bir anlam taşırlar, bunları

kavrayamadıktan sonra, iyi okuma tekniğine sahip olmanın pek yararı

yoktur.

Özetle okuma, basılı iletileri duyu organları yoluyla algılayıp

bunları yorumlama, anlamlandırma amacı ile zihnimizin duyu

organlarımızla ortaklaşa yaptığı bir etkinliktir. Okuma işleminde esas

amaç, işaretlerden düşüncelere hızla geçmeyi sağlamaktır. Şu hâlde

okuma işleminde iki aşama vardır:

a. Duyu organları ile basılı harflerin, sözcüklerin veya sayıların

tanınması, birbirinden ayırt edilmesi: Göz Etkinliği.

b. Beyin etkinliği ile bu görüntülerle konuşulan dilin duyma

uyarıları arasında çağrışım yapma: Beyin Etkinliği.

Göz etkinliği, okumanın aracı, beyin etkinliği ise amacıdır.

Diğer bir tanımla okuma, bireylerin simgesel (sembolik) bilgilerle

karşılıklı iletişim bütünü veya yazılı işaretlerden (sembollerden) anlam

çıkarma işlemidir. Okuma işlemini, yazılı işaretlerle gerçekleştirilen

iletişim yollarından birisi diye tanımlamıştık. İletişim işlemi ise bir

kişinin duygu ve düşüncelerini başkalarına çeşitli araçlarla aktarma

işlemi olduğuna göre okuma işleminin gerçekleşmesi için aşağıda

sayılan unsurların olması gereklidir:

1. Simgele (semboller) (okunan metindeki harf, sayı, sözcük,

sayı ve sözcük kümeleri),

2. Kaynak (haberleşme işleminin kitap, dergi vb. unsurları),

3. Alıcı (kaynak ve sembolleri okuyan kişi).

66

2. Niçin Okuyoruz?

Öğrenim yaşamımızda, uğraşı alanlarımızda ve zevk için

okumada, okumanın önemli bir nedeni zihnin yetenek ve gücünü,

kuvvetli düşüncelere karşı kullanmak suretiyle geliştirmektir. Sürekli

olarak bilinçli ve düzenli bir okuma uygulaması ile değişik düşünceleri

yargılamada; bunlar üzerinde kurulmuş mantık ve muhakemeyi tespit

etmede yetenek kazanılmış olacaktır. Dünyaya bakışımızı okumayla

genişletiriz, bilgilerimizi, doğadaki güzelliklerin inceliğini, düşünce

çabukluğunu okumayla artırırız. Kültürlü bir insan olmanın en etkili

yolu okumaktır. Bireyleri gerçek anlamda okuyan toplumlar ileri, uygar

toplum olurlar. “Bilgi çağı” denilen çağa uyum sağlama şansları artar.

Her meslek sahibinin, okuduğu ve işittiği düşünceleri tespit etmek ve

değerlendirmek için okumada sürekli uygulama yapması gerekir.

Çünkü bilgilerimizin % 80’ini okuyarak elde ediyoruz. İnsan zihni bir

izlenim deposudur. Bu depo eğitim, öğretim, okuma, gözlem,

düşünme ve hayal kurma ile elde ettiğimiz malzeme ile doludur. “Boş

çuval dik durmaz.” demiş atalarımız. Bilgi dağarcığı boş, düşünce ve

duygu dünyası kısır, hayal ufku dar olan bir insan, bir konu üzerine ne

kadar düşünürse düşünsün bir buluş yapamaz.

Kısaca okuma:

a. Düşünceyi besleyen, geliştiren ana kaynaklardan birisidir.

b. Bilgi dağarcığımızı zenginleştirme yollarından birisidir.

c. Anlama gücümüzü geliştirmede yararlıdır.

Her türlü yazıyı aynı amaçla okumadığımız gibi, aynı tür yazıları

da değişik zamanlarda farklı amaçlarla okuyabiliriz. Amacımıza göre,

okumanın biçimi değişir:

a. Bilgi edinmek ve öğrenmek için okumak.

b. Düşünce ufkumuzu genişletmek için okumak.

c. Genel kültürümüzü artırmak için okumak.

ç. Daha önce öğrenilen bilgileri yinelemek için okumak.

d. Boş zamanlarımızı değerlendirmek ve zevk almak için okumak.

e. İşimizle ilgili veya herhangi bir konuda araştırma, geliştirme

çalışmaları yapmak için okumak.

f. Güzel Türkçemizi daha güzel konuşmak için okumak.

Bir de daha önemli olanı, “bilgi çağı” dediğimiz çağa uyum

sağlayabilmek için okumamız şarttır. Yukarıda sayılan okuma

amaçlarını üç kümede özetlersek:

67

1) Günlük yaşantıdan kopmamak için okumak (kültürel ve

magazin türü okumalar).

2) Okuma zevkimizi karşılamak için okumak (roman, öykü, tutku

alanımıza giren okumalar).

3) Mesleğimizle veya okulumuzla ilgili okumalar (ders kitapları,

raporlar, araştırma, geliştirme türü okumalar).

3. Okumaya Güdüleme

Genç okuyucu, okumanın önemini anladığı için değil daha çok

kişiliğine ve zihinsel düzeyine uygun güdüler ve ilgiler nedeniyle okur.

Bu güdü ve ilgilerin kavranması, öğretmenlerin öğrencilere

doğru okuma materyalleri sunarak başarılı genç okuyucular yetiştirme

görevini hafifletir. Böylece de başarı yalnızca iyi okuma becerisini

değil aynı zamanda okuma ilgisini ömür boyu geliştirmeyi de kapsar.

4. Okuyucu Türleri

Okuma güdü ve ilgileri yalnızca çeşitli yaş grupları ile değil

belirli okuyucu türlerine göre de değişir. Sınıflandırma, okuma

tekniklerine ve eğilimlerine ya da belli bir malzeme türünün tercihine

göre yapılır. Bu sonuçlar, okumayı güdüleme ve bu alanda alışkanlık

oluşturma açısından önem taşıyan yeni bir araştırma alanı olarak

kabul edilebilir.

a. Romantik tip: Büyüleyiciyi tercih eder. Bu tip çoğunlukla

başka çocukların çevresi ile ilgili öykülere ve edebî olmayan eserlere

duyarlı olan 9 - 11 yaş çocukları arasında özellikle göze çarpar.

b. Gerçekçi tip: Her şeyden önce hayalî kitap adı verilen “Alis

Harikalar Ülkesinde”, “Don Kişot”, benzerlerini reddetmesi ile

tanınabilir. Peri masalları ve hayalî macera romanlarını sevmez. Bu

tür kişiler özellikle ikinci ve dördüncü okuma aşamasının istisnaları

olarak belirginleşir.

c. Entelektüel tip: Nedenleri araştırır. Her şeyin anlatılmasını

ister. Öğretici malzemeden çok hoşlanır. Bu öykünün verdiği dersi

veya uygulamadaki yararını arar. Bu nedenle edebî olmayan eserleri

tercih eder ve daha erken yaşta öğrenmek ister. Her şeyin ötesinde

dördüncü ve beşinci okuma döneminde orta düzeydeki okuyucu

arasında kendini gösterir.

ç. Estetik tip: Sözcüklerin seslerinden, ritminden ve kafiyesinden,

özellikle de şiirden hoşlanır. Şiirleri ezberlemeyi sever. Kitapların “güzel

kısımlarını” kopyalar. Çoğu zaman kitapları tekrar okur. Sıklıkla olmasa

da her yaş grubunda bulunur.

68

Bu tipler seyrek olarak “saf” biçimde ortaya çıkarlar.

Uygulamada şu veya bu eğitimin egemen olduğu “karışık” tipler yer

alır.

Bir araştırma projesi, okuma başarısı ve okuma alışkanlıklarının

geliştirilmesinde sırasıyla aşağıdaki etkenlerin rolü olduğunu ortaya

koymuştur.

1) Çocuğun gördüğü kitapların sayısı,

2) Dil gelişiminin düzeyi,

3) Zekâsı,

4) Sosyoekonomik durumu.

5. Güdünün Göstergesi Olarak Başlıca Okuma Tipleri

Okuyucu türleri okuma güdüleri ile yakından ilişkilidir. Egemen

olan güdüye veya okuma amacına göre bu tipler:

a. Bilgi verici okuma: Bu yalnızca yetişkinler için geçerlidir.

Bilgi verici okumanın başlıca güdüsü yaşama ve dünyaya uyum

sağlama ihtiyacıdır.

b. Gerçeklerden kaçış okuması: Bu okumanın esası isteklerin

gerçekleştirilmesi ihtiyacıdır. Bu tür okuma özellikle çocuklarda

yaygındır.

c. Edebî okuma: Gerçeğin ötesinde bir arayıştır. “İyi okuyucu”yu

düşündüğümüzde, okumayı estetik bir deneyim olarak nitelendiren

edebî okuyucu aklımıza gelir.

ç. Kavrayıcı okuma: Felsefe ile aynı güdüye sahiptir; bu güdü

insanın kendisi, başkaları ve dünya hakkında bilgi edinme ve onları

anlama arzusudur. “Kavrayıcı okuma, temelde, büyük ölçüde

okuyucunun zihinsel faaliyetlerini, eleştirici açık fikirliliğini ve alma

yeteneğini gerektiren soruşturucu okumadır.” Bununla birlikte,

kavrayıcı okuma yalnızca felsefe ile sınırlı değildir. Bilimsel kaynaklar,

dinî materyal ve yakın edebiyat kadar bir gazetedeki bilgi de

düşünmeye yol açabilir.

6. Okuma Zevki ve Kişilik

Çok okuyarak deneyim kazanırsak, zihindeki bilgi yapıları

çeşitlenir ve esnekleşir, elimize aldığımız kitabı kolay anlarız.

Söylenenleri ve okunanları kolayca yorumlamayı, anlamayı, daha

önce edindiğimiz bilgilere dayanarak sağlarız. Okuma ilk başlarda

insanı sıksa bile, yavaş yavaş anlamaya çalışırsak isteğimiz artar.

Anlama zevki okumanın anahtarıdır. Anladıkça, okudukça okuma

69

deneyimi artar. Sözcük dağarcığı zenginleşir, ufkumuz genişler,

dikkatimiz yoğunlaşır. Bilgiler çoğaldıkça, çeşitlendikçe ve

yapılandıkça düşünceler de esnekleşir, bildiklerimize dayanarak yeni

okunanlardan sonuç çıkarma yeteneğimiz artar. Türkçeyi güzel

konuşmak her Türk’ün görevi olmalıdır. Akıcı ve etkili konuşmanın

ana unsurlarından birisi de etkili ve iyi okuma sanatını bilmektir.

İnsanları, bilgisizliğin ve yanlış inançların pençesinden ancak okuma

gücü kurtarır. Okuma; davranışlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi

geniş ölçüde etkiler. Kişiyi günlük yaşamın boğucu ve renksiz

havasından uzaklaştırır. Yeni ufuklara yönlendirir. Kültürlü bir insan

olmanın, öğrenmenin, en etkili yolu okumaktır. Okuma, insanlığı yüce

ülkülere ulaştırmayı sağlayan bir araçtır. Okuma işlemi ile zihinsel

eksikliklerimizi ortadan kaldırma şansımız vardır. Türlerine göre ayrım

yapacak olursak:

- Tarih, insanı bilge kılar.

- Şiir, iç zenginliğimizi artırır.

- Matematik, titizlik kazandırır.

- Doğal bilimler, derinlik kazandırır.

- Mantık, söz söyleme sanatını kavrayışı, ayırımları görme

yeteneğini geliştirir.

- Hukuk, bir konuyu aydınlatmada, başka bir konunun

delillerinden yararlanmayı öğretir.

7. Okumanın Kuralları ve Okuma ile İlgili Öğütler

Hepimizin kendine göre okuma alışkanlıkları vardır. Ancak iyi bir

okuyucu olmak için bu alışkanlıklarımızın gözden geçirilmesi

gereklidir. Çağımızda yeni eğitimin temel amaçlarından birisi,

gençlere bu sanatı öğretmektir.

André Maurois, gençler için yazılmış en güzel kitaplardan birisi

olan “Yaşama Sanatı” adlı o güzel kitabının bir bölümünü okuma

sanatına ayırmıştır. Maurois’ya göre genelde üç tip okuyucu vardır.

Birinci tip okuyucular, durmadan okuyan, ne bulursa okuyanlardır:

“Bunlar okumakta ne düşünce ne gerçekleri ararlar, ancak dünyayı ve

ruhlarını maskeleyen o sözcükler dizisinin peşindedirler. Okuduklarının

özünden, ana düşüncesinden pek azını akıllarında tutarlar; bilgi

kaynakları arasında hiçbir değerlendirme yapmazlar. Onların yaptığı

okuma, tamamen edilgendir; sadece yazılara boyun eğerler,

okuduklarını yorumlamazlar, akıllarında bunlara yer açmazlar, bunları

sindirmezler.”

70

İkinci tip okuyucular, zevk için okuyanlardır. Bu daha aktif bir

okumadır. “Bu tür okuma meraklısı romanları, güzel ifadeleri ya kendi

duygularının uyanışını ve heyecana gelmesini ya da yaşamda

bulamadığı serüvenleri aradığı için yani zevki için okur.” İnsan

dertlerinin yüzyıllardır aynı kaldığını görmek onu rahatlatır. Bu tür,

zevk için okuma, sağlıklı bir okumadır.

Üçüncü tip okuma, iş için okumadır. “Bu, bir kitapta belirli

bilgileri, ana hatlarını tasarladığı hâlde zihinde bir yapıyı

tamamlayabilmek için gereken ham maddeleri bulmak için okuyan

adamın okumasıdır.” Bu tip okumaya girişenlerin mutlaka not tutması

gerekir.

Maurois’ya göre her çalışma gibi, okumanın da kuralları vardır.

Bu kurallar, kışın soğuktan korunmak için giydiğimiz kalın kumaştan

yapılmış paltolar gibi canımızı sıkabilir; ancak yararlıdır.

Birinci kural: Birkaç yazarı ve birkaç konuyu eksiksiz bilmek,

birçok yazarı ve birçok konuyu üstünkörü bilmekten daha iyidir: “Bir

eserin güzellikleri ilk okuyuşta hiçbir zaman tam olarak anlaşılamaz.

Gençlikte, tıpkı yaşamda olduğu gibi, kitapların arasında dost aramak

için dolaşmalıdır; ama bu dostlar bulunup seçilip benimsenince

onlarla baş başa kalmak gerekir. Montaigne, “Saint - Simon’un,

Retz’in, Balzac’ın veya Proust’un yakını olmak, bir yaşamı

zenginleştirmeye yeter.” der.

İkinci kural: Yaşam, yeterince kısa olduğu ve bütün eserleri

okuma imkânı bulunmadığı için eleştiri süzgecinden geçmiş olan baş

yapıtları, şaheserleri öncelikle okumak; “Şaheserlerin sayısı zaten o

kadar çoktur ki hepsini tanımamıza asla imkân olmayacaktır. Biz de

yüzyılların yaptığı seçime güvenelim. Bir insan yanılabilir, bir kuşak

yanılabilir, insanlık yanılmaz.” Bu görüşten, sanat kitaplarının

seçiminde de bilim kitaplarının seçiminde de yararlanabiliriz.

Üçüncü kural: Size seslenen yazarları bulunuz. Sizin

yazarlarınızın kimler olduğunu tanımayı öğreniniz. Sizin yazarlarınızın

dostlarınızın yazarlarından farklı olduğunu göreceksiniz. Maurois, bu

konuda “Edebiyatta da aşkta olduğu gibi başkalarının seçimi insanı

şaşırtır.” diyor. Size uygun gelen yazarları bir defa bulduktan sonra,

onları kendinize birer düşünce merkezi yapın.

Dördüncü kural: “Fırsat buldukça okumamızı güzel bir

konserin, soylu bir törenin saygılı ve sessiz havasına büründürmeliyiz.

Bir sayfaya göz atmak, telefona yanıt vermek, sonra, aklı başka

yerdeyken kitabı tekrar eline almak, sonra ertesi güne kadar bir yere

bırakmak, okumak değildir. Gerçek okuyucu, kendisine uzun, yalnızlık

71

içinde akşamlar hazırlar; çok sevdiği şu yazara, bir kış pazarının

öğleden sonrasını ayırır…”

Beşinci kural: Kendinizi büyük kitaplara layık hâle getiriniz.

“Çünkü, diyor Maurois, onların okunması da tıpkı İspanyol hanları ve

aşk gibidir: İnsan ancak kendi getirdiğini bulabilir.” Bugün

anlamadığımız bir kitabı pekâlâ, yaşam ve okuma tecrübemiz

arttıktan sonra anlayabiliriz.

Konuyu yine Maurois’nın şu cümlesiyle bitirelim: “Okuma sanatı,

her şeyden önce, yaşamı kitaplarda bulmak ve kitaplar sayesinde onu

daha iyi anlamak sanatıdır.”

- Sözcükler için değil, düşünceler için okuyun.

- Bir amaç için ve öncelikle ana düşünceyi yakalamak için

okuyun.

- Yüksek sesle okumayı, dudak kıpırdatmayı, içten seslendirmeyi

ve mırıltıları, geri dönüşleri, ayrıntılarla uğraşmayı bırakın.

- Tüm dikkatinizi anlamak için yoğunlaştırmaya yöneltin.

- Yazının iskeletini ya da düzenlenişini tespit edin, yazarın asıl

amacını anlamaya çalışın.

- Alışılmadık ve anlamı kesinlikle bilinmeyen sözcükleri, önce

anlamaya çalışın ve sonra sözlükten bulun, sözlük anlamını yazdıktan

sonra okuyun. Bu arada yeni öğrendiğiniz sözcüğü, yüksek sesle

tekrarlayıp, bir cümlede ve konuşmalarınızda kullanın.

- Çizelge, grafik, resim, istatistik tablosu ve haritaları sakın

atlamayın.

- Yazarla uyum ve uyumsuzluğa düştüğünüz noktaları belirleyin.

- Öğrendikleriniz üzerinde düşünün, yorum yapın, konuşun ve

onları uygulamaya çalışın.

- Okurken göz sağlığınıza dikkat edin.

8. Okuma Yanlışları

- Sesli okuma (dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve içimizden

her sözcüğü, hatta her heceyi seslendirme).

- Sözcükleri teker teker okuyarak ilerleme.

- Geri dönüşler yapma, ayrıntılara takılma.

- Edilgen okuma.

- “Hızlı okursam anlayamam.” diye şartlanma.

72

- Göz eğitimsizliği (aktif görme alanından yararlanamama).

- Bilgi ve kültür düzeyi eksikliği.

- Dil bilgisi ve sözcük dağarcığı yetersizliği.

- Kendini okuduğu yazıya yeterince verememe.

9. İyi Okuma Konusunda Bazı Öneriler

- Göz sağlığınıza dikkat edin. Okuyacağınız yazı ile gözleriniz

arasında 30 - 35 cm aralık olsun ve sayfayı kuş bakışı egemen

olabileceğiniz bir açı ile tutun.

- Işık gözlerinize değil, doğrudan okuduğunuz yazıya gelsin.

Parlak kâğıtlardaki yazıları loş, mat kâğıtlardaki yazıları parlak ışıkta

okuyun.

- Sırtüstü yatarak, yüzüstü uzanarak okumayın. Okuma işlemini

dinamik bir oturuşla yapın.

- Belleğinizi geliştirmek için bol bol beyin fırtınası yapın.

- Kavrama ve anlama yeteneklerinizi geliştirmek için söz

dağarcığınızı, bilgi ve kültür düzeyinizi geliştirin.

- Zihin ve beden olarak son derece uyanık ve dinamik olarak

okuyun. Bütün duygularınızla, okunan yazıya yönelin. Asla dalgın

biçimde okumayın.

- Elden geldiğince hızlı kavramanın, en iyi kavrama olduğunu

aklınızdan çıkarmayın.

- Okumalarınızda esnek olun. Her yazıyı aynı hızla okumayın,

koşullara göre okuma hızınızda, “esnek okuma, görme, görme / duyma

ağırlıklı okuma hızları” uygulayın.

- Okuma alıştırmalarınızda, önce kısa ve kolay metinler, sonra

zor ve uzun metinlerde uygulamalar yapın.

- Okuma olayının, aynı zamanda düşünmek olduğunu unutmayın.

- Öğrenme ağırlıklı okuma yaparken dinlenme gereksinimi duyar

duymaz, okuma hızınızı düşürün; çünkü, bu durumda ilgi azalacak,

aklınız işlevini yerine getiremeyecektir. Bu tür yazıları uygun

koşullarda, dingin bir kafayla okuyun.

- Ön yargılarınızı atın. Kendi düşüncelerinizi yitirmeksizin,

başkalarının düşüncelerine açık olun. Düşüncelerinize ters gelen

veya düşüncelerinizi zorlayan metinleri yılmadan, mutlaka bir şeyler

öğreneceğim diye okuyun.

73

- İyi okuyucu etkin olarak okur, ipoteksiz, ön yargısız bir beyinle

duruca düşünür.

- Okuyacağınız her türlü yazıyı, önce ön okuma ile okuyun. Ana

düşünceyi, yazım biçimini, içeriğini, yazarın yazma amacını alın ve

zihni canlı, okuma amacını net bir biçimde belirleyerek ve neyi nerede

arayacağınızı bilerek okumaya başlayın.

- Yazıyı içerik ve dil akıcılığı yönünden, size zor veya kolay

gelişine göre, esnek okumayla “göz – akıl” uyumunu sağlayarak

okuyun.

- Zaman zaman ara verin, okuduklarınızı aklınızdan özetleyin ve

tekrar okumaya devam edin. Verilen aralarda, zihninizde kıyaslar ve

yorumlar yaparak bilgileri özümlemeye çalışın.

- Önemli yerlerin altını çizin, sayfa kenarlarına notlar alın veya

kendi yönteminizle hatırlatmalar çıkarın.

- Önemli yerlerin önce, ayrıntıların sonra geldiğini unutmayın.

- Anlamını bilmediğiniz sözcüklerin, deyimlerin, güçlük çektiğiniz

sayı vb. kavramların altını, dikkat çekecek türde çizin; sözlükten,

anlamlarını yazacaklarınızı yazın ve okumaya öyle başlayın.

- Her okunanı ezberlemeye kalkmayın.

- Okuma işlemi bittiği zaman, mutlaka yazılanlarla uyum ya da

çelişkide olduğunuz yerleri net olarak belirlemeye çalışın. Kısa kısa

notlar alın.

10. Hızlı Okuma

Hızlı Okuma Nedir?

Hızlı ve etkili okuma, geleneksel okuma şeklinin yerine geçen

farklı ve çağdaş bir okuma şeklidir.

Hızlı okuma, adından da anlaşılacağı gibi normalden daha kısa

süre içinde daha çok şey okumak amacıyla yapılan bir okuma

türüdür. Bu yönüyle hızlı okumadan bahsedildiği zaman,

dinleyenlerde sürekli kuşkuya yol açmaktadır.

Hâlbuki hızlı okuma bunların tamamen aksine, dikkatin ve

anlama gücünün çok yüksek olduğu, zihnin son derece uyanık

bulunduğu, büyük disiplin isteyen bir okuma şeklidir. Örnek olarak,

okuma hızını bir katına çıkaran bir okuyucunun anlama hızında

ortalama % 12’lik bir artış görülmüştür.

2000’li yılların eşiğinde okumanın bir gereksinim olduğu

tartışılamaz. Ancak bu hız çağında dakikada 150 - 200 kelime

74

okuyarak da bir yere varmamızın zor olduğunu kabul etmemiz

gerekir. Çok kısa bir örnek ile kaybedilen zamana göz atarsak; 300

sayfalık bir kitapta yaklaşık 72.000 kelime vardır. Dakikada 150

sözcük okuyan bir kişi bu kitabı 8 saatte; 500 kelime okuyan kişi 2,5

saatte; 1000 kelime okuyan bir kişi ise 1 saat 12 dakikada okuyabilir.

Unutmamalıyız ki en üstün bilgi alma yolu okumayla

yapılmaktadır. Çünkü kişiliğimiz okuduklarımızla oluşmuştur. Bir

konferansın, bir plağın, bir radyonun dinleyicisi, bir televizyon veya

film seyircisi, konuşmacının (öğretmen, gazete, aktör) saatte ancak

9000 sözcük ritimle verebildiği bilgileri, işitme duyusu aracılığıyla

saatte 27.000 sözcük olarak alır.

Bir metni tam okuyan ortalama okuyucuda, 1’e karşı 3 olarak;

bir metni “kaymağını alma” yöntemiyle okuyan okuyucuda ise 1’e

karşı 18 ve 200 olarak kendisini gösterir.

Kültür alanında da mesleki bilgi alanında da çağımızın insanları

olmak istiyorsak, ölünceye dek öğrenci kalmaya mahkûm

olduğumuzu kavramalıyız.

Okuma öğrenmeyi yüzme öğrenmekle eş değer tutan uzmanlar

“Kötü ve zararlı okuma alışkanlığı edinmek, bir gölde kendi kendine

yüzme öğrenmekle aynı şey... Nasıl ki tekniklerini öğrenince

yorulmadan kolayca, zevkle yüzüyorsanız, zararlı okuma

alışkanlıklarından kurtulunca aynı sonuca ulaşıyorsunuz.”

demektedirler.

Hızlı okuma konusunda zihinlere takılan en önemli soru, anlama

oranının düşüp düşmeyeceğidir. Uzmanlar buna “Kesinlikle hayır!”

cevabını veriyorlar. Tam tersine hızlı okuma alışkanlığını kazananlar

anlama yeteneklerini de geliştiriyorlar. Yapılan çalışmalarda ilk anda

% 20’lere düşen anlama oranı, beynin yazıları bir fotoğraf makinesi

gibi kaydetme alışkanlığı kazanmasıyla % 100’e ulaşıyor. Doğal

olarak hızlı okuma gibi okumanın tümünü anlama yeteneği de

insanda zamanla gelişiyor.

11. Hızlı Okuma Tekniği İle İlgili Kavramlar

Hızlı Okuma: Gözümüzü tembellikten kurtarıp hızlı ve çevik

görmeye, görme alanını genişletmeye, okurken göze belli bir ritim

kazandırmaya ve bütün bunlara bağlı olarak gözle beyin arasında

çabukluk, kavrama, belleme ilişkilerindeki en verimli uyumu

sağlamaya yönelik bir dizi teorik anlatım ve uygulamalı çalışmalarla

okuma ve anlama düzeyimizi yükseltme tekniğidir.

75

Görme Alanı: Bir bakışta, bakma noktasının yukarısından,

aşağısından, sağından ve solundan görebildiğimiz alan (normal bir

insan için 150 derecelik bir açı)dır.

Aktif Görme Alanı: Görme açısının sayfa üzerindeki iz düşümü,

gözün tam olarak kavrayabildiği sözcük veya sayı kümesi (görme

alanımızın içindeki, kavrayabildiğimiz sözcük veya sayı kümesi)dir.

Görme Açısı: Göz ile gözün bir bakışta kapsadığı sözcükler ya

da sayılar arasındaki açı.

Çabukluk: Gözün daha az zamanda enine ve boyuna daha

fazla sayı ve harf karakterlerini daha hızlı görmesidir. Sık sık

yenilenen bilgilerin sınırsız değeri vardır.

Kavrama: Okuduğumuzu, işittiğimizi ve gördüklerimizi algılamak,

algıladığımız düşünceler arasında bağlantılar kurmak ve sonuçlar

çıkarmaktır.

Belleme: Kavranılan bilgilerin karşılaştırmalarla sağlıklı ve

kalıcı bir şekilde özümlenmesi, zihnimizde saklanması ve yeri

geldiğinde uygulanmasıdır.

Görünme Frekansı: Gözümüz satıra sabitleştiğinde

gözümüzün satırda görebildiği sayı veya sözcük kümesidir.

Seslendirme Uzaklığı: Gözün bir yere sabitleştiğinde

görebildiği sayı ya da sözcük kümesinin seslendirilebilen kısmıdır.

12. Hızlı Okuma Yöntemleri

Göz Devinimlerimiz: Daha hızlı okumak, etkili bir okuyucu

olabilmek için gözlerimizle aklımızı birlikte çalışmaya alıştırmamız

gerekiyor. Okuma sırasında, gözümüz satırlar üzerinde soldan sağa,

sağdan sola, yukarıdan aşağıya (bazen aşağıdan yukarıya) göz

sıçramaları ile ilerler. Okuma olayı, işte bu sıçramadaki duraklamalar

(saplama) sırasında, yakalayabileceğimiz sözcük kümesini algılayarak,

gerçekleştirilir. Bu yüzden hızlı ve usta bir okuyucu olabilmek için, göz

sıçramalarını hızlandırmak, duraklama süresini kısaltmak, duraklama

süresince çok sayıda sözcük görebilmek (dört beş sözcük) yani

görme yelpazemizi genişletmemiz gerekiyor. Bu üç özelliği

denetlemek beynin işidir. Zihnimizin denetimi dışında gerçekleşen

sıçrama ve duraklamalardan görüş alanına girenleri algılamak

olanaksızdır. Öyleyse aklımız sürekli emir veren, kontrol eden ve

gönderilenleri algılayacak biçimde hazırlıkta ve işlerlikte olmalıdır.

76

Sapmalar: Daha çok sayıda sözcük kümesini algılamak için

sözcük kümelerinde gözün önce belli bir noktaya sapması, sonra bu

saptığı noktanın sağından ve solundan mümkün olduğunca çok

sayıda sözcüğü algılaması gerekir.

Kolon Okuma: Günümüzde metinler gittikçe daha dar kolonlar

hâlinde basılmaktadır. Gazetelerde, dergilerde ve büyük magazinlerde

bu kolonlara daha sık rastlanmaktadır. Bu kolonlar, ortalama 5 - 7

cm’den meydana gelmektedir. Dar kolonlar büyük bir gidiş gelişi

zorunlu kılan geniş satırlardan daha kolay gözden geçirilmektedir.

Diğer yandan yukarıdan aşağıya doğru okuma, dikkati daha çok

uyarmaktadır. Dar kolonlar genellikle her satırda bir ya da iki sapmayı

gerektirdiğinden, ritim konusunda büyük yarar sağlamaktadır.

Göz Gezdirme: Görme yelpazeniz genişledikçe metnin

bütününü dikkatli bir şekilde görme, düşünceleri yakalama hızına da

ulaşırsınız. Etkili okuyucu, metnin özelliklerine göre hızını

ayarlayabildiği gibi, her metinle ilgili gereksinim ve amaçlarının farkı

olacağını kabul eder. Amacını belirledikten sonra metnin bütününe

yönelik yaptığı “göz gezdirme” tekniği ile dikkatli bir okuma yapabilir.

Göz gezdirme ile çok yüksek hızlar elde edersiniz. Neye ve nasıl göz

gezdireceğimizi iyi belirlersek bu hız kavrayışımızı düşürmez. Göz

gezdirme, bir metni okumaya başlamadan önce yapılan “göz atma”

dan farklıdır. Göz gezdirmede amacımız belirli olduğu için daha

dikkatli bir inceleme yaparız. Okunan metin çok kolaysa ve

okuyucunun bildiği bir konuyu içeriyorsa göz gezdirmede yeterli bilgi

edinilebilir. Etkili bir göz gezdirme davranışında kişi; metin başlığını,

alt başlıkları, giriş ve ilk paragrafı, sonraki paragrafların ilk ve son

cümlelerini, numaraları, büyük harfle ya da italik yazılmış yerleri, son

paragrafı ve varsa özeti okumalıdır.

Esnek Okuma: Okuma yöntemimizi ve hızımızı belirlemede

okuma amacımız ve metnin özellikleri önemli rol oynamaktadır. Etkili

okumada okuyucu, her durumda uygun okuma tutumunu alabilmelidir.

Uygun okuma tutumunu alabilmek, esnek okumayı gerektirir. Eğer

günlük yaşamda karşımıza çıkan yeni bilgilerden gereğince ve uygun

bir şekilde yararlanmasını bilmezsek, birçok şeyi kaçırır, önemli

bilgileri edinemeyiz. Ayrıca daha az zaman ayırarak yapacağımız

okumayı, hem daha fazla zaman harcayarak yapar hem de

okuduğumuz metinden yeterince doyum alamayız. Oysa okuma hızını

ve yöntemini, okuma amacına ve metnin özelliklerine göre

ayarlayabilen, yani “esnek okuma” yapabilen bir okuyucu en kısa

zamanda, en çok bilgiyi alabilir.

77

Her gün karşılaştığımız yeni okuma durumlarını incelediğimizde,

esnek okumayı daha iyi anlayabiliriz. Okunacak şeyler değişik türde

olduğundan, bunları okuma amacımız da değişir. Farklı teknikler

kullanırız. Örneğin güne gazete okuyarak başladığınızı düşünelim.

Ancak zamanınız sınırlı, derse yetişmek durumundasınız. O zaman

sadece başlıklara bakar, ilginizi çeken haberlere de şöyle göz

atarsınız. Okula gittiğinizde, derse girmeden önce eğer konu

anlatacaksanız, bildiğiniz şeyleri eleyebilmek için göz gezdirirsiniz.

Bildiklerinizi atlar yeni bilgileri okursunuz. Öğleden sonra arkadaşınız

size bir dergiyi verdi diyelim. İlginç bir makale var mı diye dergiyi

tararsınız. İlginizi çeken bir makale bulduğunuzda, yeni bir bilgiye

rastlamak için göz atarsınız. Akşam iyi bir film ya da program

bulabilmek için gazetelerden programları tararsınız. Yarınki dersinizi

hazırlama durumunda ise, metindeki her şeyi okumanız gerekmediği

düşüncesinden hareketle kitabınızın o bölümüne göz atar, elde etmek

istediğiniz bilgilere göre önemli başlık ve alt başlıkları belirlerseniz.

Konusunu ana fikir ve ayrıntılarını araştırır, önemli kısımlar üzerinde

daha çok zaman harcayarak, ayrıntılar üzerinde daha hızlı geçerek ya

da ayrıntıları atlayarak okumanızı sürdürürsünüz. Gördüğünüz gibi

okuduğunuz bu çeşitli türden malzemelerin her birine göre okuma

amacınız da farklı olacaktır. Yine malzemenin türüne göre yöntem ve

hızınızı da değiştirmeniz gerekecektir. Eğer bunu uygun bir şekilde

yapmayı başarırsanız esnek bir okuyucusunuz demektir.

Esnek okuyucu, nasıl okuyacağına karar verirken metnin türünü

de dikkate alarak zaman zaman teknik değiştirebilir. Metin, açık bir

dille yazıldığında ve izlenmesi kolay bir anlatımı olduğunda, hızlı bir

okuma yapılabilir. Ancak metin açık bir dille yazılmamışsa ve anlatımı

kolayca izlemeye elverişli değilse daha yavaş ve dikkatli bir okuma

yapılabilir. Eğer bu şekilde esnek davranamazsak, amacımıza

ulaşamadığımız gibi zamanımızı da boşa harcamış oluruz. Esnek

okuyucu, okuma yöntemini kararlaştırırken zamanını dikkate alır.

Örneğin bir metni ne kadar dikkatli okuması gerekirse gereksin, eğer

yeterli zamanı yoksa metnin ya bir kısmını okur, bir kısmına göz atar

ya da baştan sona dikkatle göz gezdirir. Ayrıca, eğer o anda fiziksel

bir rahatsızlığı varsa, genel düşünceyi anlamak için sadece göz atar.

Özetle esnek okuyucu, durumuna göre hızlarını bilen ve uygulayan

kişidir.

Kavrama ve Sezme: Görme, her sözcüğü anlamanız için yeterli

değildir. Görme yeteneği, anlama, görme ve zihin yeteneklerinin

birleşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda, yazılı bir

sözcüğü görür görmez tahmin ediyor, tamam olmadan biçimini ve

diğer özelliklerini tamamlıyor, böylece görüşünüzü kontrol etmiş

78

oluyorsunuz. Okuma sürecinde, sözcükleri sadece görmek yeterli

değildir. Aynı zamanda bir sözcüğü diğerinden ayırmak gerekir.

Yazmada ise dil bilgisi ve sözcükleri birleştirmede kullanılan bağlama

kuralları etkili olmaktadır. Sonuç olarak okumak, soyut ve göze dayalı

anlamlar üretmektir. Bu üretimi sözcüklerin doğru seçimi, sözcüklerin

anlamları, tipleri, türleri ve yaptıkları belirlemektedir.

İyi bir okuyucu olmak için sizin etkili okumanızı sağlayacak

çeşitli teknikler uygulamanız gerekmektedir.

Seçici Okuma: Bundan önceki bölümlerde etkili ve hızlı

okumayı geliştirmek, okuma verimini artırmak için birtakım yöntemler

geliştirdik. Bu aşamadan sonra hedefimiz, okumaya ayırdığımız

zamanı daha verimli kullanabilmek, kısa zamanda daha çok bilgi

edinebilmektir. Bu hedefe ulaşabilmek, hızlı ve seçici olmayı

gerektiriyor. Aslında her okuma da seçici olunmalıdır. Ancak hızlı

okurken buna daha çok ihtiyacımız var. Okumada önemli olan,

yazarın iletmek istediği mesajı, okuyucunun yazılı sözcükler

arasından bulup çıkarmasıdır. Daha önceki bölümlerde, yazarın

düşüncesini kavramada etkili olan birtakım etkili okuma tekniklerinden

bahsetmiştik. Bu tekniklerde hız, çabukluk, esneklik derecelerine nasıl

ulaşacağımız, okumamızı nasıl düzelteceğimiz konularında

yoğunlaştık. Ancak bu tür okumalarımızda gözümüz temel olan

noktayı, birçok ayrıntıyla birlikte kavrama durumunda kalabiliyordu.

“Seçici okuma” adı altında şimdi açıklayacağımız teknikte ise

ayrıntıya girmeden, daha az sözcük okuyarak, yazarın düşünce

bütünlüğünü yoklamamız hedeflenir. Burada önemli olan herhangi bir

metni mikroskopla incelemek değil genel hatlarıyla bilmektir. Bu

teknik, kolay okumamıza büyük yarar sağlamakta, bize zaman

kazandırmaktadır. Örneğin, on beş dakikada günlük gazeteyi

okuyabilmek, üç saatte beş yüz sayfalık bir yapıtta bulunan bilgileri

yakalamak gibi...

Buraya kadar yapılan açıklamaları özetlemek gerekirse:

1. Gözünüzle ve beyninizle okuyun. (Dudaklarınız ve ses

telleriniz kımıldamasın.)

2. Gözünüzle kelime öbeklerini görmeye çalışın. (birden fazla

kelime)

3. Okurken yazıya yoğunlaşmaya çalışın. (Geri dönüş yapmayı

kendinize yasaklayın.)

4. Her kelimeyi okumak yerine, asıl anlamı veren sözcükler

üzerinde yoğunlaşıp, gereksiz kelimeler üzerinde durarak bu

kelimeleri atmaya çalışın.

79

5. Kendinizi hızlı okumaya zorlayın.

6. Kendinize okurken belli bir süre vererek okuduğunuzu o

süre içinde bitirmeye çalışın.

7. Fırsat buldukça değişik tipte yazılar okuyun. (Kendinize

mutlaka okumak için zaman ayırın.)

8. Gereksiz ayrıntılar yerine ana fikir için okuyun. Ana fikri

bulmak için;

a) Birinci paragrafta yazarın üslubunu çıkarmaya çalışın.

b) Ana fikri nereye yazmış olabileceğini düşünün. Her paragrafta

bunu bulmaya çalışın.

c) Ana fikrin her paragrafta bulunabileceğine dikkat edin.

Başlangıçta bunları uygulamanız ve hatta başarmanız size çok güç

gelebilir. Ama unutmayın ki bunları başarıp bilginin özüne çok daha

pratik, çok daha kısa sürede ulaşabilen insanlar çok sayıdadır. Neden

biz de onlardan biri olmayalım? Yapılması gereken tek şey ümidimizi

yitirmemektir. İnatla uygulama yapın. Sonucun size adım adım

geldiğini göreceksiniz.

B. Dinleme

1. Etkili Dinleme Stratejileri

“Karşınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mı

bekliyorsunuz?”

Schiller

Dinleme, daha az saygı gören, daha az dikkat çeken ve ihmal

edilen fakat çok önemli bir iletişim aracıdır. Bazılarımız bir sunu için

saatlerce hazırlanırız; fakat, hiçbirimiz bir brifingi dinlemek için saatler

harcamayız. Çünkü genellikle dinlemeye gereken önemi vermeyiz. Bu

arada öncelikle dinlemenin önemini anlatacağız, daha sonra nasıl

dinlememiz gerektiğine dair bilgiler vereceğiz.

a. Duymayı ve Dinlemeyi Anlama

Dinleme sürecini daha iyi anlamak için öncelikle dinleme ile

duyma arasındaki farkı belirtelim. Duyuş, kulaklarımız bir sesi

algıladığında ve başka bir konuşmacı veya başka bir kaynak

tarafından ses iletildiğinde olur. Duyuş olması için sadece bir ses

kaynağı ve bunları algılayabilecek kulağa gereksinim vardır.

Duymada algılanan sesi çözmek için dikkate gerek yoktur. Her gün

yüzlerce ses duyarız, asansördeki fon müziği, bir bilgisayarın

uğultusu, dışarıdan geçen araçların sesi, hatta başkası sizi

uyarmadan algılamadığınız bir sürü ses...

80

Dinleme ise bize ne gelmişse onları algılamayı, çözmeyi ve

değerlendirmeyi içerir.

Dinleme, sadece duymayı içermez; dinleme aynı zamanda

dikkat etmeyi ve duyduğunu düşünmeyi de içerir. Dinlerken sesleri

duyar aynı zamanda bilinçli olarak da değerlendirirsiniz. Etkili dinleme

aktif bir süreçtir ve aktif dinleme de enerji harcamayı, düzgün bir

şekilde yanıt vermeyi, değerlendirmeyi ve duyduğunu hatırlama

süreçlerini içerir.

b. Dinlemenin Önemi

Genellikle eğitim süreci içinde dinleme göz önüne alınmasa da

aslında iletişimin en önemli unsurlarındandır. Uyanık durumda

olduğumuz günlük yaşamımızın % 70’i iletişimle geçmektedir. Bu

sürenin % 10’u yazarak, % 15’i okuyarak, % 30’u konuşarak ve % 45’i

de dinleyerek geçmektedir.

Konuşmacılar ve dinleyiciler, dinlemede başarısız olurlarsa

sonuçlar çok kötü olabilir.

Uçaklar düşebilir, birliğin morali bozulabilir, rutin operasyonlar

çok kötü sonuçlanabilir ve aileler yıkılabilir. Biz, her ne kadar iletişim

içinde konuşmacılara odaklansak da bir iletişimin başarılı olup

olmadığını dinleyici belirler.

Yapılan bir araştırmaya göre, iş adamlarına iş yerinde en çok

kullandıkları ve okullarda okumak istediği dersler sorulduğunda her iki

soruya verdikleri yanıt “dinleme” olmuştur. Özellikle TSK’de dinleme

çok önemlidir. Başarı, ölüm kalım meselesidir. Algılama, anlama ve

hatırlama sözlü iletişim için çok önemlidir ve herhangi bir ufak yanlış

anlama felaketle sonuçlanabilir. Etkili dinleme, bizim işimizde gerekli

olan güven ve karşılıklı sevgiyi oluşturmamızı sağlar. Askerî personel

astlarını ve durumu çok iyi anlamalıdır. Dinleme özelliği çok iyi olan

komutanlar her zaman daha doğru kararlar alırlar ve personeliyle

daha iyi ilişki kurarlar.

Özetlersek, dinleme bizim gerçekleri öğrenmemizi, takım

arkadaşlarımızı anlamamızı sağlar ve diğerleriyle aramızda güven

oluşturur. Bunların hepsi çok önemlidir; fakat neden çok az insan iyi

dinleyicidir? Neden dinlemek zordur? En önemlisi daha iyi nasıl

dinleriz?

c. İyi Dinlemenin Önündeki Engeller

Dinleme çok enerji gerektirir. Bu enerjiyi harcamadaki

istekliliğimiz yoğunlaşmamızı artırır. Yoğunlaşmamızı artırmadan

dinleme tekniklerini bilmemiz hiçbir işe yaramaz.

81

Dinlemeye yoğunlaşmanızı değerlendirmek için aşağıdaki

kriterleri gözden geçiriniz:

- Dinliyormuş gibi yapıyor muyum?

- Dikkati başka yöne çekiyor muyum?

- Konuşmacıları eleştiriyor muyum?

- Konuları ilginç bulmuyor muyum?

- Konuşmacının mesajına karşı ön yargılı mıyım?

- Zor ve karmaşık konulardan kaçınıyor muyum?

- Konuşmacının dikkat çektiği küçük ayrıntılara takılıyor muyum?

- Konuşma sırasında kendi yanıtımı hazırlarken konuşmacının

konuşmasını kaçırıyor muyum?

- Diğerlerinin sözünü kesiyor muyum? Böyle yaptığıma dair

uyarı aldım mı?

- Toplantı ve sosyal olaylarda vaktimin çoğunu konuşmaya mı

ayırıyorum?

- Karşınızdaki konuşmacının anlattığı her olay sanki sizin

başınızdan geçmiş gibi mi geliyor?

Her ne kadar yukarıdakiler en az bir kere başımıza gelse de üç

ve daha fazlasına “evet” cevabını verdiyseniz aşağıdaki bölümlerden,

kendi öz yoğunlaşmanızı geliştirmek için faydalanacaksınız.

Dinleyiciler olarak kör noktalarımız vardır ve başarımızı yanlış

tahmin ederiz. İnsanlar kendileri için dinleme puanlarına 10 üzerinden

7,5 verirken, diğer insanların bunu 4,1 olarak değerlendirdiği dikkat

çeken bir konudur. Bu bilgi de gösteriyor ki insanlar, dinleme

sorunların diğer insanlarda olduğunu, kendilerinde olmadığını

düşünmektedirler.

Burada “iş yeri ortamı” ile ilgili düşünülmesi gereken birkaç soru

sorulmuştur. Bu soruların çoğuna “evet” cevabı verirseniz, insanlarla

nasıl iletişim kurduğunuzu ve onları nasıl dinlediğinizi bir daha gözden

geçirmelisiniz:

- Konuştuğunuz insanlar işle ilgili sorunlarını başkalarıyla mı

görüşüyorlar?

- Olayları hep sonradan mı öğreniyorsunuz?

- Kendinizi her zaman düzenleme sorunları içinde mi bulursunuz?

- Çok karmaşık görevlerle nadiren mi görevlendirilirsiniz?

82

- Sözlü iletilmesi gereken bir sürü bilgiyi, yüz yüze görüşülmesi

gerekenler de dâhil, yazılı olarak mı alıyorsunuz?

Bazen dinlemek için kendimizi güdülemek gerçekten de çok zor

olabilir. Bugünün kültüründe, iyi bir iletişimci her zaman güzel

konuşan kişi olarak görülmüştür ve dinleme fazla önemli

görülmemektedir. Bugünün etkili dinleyicileri saygı ve takdir görürler;

çünkü dinleme, sorun çözme ve karar vermede yaşamsal bir öneme

sahiptir.

ç. Dinleme Çeşitleri

Dinlemenin önemli olduğu ve dinlemek için değişik sebeplerin

olduğu farklı durumlar vardır. Bu farklılıkları kabul etmek ve

belirlemek önemlidir; çünkü bir durumda doğru olan dinleme şekli

diğer bir durumda yanlış olabilir.

Dinlemede karşılaşılan sorunlardan biri de hangi durumda ve

hangi cevabın daha doğru olduğunu bilmektir. Bu soruna

yaklaşımdaki ana nedenlerden biri, niçin dinlediğimizdir.

Bilgilendirici Dinleme: Diğerlerinden bilgi almak için dinleriz.

- Güzel yazma teknikleri hakkında bir öğretmeni dinleriz.

- Atama sürecinde değişikliklerle ilgili brifing alırız.

- Bir doktordan tıbbi bilgiler alırız.

- Gemide telsizden bilgi alırız.

- Beklentilere dair bilgiler alırız.

Eleştirel Dinleme: Bir durumu değerlendirmek - yargılamak ve

karar vermek için dinleriz.

- Ölümcül bir kaza ile ilgili dinleriz.

- Üç aylık ödülün kime verileceğine dair karar vermek için

dinleriz.

- Yeni silah sistemiyle ilgili özelliklerin belirlenmesi için dinleriz.

- Yönetimle ilgili hangi disiplin işleminin uygulanacağına karar

vermek için dinleriz.

1) Bilgilendirici Dinleme: Bilgilendirici dinlemede birinci öncelik,

konuşmacının aktardığı bilgileri, aktarıldığı biçimde anlamaktır.

Başarılı bir dinleme, konuşanın anlatmaya çalıştığı meseleyi,

konuşmacının niyet ettiği gibi anlamaktır. Bu tür dinleme daha çok bir

otorite tarafından yapılan konuşmalar ve tartışmaya açık olmayan

bilgiler aktarılırken yapılır.

83

Örneğin, teknik bir meseleyi dinlerken amacımız sadece konuyu

anlamak olmalıdır.

Kuralların saçma olduğuna dair tartışmalar içine kesinlikle

girmememiz gerekir. Resmî bir eğitim alıyorsak ve sonunda sınav

olacaksa burada sadece konuyu öğrenmemiz gerekir. Bu tür bir

eğitimin bu aşamada gerekli olmayacağına dair tartışmalara

girmemize hiç gerek yoktur.

Bilgilendirici dinlemeyi geliştirmenin yolları:

- Zihniniz ve alıcılarınız açık olsun. İlk amacımız mesajı

anlamaksa, konu hakkındaki ön yargılarımızı bir kenara atıp sadece

dinlememiz gerekir.

- Öğretmek zorundaymışsınız gibi dinleyin. Birçok eğitim uzmanı

bu yöntemi önerir. Biz, bir şeyi başkalarına öğretmek zorunda

olduğumuz zaman daha çok öğrenmeye çalışırız. Bu yaklaşımı göz

önünde bulundurursak daha fazla yoğunlaşabilir, konuyu

anlamadığımızda sorular sorar ve konu hakkında daha derinden

düşünebiliriz.

- Notlar alın. Ana noktalar üzerinde odaklanmaya çalışın, her

şeyi not almaya çalışmayın. Bu klasik yöntem, tarafsız bilgiler almaya

çalıştığımız zamanlarda; örneğin sınıflarda, personel toplantılarında

kullanılır. Unutmayın; dinleyiciler ve konuşmacı resmî olmayan bir

ortamdaysalar, bu durumda not almak çok kaba bir davranış olarak

görülebilir. Bu nedenle ortamın uygun olup olmadığına dair

değerlendirmeyi çok iyi yapmak gereklidir.

- Konuşma zamanı ile düşünme zamanı arasındaki zamanı iyi

kullanın. Ortalama konuşma hızı dakikada 180 sözcüktür. Fakat çoğu

dinleyici dakikada 500 sözcük düşünebilir. Bu fazla zamanı düşünme,

tekrarlama, tahmin, özet ve konuşmacının notları olarak alabilirsiniz.

- Düzgün yanıtlar verin, sorular sorun. Güzel soru sormak sizin

konuyu daha iyi anlamanızı ve konuyu netleştirmenizi sağlar.

Unutmayın, mümkün olduğunca daha fazla bilgiyi almaya ve daha az

yargılamaya vakit ayırmalısınız. Aşağıda size uygun sorular ve

yanıtlar var:

Konuşmacıya emirlerini olduğu gibi geri okuyunuz (daha çok

telsiz konuşmaları için).

“Toner, kâğıt, dosya lazım, hemen şimdi getiriyorum” şeklinde

emir tekrarı önemlidir.

Kendi sözcüklerinizle ifade edin.

84

“Anladığım kadarıyla...”

Detay hakkında daha çok soru sorunuz.

“Bu taslağın 15 Nisana miatlı olduğunu söylüyorsunuz, pekâlâ

eş güdüm sürecinden önce mi sonra mı?”

“Başka bir ordu mensubuyla evliyseniz bu durum nasıl değişir?”

Netleştirmek amacıyla bir örnek isteyiniz.

“Güzel sorular sormak, dinleme becerisini artırıyorsa, buna bir

örnek verebilir misiniz?”

2) Eleştirel Dinleme: Eleştirel dinleme, bilgilendirici dinleme ve

eleştirel düşünmenin birleşimi olabilir. Bu durumda dinleyici aktif

olarak mesajı çözümler, değerlendirir ve dinleme başarısı mesajı

anlama ve yazıya aktarma şeklinde olur. Dinleyici, konuşmacı

tarafından sunulan yardımı değerlendirir, onun ana düşüncesine

katılır veya katılmaz.

Eleştirel dinleme bir karar vermeye çalışırken çalışan personelin

durumunu değerlendirirken ve astların kabiliyetlerini değerlendirirken

kullanılabilir. Eleştirel dinlemeyi geliştirmenin yolları:

Eleştirel dinleme, düşünce ve sonuç oluşturmada dikkatli bir

şekilde yargılama sürecidir.

Eleştirel dinleme düşünme kalitesini artırır.

Bilgilendirici dinleme için geçerli olan yöntemlerin hemen hemen

hepsi eleştirel dinleme için de gereklidir: Sadece verilmek istenen

mesajı doğru anlamak ve irdelemek gerekir.

- Notlar alın.

- Sanki not vermek zorundaymış gibi dinleyin. Öğretmek çok zor

bir iştir; fakat başka birisinin sunduğu konuya not vermek daha da

zordur. İleti açık ve net mi? Destekleyiciler konuyla ilgili ve ikna edici

mi? Etkili mi? Bu tür mantıklı sorulara yanıt vermek sizin

konuşmacıya yoğunlaşmanızı sağlar.

- Konuşma ve düşünme arasındaki zamanı kullanın. Mesajda

belirtilen zaman farkını iyi kullanın. Önce anlayın, sonra değerlendirin.

Hatta eleştirel bir dinleme yaparken bile konuşmacı konuşmasını

bitirmeden tartışmaya girmeyin.

- Uygun sorular sorun. Kritik sorular sormak da konuşmacının

konuşmasını özetleyecektir.

Doğruluk: Bunu nasıl test edebilir veya bunun doğruluğunu

nasıl kanıtlarız? Diğerleri de aynı sonucu veriyor mu?

85

Bağlantı: Bu gerçek sorunla nasıl bağlantılıdır?

Genişlik: Başka bir noktadan düşünmemiz gerekir mi?

Mantık: Sonuçlarımız delillerden mi ortaya çıkıyor? Önemlilik:

Ana düşünce bu mudur? En önemli sorun nedir?

Adalet: Burada hiç hakkını vermediğimiz konu var mı?

Rakiplerimiz bu konuyu nasıl göreceklerdir?

3) Duygusal Dinleme: Duygusal dinlemede karşımızdaki kişinin

penceresinden bakar ve o niyetle meseleyi inceleriz. Konuşma

duygusal olduğunda veya sadece arada düşünce ileten bir durum

varsa bu tarz bir konuşma geçerlidir. Genellikle dinlemenin ilk

adımında, eleştirel bir konuşmada ya da gayriresmî bir konuşma

olduğunda bu tarz bir konuşma yapılır. Bu tür bir konuşma

danışmanlık meselelerinde ve özellikle de aile içinde geçerlidir.

Duruma göre fikir alışverişinde bulunma ve takım kurma

çalışmalarında da bu tür bir dinleme geçerli olabilir. Her ne kadar

çoğu insan duygusal dinlemenin eşle veya çocukla uğraşırken

kullanışlı olduğunu düşünse de bazıları bu tür dinlemenin askerî

ortam için fazla “duyarlı” olduğunu söyler.

Unutmayın bu tür dinlemeyi aile içinde gerekli kılan sebepler

askerî ortamda da gereklidir. Duygusal dinleme güven oluşturur ve iş

birliğini destekler, küçük grup uyumunu sağlar. Takım uyumu için

önemli etken, kavga ve kriz durumları için de önemlidir. Elbette

kurşunlar havada uçarken duygusal dinleme yapamazsınız; fakat,

duygusal dinleme başarının en önemli etkendir.

“Etkili İnsanların Alışkanlıkları” adlı kitabında Dr. Stephen

Covey, dinleme için; diğer insanlarla ilgilenirken; “Tedavi etmeden

teşhis et.”, “Önce anlamak için araştır, sonra anlaşılmak için uğraş.”

demektedir. Duygusal dinleme, insanları anlamak ve onlarla iyi

ilişkiler kurmak için iyi bir araç olarak görülür. Hem içeriği anlar hem

de bunu hissederseniz ve sonra bunu geri yansıtabilirseniz bir sürü

verimli sonuç ortaya çıkacaktır:

- Dinleyici konuşmacının ne hissettiğini doğru anlar.

- Konuşmacı anlaşıldığını hisseder.

- Dinleyici daha iyi tavsiye verebilir.

- Konuşmacı dinleyiciye karşı daha açık olur.

Duygusal Dinlemeyi Geliştirmenin Yolları: Duygusal dinlemenin

86

başarılı olması için dinleyicinin konuşma içeriğini anlaması ve

konuşmacının anlaşıldığını hissetmesi gerekir. Konuşmacıya

anlaşıldığını hissettirmek ikinci basamaktır ki bu da bazı beceriler

gerektirir.

Mesajınızı bildiklerini ifade ettiklerinde veya konuşmanızı bölüp

tavsiye vermeye başladıklarında bundan nefret etmez misiniz?

Duygusal dinleme şekillerinizi geliştirmek isterseniz aşağıdaki

saldırgan yanıtlardan kaçınınız. Bu yanıtlar anlamanızı

engelleyecektir.

Yaşam Öyküleri: “Senin bu durumunun aynısı bana da

olmuştu.” diyerek yanıt vermek.

Tavsiye: İstenilse de istenilmese de kendi deneyimlerinize

dayanarak yanıt vermek.

Soruşturmak: Kendi penceremizden sorular sormak.

Değerlendirme: Hemen kabul veya reddetme.

Bu tür geri beslemeler onaylanamaz; çünkü konuşmacının

dikkatini dağıtır, başka noktalara çeker ve dinleyicinin de konu dışına

çıkmasına sebep olur. Dışa dönük kişiler içe dönük kişilerden daha

fazla otobiyografilerini anlatma eğilimindedirler. Anne ve babalar da

bu tür soruları sorarlar; fakat, burada önemli olan ne kadarın aşırı

olduğunu bilmektir. Bu tür sorular dinleyici anlaşıldığını anladığında

ve uygun bir yanıt beklediğinde uygundur. Bu noktaya kadar

beklemekte yarar vardır. Konuşma tekrar duygusal bir hâl aldığında

dinleyici tekrar duygusal dinlemeye başlamalıdır.

Duygusal dinlemede yer alan beceriler akılda çok kolay kalır;

ancak, bunların uygulaması çok zordur. İşte ipuçları:

- İçtenlikle dinleyin, konuşmanın içeriği kadar dinleyicinin

kişiliğine de önem verin.

- Konuşanın sözleri kadar duygularını da dinleyin.

- Tavsiye vermekten, yaşam öykünüzü anlatmaktan,

değerlendirme yapmaktan kaçının, konuyu asla bölmeyin ve

değiştirmeyin.

- Konuşmacı anlaşıldığını hissedinceye kadar konuyu ve

duyguları geri yansıtın.

2. Dinlemeyle İlgili Son Düşünceler: Güdülenme

Bir konuşmayı çok dikkatle dinlediğiniz anları düşünelim. Neden

bu kadar dikkatli dinlediniz? Sebeplerden birisi de büyük olasılıkla

87

güdülenmenizin yüksek olmasıdır. Aşağıda, gelecekte başımıza

gelecek bu tür sorunlarla ilgili olarak güdülenmenizi artırmanın birkaç

yolu anlatılmıştır:

a. Dinlemenin Neden Önemli Olduğunu Hatırlamaya Çalışın

Dinleyiciler bu konuşmanın neden önemli olduğunu hatırlamaya

çalışmalı, konuşmacılar dinleyicilerine dinlemenin neden önemli

olduğunu hatırlatmalıdırlar.

Bilgilendirici Dinleme

- Görevin başarıyla sona ermesini ve benim işimi daha iyi

yapmamı sağlayacak mı?

- Bu dinleme daha iyi karar almamı sağlayacak mı?

- Bu işi kötü yaparsak birileri zarar görecek mi?

- Bu işi anlamazsam takımımız kötü görünecek mi? Ben kötü

görünecek miyim?

- Bunu daha sonra tekrar tartışıyor olacak mıyız? Bunu başka

birine öğretmek zorunda kalacak mıyım?

- Bunu anlamak benim, kurumumun ve ailemin amaçları için

önemli mi?

Eleştirel Dinleme

- Hangi pozisyonu almam konusunda karar vermek zorunda

mıyım?

- Deliller güçlü mü ve mantıklı görünüyor mu?

- Bu sorun hakkında yanıtlanmamış sorular neler? Bu konuda

söylenmeyen şeyler var mı? Varsa neler?

Duygusal Durumlar

- Konuşmacı güçlü hisleri nedeniyle gerçekleri anlatabiliyor mu?

- Bu iş arkadaşımla aramı iyileştirmek zorunda mıyım?

- Bu müzakerede karşı taraf için gerçekten nelerin önemli

olduğunu biliyor muyum? Bu aile üyesi duygusal destek konusunda

bana güveniyor mu?

- Bu kişiye karşı kişisel bir sorumluluğum var mı?

b. Dinleme Güdülenmesi İçin Engelleri Belirleyin ve Kaldırın

Hem konuşmacı hem de dinleyen dinlemeye engel olan

etkenlerden yararlanabilir. Hangi etkenleri engelleyebilirsiniz? Hangi

88

etkenleri yaşamak zorundasınız? Düzeltebildiğini düzelt,

düzeltemediğini de bil!

Fiziksel engeller dinlemeyi zorlaştırabilir. Gürültülü ortam, görsel

engeller gibi... Mümkün oldukça engelleri kaldır, mümkünse öne otur!

Bu sizin ve konuşmacının arasındaki engelleri kaldırır ve görselleri

daha iyi görmenizi sağlar. Konuşmacının karşısında sessiz oturmakla

da insanlar size yardımcı olabilir.

Kişisel engeller; yorgunluk, hastalık ve rahat olmama gibi

fiziksel etkenler de psikolojik etkenler gibi (iş, aile, ekonomik sorunlar

vb.) dinlemeyi etkiler.

Kullanılan dilden kaynaklanan engeller de sorun oluşturabilir.

Birden fazla anlamı olan sözcük ve sözcük kümeleri; düşünceler,

nesneler veya birden fazla anlamdan oluşan resimler; argo, mesleki

argo veya kurum dili. Örneğin, Trakya Bölgesi’nde yaygın kullanılan

bir sözcük, Doğu Anadolu Bölgesi’nde daha farklı bir anlama gelebilir.

c. Ortak Bir Zemin Araştırın

Dinleme güdülenmemiz, konuşmacıyı veya konuyu

küçümsediğimiz zaman azalır. Konuşmacının yaşıyla, milliyetiyle,

cinsiyetiyle veya kişisel görünüşüyle ilgili ön yargınız var mı? Çoktan

konunun ilgisiz, sıkıcı veya seviyenizin altında olduğuna karar

verdiniz mi? Bu tür bir düşünce tarzı dinleme için büyük bir engel

olabilir.

Yukarıdaki örnekte verilen engelleri ortadan kaldırmak için

kendinize birkaç soru sorunuz. Kendi düşüncelerinizle konuşmacının

düşünceleri arasında ne gibi ortak noktalar ve ortak yönler var?

Konuyu kendi ilgilerinizle ilişkilendiriniz. Bazen bu küçük egzersiz,

ilginç bir köprü oluşturur ve uçurumu ortadan kaldırır.

ç. Dinlemeyi Bir Öğrenme Fırsatı ve Entelektüel Fırsat

Olarak Görün

İlk başta ilgisiz, sıkıcı ve saçma gelen bir konuya karşı nasıl

motive olabilirsiniz? Uzmanı olduğunuz bir konuda dinleme

yapıyorsanız konuyu başka birilerine öğretme kabiliyetini artırmak için

konuyu daha iyi öğrenin. Konuşmacı konuşmasını nasıl düzenledi?

Hangi kavram ve terimler tanımlandı? Konuşmacı sizin de ileride

başkasına öğretirken kullanabileceğiniz güzel bir sözcük kullandı mı?

Konuşmacı gizemini kaybetmeye başladığında kendinize onu

daha iyi nasıl yapabileceğinizi sorun. Bazı notlar alın ve daha sonra

akıllıca ve yapıcı eleştiriler getirin.

89

Sorunu başka birine anlatın. Etkili dinleme, eleştirel düşünme

de bir alıştırmadır; konuya yoğunlaşma becerinizi geliştirir. Kendinize

bir “hatırlama oyunu” ve dinleme alıştırması geliştirin.

Biz, her zaman dinleme yaparken şunu unuturuz. Her zaman

bildiğimizden daha fazlası mutlaka anlatılanın içinde vardır. Dinleme

hak ettiği ilgiyi göremeyen bir iletişim becerisidir. Yanlış anlama ve

hatalar ne yazık ki ölümcül olaylara neden olabiliyor. Bu nedenle

insanlar arasında güven duygusunu geliştiren etkin dinlemeyi mutlaka

öğrenmeliyiz.

91

BEŞİNCİ BÖLÜM

ETKİLİ İLETİŞİMİN BASAMAKLARI

Başarının yolu insanlarla nasıl iletişim kurabileceğini bilmektir.

Bu bölümde hedefe ulaşmak için yedi basamaklı bir yaklaşım

anlatılacak, büyük resim tanımlanacak, ilerleyen bölümlerde

tanımlanan bu basamakların her biri ayrıntılarıyla anlatılacaktır.

Anlatılan bu basamakları kendi kullanım şeklinize göre

değiştirebilir ve kendinize uyarlayabilirsiniz. Ancak unutmamanız

gereken konu her bir basamağın tamamlanmasının sizin konuşma ve

yazma etkinliğinizi artıracağıdır. Bu basamaklar her zaman birbirini

takip edecek şekilde kullanılmayabilir, hatta uzun ve karmaşık

görevlerde basamaklar arasında bir ileri bir geri gidip geldiğinizi

görebilirsiniz. Merak etmeyin, bu durum normaldir, yapılmış olan bir

plandan sapmanız, hiçbir planınızın olmamasından daha iyidir.

A. Yazma ve Konuşmaya Hazırlanmak: İlk Dört Basamak

Birçok alanda olduğu gibi iyi bir iletişim önceden hazırlık

gerektirir. Bu kapsamdaki ilk dört adım ise taslak hazırlama

aşamasının temellerini oluşturmaktadır. Burada anlatılanlar size doğal

bir süreç gibi görünse bile insanların büyük çoğunluğunun bu hazırlık

aşamasını atlayarak cümle ve paragrafları doğrudan yazma

aşamasına geçtiklerini gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Ama siz asla

bunu yapmayın! İyi konuşmak ve yazmak tıpkı bir ev inşa etmek

gibidir. Sağlam bir ev yapabilmek için iyi bir plana gereksinim vardır.

1. Amaç ve Dinleyici / Hedef Kitlenin İrdelenmesi

Yazarların büyük çoğunluğu amaçlarını veya okuyucuların

beklenti ve gereksinimlerini net olarak ortaya koymadan yazmaya

başlamaktadır. Aslında bu iyi bir durum değildir. Bu aşamada

harcanacak birkaç dakikalık bir çalışma sonradan harcanacak saatler

dolusu sıkıntılı çalışmayı önleyebilecektir. Neye veya kime nişan

aldığınızı bilirseniz hedefi vurma olasılığınız o ölçüde yüksek

olacaktır.

Amacınızı dikkatli olarak irdelemeniz konuya odaklanmanız

sizin başarılı olmanıza büyük katkı sağlayacaktır. Bazı durumlarda,

amaca dikkatli ve derinlemesine baktığınız zaman resmî bir yazıya

veya herhangi bir brifinge gereksinim olmadığını görebilirsiniz.

Karargâhlarda bir gün içinde ne kadar çok resmî yazı veya brifingin

hazırlandığını bilseniz herhâlde çok şaşırırdınız. Gereksiz resmî

iletişim zaman, gayret ve kaynak israfına yol açar.

92

Biraz zaman ayırarak dinleyicileri anlarsanız ve onların bilgi

düzeyi, ilgi alanları ve güdülerini araştırırsanız, amacınızı

gerçekleştirmek için mesajınızı onların anlayabileceği şekilde

düzenleme olanağına kavuşmuş olursunuz. Karşı görüşe sahip bir

dinleyici topluluğunu eğitmek, konuya sıcak bakan ve ortak değerlere

sahip dinleyicileri eğitmekten çok daha zordur. Aynı şekilde

Genelkurmay Başkanının imzasına sunulacak bir yazıyı hazırlamak

albay rütbesindeki bir komutanın imzasını almak için hazırlanacak bir

yazıdan çok daha özenli çalışma gerektirir.

2. Konunun Araştırılması

Etkili iletişim ilkelerinden “katkı” ile konunun desteklenmesi

gerektiğini hatırlayın. Bu noktada ikinci basamak size konunuzu

oluşturmanız için gereken altyapıyı sağlar.

Birçoğumuz için “araştırma” sözcüğü, belki daha önce yaşanmış

bazı deneyimler, belki de konuya fazla hâkim olmamaktan dolayı

biraz ürkütücü gelebilir. Sakın araştırma düşüncesinin sizi

korkutmasına izin vermeyin. Yedi basamaklı yaklaşım görüşünde

araştırma; iletişim hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan destekleyici

bilginin bulunması aşamasıdır. Bunu ev ödevi olarak da

değerlendirebilirsiniz.

3. Düşüncelerinizin Desteklenmesi

İletişimde genellikle karşı tarafı bir konuda ikna etmek

hedeflenir. Bu durumda dinleyicilere sadece bilgi vermek yeterli

olmaz. Düşüncelerimizi destekleyen unsurların bir araya getirilerek

düzenlenmesi gerekir. Araştırma aşamasında elde edilen farklı bilgiler

mantıksal bir iddia oluşturacak şekilde düzenlenebilir. Mantıksal iddia

anlaşmazlık veya tartışma değildir. Sorunları çözmek ve karar

verebilmek için bilgilerin bir araya getirilmesidir.

Biz başkalarını ikna etmek için uğraşırken başkaları da bizi ikna

etmek için uğraşmaktadırlar. Mantıksal tutarsızlık, iddianın

mantığındaki bir hata veya zayıflıktır.

Mantıksal iddiaların oluşturulması aslında günlük yaşamımızın

bir parçasıdır. Mesela yeni bir araba alacağımız zaman hangi marka

ve modeli alacağımızı, en başarılı personelin seçilmesi aşamasında

kimin bu ödülü hak ettiğini veya bütçemizi ayarlarken hep mantıksal

olarak konuyu irdeleriz.

4. Düzenleme, Planlama ve Ana Başlıkları Ortaya Koyma

Amacınızı ve dinleyici kitlesini tanıyorsunuz, bütün

hazırlıklarınızı yaptınız. Artık mesajınızı verme zamanı değil mi? O

93

kadar çabuk değil! Cümleleri ve paragrafları yazmaya başlamadan

önce (veya konuşmaya başlamadan önce), düşüncelerinizi

düzenleyerek ve sunumu nasıl yapacağınızı planlayarak işinizi

kolaylaştırmalısınız.

Başarılı iletişimciler, ellerindeki bilgileri, dinleyicileri bir noktadan

öbürüne götürecek şekilde mantıksal olarak düzenlerler. Mantıksal bir

yol izlenmediği takdirde dinleyiciler konuşmacı veya yazardan

koparlar. Yeterince düzenlenmemiş yazılar, hem sivil hem de askerî

ortamda en çok karşılaşılan hatalardandır. Kendinize ve dinleyici

kitlenize bir iyilik yapın ve bu dokümanın ilerleyen bölümlerinde

verilen düzenleme yöntemlerini okuyarak yazı veya konuşmanızı

nasıl daha iyi düzenleyebileceğinizi öğrenin.

Birinci bölümde anlatılan ikinci prensip olan “düzenli olmak”,

dinleyicinin sizin vermek istediğinizi alabilmesi için düşüncelerin ve

sunumun düzenli olmasını ifade etmektedir. Yazmaya başlamadan

önce düzenleme ve konunun nasıl hazırlanıp sunulacağına yönelik

planlama için zaman ayırarak bu prensibi başarmaya yönelik ilk

adımları atmış olacaksınız.

B. Taslak Oluşturma ve Yazma: Diğer Üç Basamak

İlk dört basamak yazma ve konuşma görevleri için aynıdır;

ancak taslak oluşturma ve yazma işlemleri bu iki farklı iletişim için

biraz farklılık gösterir. Bu bölümde konu yazı hazırlama açısından ele

alınacaktır. Diğer bölümlerde ise TSK’de konuşma yapmak için bu

adımların nasıl değiştirilmesi gerektiği üzerinde durulacaktır.

1. Taslak Oluşturma

Yazmak denilince ilk olarak cümlelerin ve paragrafların kâğıda

geçirilmesi akla gelir. Yazmak konusunda yeterli tecrübeniz yoksa

yazının taslağını hazırlamak genellikle gerilmenize neden olacaktır.

Taslak hazırlamanın daha rahat ve etkili olmasını sağlamak için ilk

dört basamağı uygulamanız yararlı olacaktır.

Ön hazırlığınızı tamamlayarak yazmaya hazır olduğunuzda,

okuyucunuza ulaşabilmek için birçok kullanışlı yöntem vardır.

- İlk olarak amacınızı verin. Bir veya daha fazla giriş paragrafı

kullanarak amacınızı en baştan belirtin. TSK’deki okuyucu kitlesinin,

romanlardakine benzer şekilde sonu sürprizlerle dolu bir yazıyı

okumak için ne zamanı ne de sabrı vardır.

- Daha sonra, paragraflarınızı okuyucunuzu yönlendirecek

şekilde düzenleyin ve paragraflar arası geçiş cümleleri kullanarak

onların konudan kopmasını engelleyin.

94

- Üçüncü adım olarak, cümlelerinizin doğru ve açık olmasına

özen gösterin. Mesleki terminoloji, olumsuz ve edilgen cümle yapısını

terk edin, anlatmak istediğiniz konu hakkında güzel sözlerle laf

kalabalığı yapmayın.

- Son olarak daha önce vermiş olduğunuz bilgileri birleştiren ve

vermek istediğiniz ana düşünceyi özetleyen bir sonuç paragrafı ile

yazınızı tamamlayın.

2. Yazıya Dökme

Deneyimli yazarlar, yazmanın taslak hazırlamaktan ayrı ve özen

gösterilmesi gereken bir işlem olduğunu bilirler. Taslak hazırlarken

yeni bir şey oluşturuyorsunuz. Yazmaya başladığınızda ise artık

hazırladığınız taslağı eleştirme aşamasına geçiyorsunuz. Bu rol

değişikliği bazen çok zor olabilir; çünkü kimse kendi bebeğinin çirkin

olduğunu kabul etmek istemez. Unutmayın ki eleştiri ve yargılama,

iletişimde kaçınılması mümkün olmayan gerçeklerdir. Kendi

taslağınızı eleştirirken ne kadar acımasız ve gerçekçi olursanız

başkalarının sizin yazınızı eleştirebileceği o kadar az nokta bırakmış

olursunuz.

Yazmanın iki önemli yönü, “neden” yazdığınız ve etkin olarak

“nasıl” yazabileceğinizdir. Ne için yazdığınız, birinci bölümde anlatılan

ilkelere göre hazırladığınız takdirde kolaydır. Nasıl yazılacağı ise

biraz daha karmaşıktır. Biz büyük resimden başlamanızı ve küçük

detaylara doğru devam etmenizi tavsiye ediyoruz. Her nedense

insanların birçoğu bunun tam tersini yapmakta ve öncelikle küçük

detaylara saplanmaktadır. Hatta bazıları yazmanın en önemli

bölümünün detaylarda gizli olduğunu düşünmektedir. Hiçbir şey,

gerçekten bu kadar sapmış olamaz; zor detaylar yazının sadece bir

parçasıdır, diğer bir ifadeyle yapboz parçalarından sadece birisidir.

3. Geri Besleme ve Onay

Yazma işlemini tamamlayarak iletişiminizi geliştirmek için

yapabileceğiniz her şeyi yaptıktan sonra, artık dışarı çıkarak geri

besleme almanın zamanı gelmiş demektir. Hepimizde kendi

yaptığımız işi eleştirme noktasında bir zayıflık söz konusudur. Bu

yüzden bazen dışarıdan birinin farklı bakış açısı, bizim kendimizi

geliştirmemiz ve iletişimimizi güçlendirmemiz için çok yararlı olabilir.

Sizin hedefiniz üretilebilen en iyiyi ortaya koymak olmalıdır. Kibir ve

gururun sizi etkilemesine ve eleştirilme korkusu nedeniyle insanların

görüşlerine kapalı kalmaya karşı beyninizi koruyun. Unutmayın ki iş

ortamında söyledikleriniz ve yazdıklarınızın makam zinciri içinde

değerlendirilmesi ve onaylanması gerekmektedir. Yani hazırladığınız

95

yazıyı birinci sicil amirinizden itibaren sıralı komutanların görmesi ve

onaylaması gerekmektedir.

C. Etkili İletişimin Ayrıntıları

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin, karşındakinin anladığı

kadardır.”

Mevlana

İlk bölümde iletişim kavramını ve iletişimin temel unsurlarını

incelemiştik. Bu bölümde, etkili iletişimin temel yedi basamağını

inceleyeceğiz. Bu basamaklar, konuşma ve yazmaya genel hazırlık

aşamalarıdır. Bu adımları ilkinden başlayarak detaylı olarak

inceleyeceğiz.

1. Amaç ve Hedef Kitlenin İrdelenmesi

İlk önce kendinize, yansı hazırlama, andıç hazırlama, toplantı

yapma, telefon görüşmesi, elektronik posta gönderme veya herhangi

bir başka şeyin, görevin yerine getirilmesine katkısı olup

olmayacağını sorarak işe başlayın. Günümüzün hızlı iş ortamında

başkaları için gereksiz iş çıkarmaya ihtiyacınız yoktur.

İletişim için gerekli olan gereksinimden emin olduktan sonra

birinci adım gereği amacınız ve hedef kitleyi bilmeniz gerekmektedir.

Bu kısımda göreceğiniz gibi amaç ve hedef kitle birbirinden ayrı

şeyler değildir. Hedef kitlenin özellikleri mesajınızın bütününü

etkileyecektir ve amacınız genellikle hedef kitleyi etkilemekle ilgili

olacaktır.

a. Anahtar Sorular

İletişim sanatının ustaları, belirledikleri amaca odaklanırlar ve

karşılarındaki kitlenin irdelenmesini ciddiye alırlar. Siz de karşınızdaki

kitle hakkında ne kadar çok şey biliyorsanız veya rapor sunacağınız

komutanın bu rapordan ne istediğini tam olarak anlamışsanız

konuşmanızı / yazınızı hazırlarken o kadar rahat olursunuz. Siz buna

göre neredesiniz? Aşağıda amacınızın ve hedef kitlenin irdelenmesi

sürecinde kendinize sorabileceğiniz birkaç temel soru verilmiştir.

Diğer birçok soru kısım boyunca detaylı olarak incelenecektir.

- İletişimin amacı nedir? Hedef kitlede bir davranış değişikliği

yaratmak istiyor musunuz? Yoksa sadece bilgilendirmek amacıyla mı

yazıyorsunuz?

- Amacınızı açıklamak için bir cümle yazma veya otuz saniye

konuşma hakkınız olsa ne yazar / söylerdiniz?

- Nasıl bir biçim kullanacaksınız?

96

- Hazırlanmak için ne kadar zamanınız var?

- İletişim esnasında zaman veya mekân ile ilgili alışılmadık bir

durum var mı? Mesela konuşmanızı cuma günü öğleden sonra

16.00’da mı yapacaksınız? Cuma günü öğleden sonra geç vakitte

gönderilmiş bir elektronik posta takdir edilmeyebilir hatta daha da

kötüsü okunmayabilir.

- Bu yazıyı / konuşmayı kim okuyacak / dinleyecek? Üstünüz

mü, astlarınız mı, siviller mi? Bu soruya verilecek yanıt, iletilen

mesajın resmiyet derecesini ve niteliğini doğrudan etkileyecektir.

- Okuyucuların / dinleyicilerin eğitim seviyeleri ve uzmanlık

alanları nedir?

- Öncelikle konu hakkında bir ön bilgi (kavramların anlamları vb.

bilgiler) vermenize gerek var mı? Karşınızdakiler, sunduğunuz

düşünce hakkında deneyim sahibi mi?

- Hedef kitlenin sizin hakkınızdaki görüşleri nelerdir? Onların

gözünde tanınan ve güvenilen bir kimse misiniz?

- İletinizi dinlemek / okumak için istekliler mi? Mesajınızı

koordine etmeye gereksinim var mı?

Kurumunuzun tutmasını gerektirecek sözler veriyor musunuz?

b. Amacım Ne?

Türk Silahlı Kuvvetlerinde oluşturulan çoğu yazılı ve sözlü ileti,

şu dört amaç sınıflandırmasından birinin içinde yer alır:

1) Emir vermek.

2) Bilgi vermek.

3) İkna etmek.

4) Teşvik etmek.

Size düşen görev ise ileteceğiniz ana düşünce ve amacınızın

ne olduğuna karar vermektir. Bazı iletilerin birincil ve ikincil amaçları

olabilir. Bu nedenle, mesajınızı bu sınıflardan birine uydurmak için

zorlanmayın. Amacınıza karar verdiyseniz, nerede vurgulama

yapacağınıza ve hangi nitelikleri taşıyacak bir ileti hazırlayacağınıza

karar verebilirsiniz. İletinizin amacı aşağıdakilerden birisi olabilir:

1) Emir vermek: Hedef kitleye yapmalarını istediğiniz bir

aksiyonu tanımlayan bir bilgi verirken genellikle emredici ileti

kullanılır. Emredici iletide vurgu açıktır, kısa komut içerir ve beklentiyi

ortaya koyar.

97

2) Bilgi vermek: Bilgilendirici iletinin amacı, hedef kitleye bir

bilgiyi sunmaktan ibarettir.

Bu durumda hedef kitle, ileti göndericinin yüklediği anlamı

aynen verebilirse iletişim başarılı sayılır. Bilgilendirici iletişimde hedef

kitlenin eğitim ve beceri seviyesine uygun, doğru ve tam bilgi

vermelidir. Hedef kitlenin geri beslemesi ve sürece katılımı, verilmek

istenen iletinin alınıp alınmadığını değerlendirirken faydalı olur.

3) İkna etmek: İkna edici ileti, hedef kitleye yeni bir düşünce,

yeni bir politika, yeni bir ürün veya mevcut uygulamalarda bir

değişikliği “satmak” için kullanılır. Duygular insanları ikna etmek için

bir araç olmakla birlikte; en ikna edici iletişim şekli, birtakım somut

delilleri mantıklı bir düzen içinde insanların önüne koymaktır. İleri

sürülen deliller her birey için farklı anlamlar ifade edeceğinden hedef

kitlenin irdelenmesi oldukça önemlidir. Amacınız dinleyicileri belli bir

hareket tarzına yönlendirmek olduğuna göre, ses tonunuz ve sunum

biçiminizi göz ardı edemezsiniz. Bu konuda, “düşüncelerin

desteklenmesi” ilkesi ikna yeteneklerinizin nasıl geliştirilebileceğini

anlatmaktadır.

4) Teşvik etmek: Yazılı ve sözlü anlatımın son amacı, genellikle

fazla dikkate alınmayan, ancak askerî ortamlarda sıklıkla kullanılan

“teşvik”tir. Liderlik basamaklarını tırmandıkça sorumluluğunuzda

çalışanları teşvik edici konuşma yapma sıklığınız artacaktır: Emekli

olanların vedasında, terfi törenlerinde, komutanlar toplantısında vb.

zamanlarda, teşvik amaçlı yapılan bir iletişimde, metodunuz, konunuz

ve karşınızdaki topluluk hakkındaki bilginizin tamlığı önem

kazanacaktır. Her ne kadar protokol şube bu konuşmaların bir kısmını

hazırlasa da önünüze gelen bu fırsatı kaçı

bir kısmını

hazırlasa da önünüze gelen bu fırsatı kaçırmamalısınız. Duygusal

iletişimde önemli olan konuştuğunuzda, konunun ve dinleyicilerin

tanınmasıdır.

Amacınız ister emir vermek, ister bilgi vermek, ikna etmek veya

teşvik etmek olsun bunların hepsi için geçerli temel bazı kurallar

vardır. Bu bölümün sonundaki “başarı için ipuçları” kısmında özet bilgi

sunulmuştur.

c. Ana Düşünceniz Konusunda Açık Olun: Amaç

Cümlesinin Yazılması

Anlatımınızın muhtemel genel amacı hakkında bir görüşünüz

oluştu (emir, ikna, bilgi veya teşvik); ancak, hedef kitleye ileteceğiniz

ana düşünce ne olacak? Siz amacınızı tespit etmekte

zorlanıyorsanız, emin olun ki hedef kitle de amacınızı anlamakta

zorlanacaktır.

Amacınızı açık olarak ortaya koyabilmenin bir yolu, ne yapmak

istediğinizin özünü anlatan bir “amaç cümlesi” yazmaktır. Bu cümle

size sadece bir cümle yazmak için izin verilseydi yazacağınız o cümle

olacaktır.

Amaç cümlesi yazmak, size iki şekilde yardımcı olur. Birincisi,

iletinizi hazırlarken sadece konu üzerinde yoğunlaşmanızı sağlar;

ikincisi, iletinizi gönderirken hedef kitle sadece vermek istediğiniz ana

düşünceye yoğunlaşır.

Açık bir amaç cümlesi yazmak size iki şekilde yardımcı olur:

- Mesajınızı geliştirirken sizin odak olmanızı sağlar. Mesajınızı

verdiğinizde alıcıların odak olmasını sağlar.

- Karşınızda üst rütbeli subayların olduğu bir ortamı düşününüz.

Zaman ayırmaları ve öncelik vermeleri gereken bir yığın işin arasında,

sizin bir an evvel nereye varmak istediğinizi gösteren bir amaç

cümlesi arayacaklardır.

Örnek olarak verebileceğimiz birkaç amaç cümlesi şöyle olabilir:

Amaç Cümlesi: İstihkâm taburu personelini, tehlikeli atıkların

atılması konusunda yeni uygulamalar hakkında bilgilendirmek.

Amaç Cümlesi: Öğrencileri, çalışmak, okula gitmek ve gelecek

ile ilgili umutlu olmaları konularında teşvik etmek.

Amaç Cümlesi: Şube müdürünüzü resmî seyahatlerde

kullanmak üzere üç adet diz üstü bilgisayar alma konusunda ikna

etmek.

ç. Diğer Konular

Ana düşüncenizi bilmek, amacınızı belirlemek için yeterli

değildir. Eşitliğin her tarafına baktığınızı anlamanız için sormanız

gereken bazı sorular şunlar olabilir: Sorulara vereceğiniz yanıtlar,

amacınızı tekrar belirlemek ve projenizi yeniden şekillendirmek adına

önemlidir.

- İletişim için hangi biçimi kullanacağım? Günümüz komutanları,

birliklerinin ve kendi zamanlarının kullanımı ile ilgili olarak artan

oranda daha hassastırlar. İletişimin gerekli olduğundan ve mesajın

iletimi için doğru biçimin seçildiğinden emin olun. Konuyu

derinleştirmeden ne kadar zaman harcanacağını tespit edin. Bir saat

sonra başlayacak komutan toplantısında iki dakikalık zamanınız

olacak mı?

- Mesajımı hazırlamak için ne kadar zamanım var? Amirinizin

yarın isteyeceği bir raporun genişliği ve derinliği, mali yılın sonunda

istenecek bir karargâh etüdünden farklı olacaktır. Süreniz nedir?

Raporu yazmanız ne kadar sürer? Amacınızın belirgin olması ile ilgili

başka konular da vardır. Bunlardan biri insan unsurudur ki bu iletişim

oyununda hedef kitlenin irdelenmesi anlamına gelir.

d. Hedef Kitlenin İrdelenmesi

Bu bölümde belirtildiği üzere, iletişim sürecinde üç temel

ögeden bahsedilir. A kişisi bir ileti hazırlar ve B kişisine gönderir. B

mesajı alır. Böylece iletişim süreci tamamlanmış olur. Esasında, bu

noktada iletişim süreci ilginç bir hâl almaya başlar. Acaba ileti B kişisi

tarafından, A’nın gönderdiği anlamda mı alınmıştır? Aynı anlamda

alınmadıysa “Neden” alınmamıştır? İşte bu noktada hedef kitle

irdelemesinin derinliklerine doğru bir yolculuk yapmak gerekir. İletiyi

sunan kişi, hedef kitle irdelemesinde kendini, içinde bulunduğu

organizasyonu ve hedef kitleyi iyi incelemelidir.

1) Kendinizi Tanımak

Hedef kitle irdelemesine başlamadan önce, aynada kendinize

bir bakmanız gerekir. Kendi güçlü ve zayıf yönlerinizi bilmeniz,

iletişimde istediğiniz hedefleri gerçekleştirmenizde yardımcı olabilir.

Örneğin:

- Bazı iletişim biçimlerinde, diğer biçimlere göre daha başarılı

olabilirsiniz. Kuvvetli yanlarınızı biliniz. Toplum karşısında konuşmak

sizin için çok azap vericiyse ve mesajınızı yazılı olarak vermek gibi bir

seçeneğiniz varsa yazılı anlatımı tercih etmelisiniz.

- Yazılı nota gereksinim duyan deneyimsiz bir takdimciyseniz ve

dinleyicilerin arasındaki komutan dikkatli bir şekilde brifinginizi

dinleyip alnınızdan boncuk boncuk damlayan terleri seyrediyorsa

elinizde rahatlıkla okuyabileceğiniz notların olduğundan emin

olmalısınız.

- Konunuzda uzmansanız, sakın karşınızdaki kitleyi mesleki

terimlere boğmayın.

Mesleki terimleri kullanmak size hoş gelebilir; fakat herkes

sizinle aynı düşüncede olmayabilir. Diğer taraftan, konu hakkında

uzmanlık bilginiz yoksa yeterli seviyede araştırma yapmalısınız.

Unutmayın ki hedef kitlenin içinde konuyu en az sizin kadar bilen

insanlar olabilir.

- Hedef kitle ile bağınız nedir? Onları kişisel olarak tanıyor

musunuz? Öyle ise daha rahat bir sunum veya resmiyeti gereksiz

yere yükseltmeyecek bir belge hazırlayarak hedef kitleye daha içten

yaklaşabilirsiniz.

2) Çalıştığınız Kurumu Tanımak

Kendinizle ilgili konuları gözden geçirdikten sonra, çalıştığınız

ortamı ve kurumu değerlendirmelisiniz. TSK’nin bir personeli olarak,

yazılı ve sözlü anlatımlarınızı dış dünya ile ilişkisi kesilmiş bir ortamda

yapamazsınız. İletişim esnasında dâhil olduğunuz kurumu, birliği,

sınıfı ve uzmanlık alanınızı temsil edersiniz ve yazdıklarınızda /

söylediklerinizde bu ilgi alanlarının hâkim görüşünü, yeteneklerini ve

kaygılarını dikkate almak zorunda kalırsınız. Kurumunuzla ilgili dikkat

etmeniz gereken konuları ön plana çıkaran birkaç soru örneği

aşağıda sunulmuştur.

- Kurumunuza, amirlerinize veya personelinize yerine

getiremeyeceğiniz bir sözde mi bulunuyorsunuz?

- Vaat / teklif ettikleriniz şimdiye kadar sergilediğiniz duruşa ve

uygulamalara uygun mu? Uygun değilse, ikna edici biçimde

hazırlanmış bir anlatımla böyle bir değişikliğe niçin gerek

duyduğunuzu açıklamalısınız.

- Bu konuda kiminle eş güdümde bulunmanız gerekir. Bu konu

başka kimin ilgi ve etki alanına giriyor? Eş güdüm faaliyeti labirent

gibidir, önemli bir makamı devre dışı bırakırsanız bu konuda mutlaka

eleştiri ve geri besleme alırsınız.

3) Hedef Kitleyi Tanımak

Hedef kitle dört gruba ayrılarak incelenmelidir. İletişimin şekline

ve eş güdüm seviyesine bağlı olarak her bir grup ile ilgilenmek

zorunda kalmayabilirsiniz.

- Birincil alıcılar: Sözel ve yazılı olarak doğrudan iletişime

girdiğiniz kişilerdir.

- İkincil alıcılar: Birincil alıcılar aracılığıyla dolaylı olarak

iletişime girdiğiniz kişilerdir.

Örneğin, siz bir birlik komutanısınız ve sosyal faaliyetlere ilişkin

hazırladığınız bir yazıyı idari astsubayınıza verip gereğini yapmasını

ve personeli de bu konuda bilgilendirmesini istediniz. İdari

astsubayınız gereğini yapıp bu yazıyı belletene astı. Belleten’deki

yazınızı okuyan personel tali (ikincil) alıcıdır.

- Karar vericiler: Karar vericiler, hedef kitlenin içindeki en güçlü

üyelerdir. Bu kişilerin konuya bakış açısını ve beklentilerini bilmek,

geniş katılımlı brifinglerde ve üst makamlara gidecek dokümanlarda

dikkatinizi yoğunlaştıracağınız konu hakkında yol gösterici olabilir.

101

- İlgililer: Mesajınız, hedeflediğiniz kitleye ulaşmadan önce

iletiniz üzerinde ön inceleme yapan kişiler, ilgililerdir. Bu kişilerin

özelliklerini ve beklentilerini bilmek hedef kitle ile takiben gireceğiniz

iletişimde yaşayabileceğiniz sıkıntıları önceden gidermenize yardımcı

olabilir. Sıralı amirleriniz, üst düzey yönetim kademesinin emir

subayları ve komutanın genel sekreteri, hedef kitlenin öncelikleri ve

tercihleri konusunda sizden daha bilgili olabilirler. Onların girdilerini

dikkate almalısınız.

4) Başarılı Bir Hedef Kitle İrdelemesi İçin İpuçları

- Hedef kitlenin rütbesinden korkmayınız. Rütbe farkı zaman

zaman iletişimi olumsuz etkileyebilir. Örneğin, kimi zaman rütbece

kıdemli bir kitle karşısında diliniz tutulabilir veya rütbece kıdemsiz bir

kitle karşısında ifadeleriniz gelişigüzel veya davranışlarınız sabırsızca

olabilir. Kendinize sürekli olarak, herkesin bu iletişim faaliyetinde eşit

ağırlıkta birer öge konumunda olduğunu ve herkese karşı dürüst,

doğru ve saygılı olmanız gerektiğini hatırlatmalısınız.

- Mesleki terimleri hedef kitleye göre ayarlayınız. Onların konu

üzerindeki uzmanlıklarını veya bilgilerini abartmayınız ya da

küçümsemeyiniz. Uzmanlık alanınızla ilgili terim ve kısaltmalarla dolu

ifadelerle hedef kitlenizin ilgisini dağıtmayınız. Mesleki yaşantınızda

bunlar çok normal olabilir; ama mesleki dili bilmeyenler için aynı şey

söylenemez.

- Hedef kitle içindeki olası farklılıkları dikkate almazsanız ırk,

din, etnikçilik ve cinsiyet ayrımı gibi iletişim tuzaklarına düşerek, hedef

kitle içindeki bir kısım insanı istemeden dışlayabilirsiniz. Bu konu

görsel yardımcıların, örneklerin ve mizahın kullanılmasında da dikkate

alınmalıdır. Meslek, cinsiyet ve ırk içerikli genellemelerden uzak

durun.

- Konuşma üslubu, sadece ne söylediğinizle değil nasıl

söylediğinizle de ilgilidir.

Üslup, iletişimde güttüğünüz amaç ile hedef kitle arasındaki

bağdır. Konuşmacılar, iletişim aracı olarak ses, vücut hareketleri ve

mimik kullanırlar. Yazıda ise sadece kâğıt üzerindeki sözcükler vardır.

Kurumların yanlış anlaşılmış bir basın açıklaması yüzünden özür

dilerken şekilden şekle girdiğini görmüşsünüzdür. Bunun sebebi, yüz

yüze iletişimde kullanılan jest ve mimiklerin yazılı anlatımda

kullanılamamasıdır. Yazılı anlatımdaki bu dezavantajın farkında

olmalı ve gereken özeni göstermelisiniz. İma dolu sözler, olumsuz

ifadeler ve hoş olmayan yakıştırmalar, amacınıza ulaşma

çabalarınıza zarar verebilir.

102

- Kibar olun. Yazı yazmanın ilk kuralı kibar olmaktır.

Kızgınlıktan, eleştirmekten ve dalga geçmekten vazgeçin; mantıklı ve

ikna edici olun. Sözcüklerinizi daha özenle seçin. Kimseyi kasten zor

duruma düşürmeyin. Kabalık, zayıf bir insanın güç gösterisidir.

- Okuyucu veya dinleyici ile yakınlık kurabilmeli, onlara ilgi

göstermeli ve iletişim sürecinin içinde kalmalarını sağlamak için

zamirlerden faydalanmalısınız. Zamir kullanımı aynı zamanda iletinizi

tekdüzelikten ve soyutluktan kurtarır. En çok kullanılacak zamirler siz,

sizin, biz, bize ve bizimdir. Ben, beni ve bana gibi zamirleri çok az

kullanmalısınız.

- Olumlu bir yaklaşım sergilemelisiniz. Övgü hak ediliyorsa

övmelisiniz. Ek iyileştirmelere girişmeden önce, o ana kadar

yapılanların kabul edilebilir olduğunu açıklamalısınız. Yapılan işi

değerlendirirken yapıcı soru, öneri, istek, teklif biçiminde ya da açık

ve anlaşılır emir şeklinde ifadeler kullanınız. Kötü haber vermeniz

gerekiyorsa, ilk söz olarak bu haberi vermektense önce tarafsız

yorumlarda bulunmayı tercih ediniz. Çözüm alternatifleri sunarak

olumlu yaklaşımınızı sürdürünüz. Basmakalıp ifadelerden, tekrarlı

reddedişlerden, kötü haberi sözcüklerin arasına gizlemekten ve

uygun olmayan özür dileme şekillerinden uzak durmalısınız. Hedef

kitle, samimiyeti ve dürüstlüğü her zaman takdir edecektir.

Olumlu yaklaşım ile ilgili aşağıdaki örneklere bakalım:

Komutanlar, eğitim için sadece nitelikli personeli seçecektir.

(Yapıcı)

Komutanlar, eğitim için nitelikli olmayan personelden seçim

yapmayacaktır. (Yıkıcı)

Olumlu Olumsuz

Hoş geldiniz Bekleme odası

Yerleşmiş uygulamalar Eski uygulamalar

Program değişikliği Erteleme

Miadı teyit etme Miadı hatırlatma

Sıkı mücadele Kısıtlı imkân

İyi yazmaya başla Kötü yazmayı bırak

Uzun vinci kullan Kısa vinci kullanma

Bardağın yarısı dolu Bardağın yarısı boş

103

- Farklı iletişim ortamları farklı resmiyet derecesi gerektirebilir.

Resmî olmayan bir iletişimde, karşınızdaki kitle ile konuşuyormuş gibi

açık, doğru ve etkili bir dil bilgisi kullanılır. Resmî iletişimde ise resmî

bir dil kullanılır. Askerî yazılarda genellikle resmî karakterli ifadeler

kullanılmaktadır. Mesajınız ister resmî olsun ister olmasın Türkçe dil

kurallarına uymak zorundadır. Dolayısıyla, her durumda mesajınız

açık, öz ve basit olmalıdır.

2. Konunun Araştırılması

“Doğru yolda giden kaplumbağa, eğri yolda giden yarış atını

geçer.”

Bu bölümde;

- Kütüphanede araştırmaya başlamadan önce araştırma

planının yapılması,

- Bilgi toplama kaynaklarının belirlenmesi, İnternet araştırmaları,

- Kaynaklara ait ipuçlarının bulunması,

TSK personeli için yararlı kaynakların araştırılması

anlatılmaktadır.

Yapacağınız iletişimin amacı bilgilendirmek veya ikna etmek

olabilir. Ancak, amacınız ne olursa olsun uygun bir tarzın yanında

bazı somut verilere de ihtiyacınız olacaktır. Amacınızı ve hedef

kitlenizi belirledikten sonra, iletişim amacınızı destekleyecek konuları

araştırmak ihtiyacı duyacaksınız.

Tarih boyunca araştırma yapmak her zaman kolay olmamıştır.

Nitekim, 20 yıl öncesinde olanaksız olarak görülen birçok bilgi bugün

İnternet üzerinden elde edilebilir. Fakat, her yeni olanak, beraberinde

bazı sorunları da getirmektedir. Kaynağın güvenilirliği, İnternet

üzerindeki birçok bilgi arasından bizim ihtiyacımız olan verilerin

ayıklanması, bu sorunlardan bazılarıdır. Bu bölüm, herhangi bir

göreve ilişkin yapacağımız araştırmalar esnasında takip etmemiz

gereken yöntemler hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır.

a. Araştırma Planının Yapılması

Bilgi toplama faaliyetine başlamadan önce basit bir toplama

planı yapmanız, araştırmanızın etkinliğini artıracaktır. Basit bir konu

için toplama planı demek, görevin özelliğine yönelik düşünsel bir ön

hazırlık demektir. Daha geniş ve detay gerektiren bir konuda ise

detaylı bir araştırma planı kaleme almanız gerekebilir. Konunun

kapsamına bakmaksızın üzerinde düşünmeniz gereken konular

şunlar olabilir:

104

- Amacınızı ve konunun kapsamını tekrar gözden geçiriniz.

Araştırmanıza başlamadan önce neye ihtiyacınız olduğunu

bilmelisiniz. Bununla birlikte, araştırmanız derinleştikçe amacınız ve

konu kapsamınız da gelişebilir. Karmaşık bir konu araştırıyorsanız; ne

kadar ayrıntıya ineceğiniz, ne yapabileceğiniz ve nerede duracağınız

hakkında bir fikriniz olmalıdır.

- Araştırmayı tamamlamak üzere bir “süre” belirleyiniz.

Araştırma sürecinin içinde kaybolmak mümkündür. Zamanınızın

büyük bir kısmında mükemmel bir bilgi toplama çalışması

gerçekleştirip, arta kalan kısa sürede sıradan bir sunum hazırlamayın.

- Amirinize farklı bir emri olup olmadığını sorunuz. Amiriniz

altından kalkabileceğinize inandığı için bu konuyu size vermiştir.

Bununla birlikte, tek başınıza cevabı nasıl ve nereden bulacağınızı

bilseniz bile, nereden başlamanız gerektiğine yönelik amirinizin emrini

almak size zaman kazandıracaktır.

- Konu hakkındaki bilginizi ve tercihlerinizi gözden geçiriniz.

Verilen görev hakkında çok değerli bilgilere sahip olabilirsiniz; ancak

sonuca yönelik ön yargılarınız ve tercihleriniz hakkında dikkatli

olmalısınız. Esasen, ön yargısız bir tutum sergilemek oldukça zordur

hatta konu hakkında hiç bilginiz yoksa hemen hemen olanaksızdır.

İşin sevindirici yanı, konu hakkında tercihleriniz olduğunun

farkındaysanız; kişisel felsefenizle uyuşmayan bir bilgiyi doğrudan

eleme olasılığınız az olacaktır.

b. Bilgi Toplama Kaynaklarının Belirlenmesi

Bilgi toplama sürecine yaklaşımınızı olasılıkla şu üç konu

etkileyecektir: Birincisi araştırma konunuz, ikincisi araştırmacılık

deneyiminiz ve bu araştırma konusundaki uzmanlık dereceniz

sonuncusu da İnternet ve elektronik veri tabanlarına yönelik

deneyiminizdir.

Herkesin erişimine açık bir konuda araştırma yapıyorsanız ve

elektronik bilgi toplama araçlarıyla aranız iyiyse, büyük olasılıkla ilk

başvuracağınız kaynak İnternet olacaktır. Bölgesel bir sorun veya

hassas bir konuda araştırma yapıyorsanız ya da araştırma süreci

veya teknolojisi ile ilgili bir rahatsızlık duyuyorsanız, olasılıkla başka

bir kişiye danışarak araştırmaya başlamayı tercih edersiniz. Konu

veya araştırmacının özelliklerine bakmaksızın dört ana bilgi kaynağı

aşağıda sırlanmıştır:

1) İş arkadaşları ve kurum personeli: Her an yüz yüze

görüşme fırsatı bulabileceğiniz iş arkadaşlarınız ve kurumunuzda

görevli diğer personel, araştırma yapacağınız konuda uzman

105

olabilirler; uzman değillerse de aradığınız bilgiye nasıl ulaşacağınız

konusunda size yardımcı olabilirler. Ek olarak, size bu araştırma

konusunu veren amiriniz de bir kaynak olabilir. Başkalarından bilgi

isterken büyük resim hakkında açık ve anlaşılır olmalısınız. Bu

şekilde herkesin zamanına saygı göstermiş olursunuz.

2) İş yerinizdeki dosya ve belgeler: Arşive kaldırılmış

doküman ve yerel ağda bulunan ortak bilgiler, araştırma yaptığınız

konuda değerli bilgiler içeriyor olabilir. Belki de o konuda yapılmış bir

çalışma veya yazışma mevcut olabilir. Bu sebeple arşivi araştırmak

yerinde olacaktır.

3) İnternet: İnternet’in günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası

olduğu şu günlerde, masamızdan kalkmadan elde edebileceğimiz

bilginin miktarı inanılmaz derecede artmıştır. Buna rağmen bilgisayar

ile içli dışlı olmayan kişiler için web, korkutucu gözükebilir; ancak bu

korkular derhâl bir kenara bırakılmalıdır. Elde edeceğiniz ganimet

göstereceğiniz çabaya değecektir.

İnternet ile gelen iki zorluktan bahsedilebilir: İhtiyaç duyduğunuz

bilgiye ulaşmak ve ulaştığınız bilgilerden hangisine inanıp hangisine

inanmayacağınız. Unutmayınız ki günümüzde herkes bir web sitesi

kurabilir ve kurulmuş bir web sitesi hiçbir iz bırakmadan ortadan

kaybolabilir. Ayrıca, bu sitede yer alan bilgilerin doğruluğunu kontrol

eden bir mekanizma da mevcut değildir.

4) Kütüphaneler: Kütüphaneler araştırmacılar için eşsiz

imkânlar sunar. İnternet bir bilgi kaynağı olarak çok uygun olsa da

ciddi bir araştırma sadece İnternet’ten gerçekleştirilemez. Gerekli bilgi

hâlâ kitaplarda ve süreli yayınlardadır. Kütüphaneler yeni çıkan

kitapları ve süreli yayınları takip eder, gerekli olanları satın alır ve

sizlerin imkânına sunar.

Halka açık kütüphaneler ile üniversite kütüphaneleri de

araştırmanızda kaynak olarak kullanabileceğiniz en önemli bilgileri

barındırabilir. Belki buralardan ödünç kitap alamazsınız ama kitap

okumak ve araştırma yapmak üzere buraları ziyaret edebilirsiniz.

Elektronik kütüphaneler diğer bir önemli bilgi kaynağıdır. Ayrıca

bu html adresi, başka kütüphanelere erişim sağlayan arama motorları

içerir. Elektronik kütüphanelere web üzerinden ulaşılmasının yanında,

sunulan bilgilerin güvenilirliği fiziksel kütüphanelerin sunduğu bilgilerin

güvenliği ile eş değer kalite standardına sahiptir.

106

3. Düşüncelerin Genel Hatlarıyla Ortaya Konulması ve

Düzenlenmesi

“Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek

tehlikelidir.”

Konfüçyus

İlk üç adımı tamamladıktan sonra yazılı veya sözlü ürününüzü

hazırlamak konusunda epey yol aldınız. Şimdi ise yazma hazırlığı

bölümünün son adımı olan “düşüncelerinizin genel hatlarını ortaya

koymak ve düzenlemek” aşamasına geldik. Düşüncelerinizin genel

hatlarını ortaya koymak; elinizdeki malzemeyi mantıksal olarak

düzenlemeye, düşünceler arasındaki ilişkileri görmenize ve taslağı

oluştururken hedeften ayrılmamanıza yardımcı olur. Bunu, iletişim

ürününüzün inşaat planı olarak düşünebilirsiniz ve yazınızı yazmaya

başladığınızda bunun faydasını göreceksiniz.

a. Amaç Cümlesinin ve Ana Düşüncenin Sonlandırılması

Neden amaç cümlesinden çok sık ve tekrar bahsediyoruz?

Bazen konunun araştırma süreci esnasında (ikinci basamakta)

elde edilen bilgiler bizi beklenmedik bir tarafa yönlendirebilir. Bu

durumda verileri orijinal amaca uyduracak mıyız? Hayır. Bu durumda

mantıklı olarak destekleyebileceğimiz şekilde amaç cümlemizi

değiştireceğiz.

Amaç cümlemizi yazıp sık sık ona başvurursak,

düşüncelerimizin genel hatlarını ortaya koyarken hedeften sapma

olasılığımız azalır. Genel hattaki her ana düşünce ve yardımcı

düşünce amaç cümlemizi desteklemelidir. İlgisiz bilgiler ve düşünceler

elenmelidir. Bu aşamadaki disiplin bizi daha sonraki birçok sıkıntıdan

kurtaracaktır.

Tez cümlesi, akademik yazıda kullanılan özel bir amaç

cümlesidir.

Tez cümlesi, tartışmalı bir konuda yazarın tezi boyunca

savunduğu bakış açısıdır. Tez cümlesi genellikle araştırma

sürecinden sonra son hâlini alır.

b. Ana Düşüncenin Başlangıçta Ortaya Konulması

Hemen hemen her iletişim durumunda ana düşüncenizi

başlangıçta ortaya koymanız gerekir.

Doğrudan yaklaşımda dinleyici, mesajınızın detaylarını

hazmetmeye daha iyi hazırlanır ve aklında mantıksal bağlantıları

kurar.

107

Ancak, düşüncenize karşı olduğunu bildiğiniz bir dinleyici

kitlesine karşı daha dolaylı bir yaklaşım izlemek gerekebilir. Bu

durumda ana düşüncenizi önceden söylerseniz dinleyicilerin daha

sonra söyleyeceklerinizi dinlememe riski de vardır. Bu durumda önce

gerekçeleri ifade eder, sonra ana düşüncenizi belirtirsiniz.

Bazen bu, dinleyicilere düşüncelerinize ısınma ve kabullenme

fırsatı sağlar.

Dolaylı yaklaşımda da bir giriş bölümüne gerek vardır. İki amaç

cümlesine örnek verecek olursak:

Doğrudan yaklaşım: Kadınlar savaşa katılabilmelidirler çünkü...

Dolaylı yaklaşım: Kadınların savaşa katılması konusu çok

tartışılan bir konudur ve bu konuyu tartışan tarafların haklı gerekçeleri

vardır.

Dolaylı yaklaşımı sakınarak kullanın. Çünkü ileri düzey bir

tekniktir ve dinleyicinin kafasını karıştırmadan bunu uygulamak

zordur. Akademik bir ortamda, ödevlerinizde bu yöntemi kullanmadan

önce danışmanınızın fikrini alınız.

c. Genel Hat: Neden İhtiyacım Var?

Bazı insanlara düşüncelerini genel hatlarıyla ortaya koymak bir

angarya gibi gelebilir.

Genel hattın ortaya konması zaman gerektirse de aslında

zaman kazandırır. Bir ana hatta, ana düşünceleriniz ve yardımcı

düşünceleriniz mantıklı bir sıra ile yer alır. Tüm cümle ve paragrafları

yazmadan önce düşüncelerinizi ve yazının genel akışını görmenizi

sağlar. Bazı düşünceler birbiriyle uyum sağlamıyorsa, fazla çaba

harcamadan onları düzenlemenizi sağlar. Bir evin planı gibi “inşaat

sürecinin” daha etkin olarak yürütülmesini sağlar.

Her yazı birçok ayrıntıya sahip detaylı bir genel hat

hazırlanmasını gerektirir mi? Hayır.

Kısa bir mektup, ileti veya rapor yazacaksınız, ana düşüncelerin

listesi yeterli olabilir. Daha uzun yazı, rapor ve etütler için detaylı bir

genel hattın vazgeçilmez bir yardımcı olduğunu göreceksiniz.

ç. Genel Hat: Üç Parçalı Yapı

Kitabın ilerleyen bölümlerinde yazı ve konuşmaların genel

olarak giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine ayrıldığı anlatılacaktır.

Çoğunlukla gelişme bölümünün genel hatlarıyla ortaya konması

yeterli olacaktır. Ancak uzun bir yazılı ürün için detaylı veya resmî

genel hat oluşturuyorsanız giriş ve sonuç bölümlerini de buna dâhil

108

etmeniz önerilir. Kısa bir ödev için gayriresmî genel hat hazırlayan

becerikli bir iletişimci, sadece gelişme bölümünün genel hatlarını

çıkarıp giriş ve sonuç bölümlerini taslak sürecinde yazabilir.

d. Genel Hat Biçimleri: Resmî Genel Hatlarda Kullanılan

Yapı ve Başlıklar

Birçok genel hattı sizden başka kimse görmese de bazı

durumlarda resmî bir genel hat oluşturmanız gerekebilir.

Örneğin;

- Amiriniz yazı planınızı görmek isteyebilir,

- Yazınızda numaralı başlık ve alt başlıklar olacaktır.

- Birlikte çalışması gereken birden fazla personelin çabalarını

düzenliyorsunuzdur.

Bu durumlarda genel hattınızın numaralandırılması veya

harflendirilmesinde tutarlı bir yaklaşıma sahip olmak gerekir.

Bir seçenek, genel hatta seviyelerini belirtmek için sayısal

yapıyı kullanmaktır. Askerî yönergeler gibi karmaşık belgelerde,

okuma kolaylığı için bu seviyeler başlıklar olarak da kullanılabilir.

Genel hattın bazı bölümleri diğerlerinden daha ayrıntılı olabilir.

Bölünen bir konu en az iki parçaya ayrılmalıdır. Hiçbir zaman ikinci

bölüm yoksa birinci bölümü oluşturmayın.

Bunlar sadece iki biçim örneğidir. Son ürününüz başlıklar veya

düzen için belirli bir biçim gerektiriyorsa (örneğin, bilimsel dergiye

yazılan makale gibi) genel hattınız için bu biçimi kullanmak size

zaman kazandıracaktır. Böyle bir durum yoksa tutarlı her yaklaşım işe

yarayacaktır.

Bazı insanlar genel hatta aşırı özen gösterirler. Unutmayın ki

genel hattın amacı düşüncelerinizi düzenlemektir. Bu yüzden rahat

olun ve sizin işinize yarayan bir biçimi kullanın.

e. Gelişmenin Genel Hattı: Bir Yöntem Seçin

Bir sonraki adım, düşüncelerinizi mantıklı ve sistematik bir sıra

içinde başlangıçtan sonuca götürmektir. En yaygın yöntemler aşağıda

listelenmiştir. Amacınız, dinleyiciler ve konunun doğası, yöntem

seçiminizi etkileyecektir.

1) Konusal Yöntem: Bu kaynağı genellikle düşünceleri,

nesneleri veya olayları sınıflar hâlinde sunmak için kullanabilirsiniz.

Bu biçim çoğunlukla genel düşüncelerden sonra alt konuların

sıralanmasında kullanılır.

109

Konusal yöntem genellikle, konunun doğasından gelen sırayı

veya amacı takip eder.

Örneğin, helikopterler hakkında bir sunum yapıyorsanız konuyu

hafif, orta ve ağır yük kapasitesine sahip olanlar şeklinde

sınıflandırabilirsiniz. Hafiften ağıra veya tam tersi bir anlatım sırası

takip edebilirsiniz.

İpucu: Okuyuculara karmaşık veya yabancı oldukları bir

konudan bahsedecekseniz. En basit veya en bilinen konudan

başlamak anlaşılmayı artıracaktır. Bu yöntemi kullanırken dinleyicilere

en uygun düzenlemeyi zaman içinde bulmaya çalışın.

2) Karşılaştırmalı Yöntem: Konular, kavramlar veya düşünceler

arasındaki benzerlik veya farklılıkları tanımlarken kullanabilirsiniz. Bu

yöntemde madde madde fark veya benzerlikleri sunmanız okuyucuya

daha fazla yardımcı olur.

3) Zaman Sıralı (Kronolojik) Yöntem: Bu kaynağı kullanırken

olay, sorun veya süreçleri olduğu veya olması gereken sıra ile

sunarsınız. Bu yöntem genellikle tarih, gelişim süreci, sorunun

tanımlaması gibi yazılarda kullanılır.

Bu yöntem basit olmakla birlikte hangi olayların dâhil edilip

hangilerinin hariç tutulacağını iyi değerlendirmek gerekir. Örneğin, bir

misafir konuşmacının öz geçmişini hazırlarken konuğun uzmanlığını

ve deneyimlerini öne çıkarıp başka önemli ancak ilgisiz bölümleri

konuya dâhil etmeyebilirsiniz. Kuşkuya düştüğünüzde amacınızı ve

dinleyici kitlesini değerlendirerek karar verin.

İpucu: Tartışmalı bir konuyu zaman sıralı yöntem kullanarak ele

almayı düşünebilirsiniz.

Birçok konuşmacı / yazar “önce konunun tarihini inceleyelim”

diyerek işe başlar. Böylece konuşmaya tarafsız bir biçimde başlanmış

olur. Bu dolaylı bir yaklaşım olup dikkatle kullanılmalıdır.

4) Sıralama Yöntemi: Sıralama veya adım adım yaklaşımı,

zaman sıralı yönteme benzer. Teknik bir usul veya süreci açıklarken

bu yöntemi kullanabilirsiniz. Genellikle adımların yapılış sırası yapılış

zamanından daha önemlidir. “Etkili İIetişimde Yedi Adım” başlığı buna

bir örnektir.

Sıralama yöntemi genellikle el veya ders kitaplarında kullanılır.

Örneğin, bir silahın muayenesi, doldurulması, ateşlenmesi, parçalara

ayrılması ve temizlenmesi bu yönteme uygundur.

İpucu: Bir usulü anlatırken dinleyicinin dikkatini sıralandırmaya

çekmeniz zihinsel olarak hazırlanmalarına yardımcı olacaktır.

110

5) Konumsal / Coğrafik Yöntem: Bu yöntemde bir yerden

başlayıp sırayla diğer yerlerden bahsedilir. Bu yöntem, dayalı bir yol

izler (kuzeyden güneye, doğudan batıya, saat doğrultusunda,

yukarıdan aşağı gibi). Pilotlara hava durumu brifingi verdiğinizi

düşünelim. Önce kendi meydanınızdan başlayıp diğer meydanlardaki

ve rotadaki hava durumundan bahsedersiniz.

İpucu: Konumsal ilişkilerde izlediğiniz sırayı belirtmeniz ve

geçişlerde bunu belirtecek bağlaçlar kullanmanız önemlidir. Yoksa

dinleyicilerin kafasının karışması veya dikkatinin kaybolması kolaydır.

6) Sorun / Çözüm Yöntemi: Bir sorunu tanımlamak ve bir /

birkaç çözüm sunmak için bu yöntemi kullanabilirsiniz.

Sorunun tüm yönlerini tartışın (yöntemi, özellikleri, sonuçları).

Önerilen çözümü sunarken okuyucuları çözümün uygulanabilir,

maliyet ve etkinlik bakımından uygun olduğuna ikna etmek için

destekleyin. Çözümünüzü sunduktan sonra çözümü uygulamak için

gerekli önlemleri sıralamanız da uygun olacaktır.

Bu yöntem çeşitli şekillerde kullanılabilir:

- Tek çözüm: Sorunu sunar, arkasından en mantıklı tek çözümü

sunarsınız.

- Çoklu çözüm: Sorunu sunar, arkasından birkaç çözümü

etkileriyle sunar ve tavsiyenizi belirtirsiniz.

- Çoklu çözüm artı / eksi: Her bir çözümün yararları / zararları

tartışılır.

7) Mantık Yöntem: Bu yöntemde düşüncenizi önce ortaya

koyar daha sonra bu düşüncenizi desteklersiniz. “mantıksal iddia”

yöntemidir. Bu yöntemi sadece sorunu tartışmak ve çözümler

sunmanın ötesinde dinleyicileri sizin bakış açınıza yaklaştırmak

istediğinizde kullanın.

İpucu: Dinleyici irdelemesini hatırlayın. Dinleyiciler düşünce

olarak size karşı tavır alıyorlarsa kabul etmeleri en kolay düşüncelerle

söze başlayın ve daha tartışmalı konulara yavaş yavaş ilerleyin.

8) Sebep / Sonuç (Nedensellik) Yöntemi: Bu yöntemde bir

düşünce, eylem veya durumun diğerlerine nasıl sebep olduğunu

ortaya koyarsınız. Bu kaynağın iki değişik biçimi vardır:

(a) Sonuçla başlayıp sebeplerini sıralayın.

(b) Sebeplerle başlayıp sonuçlarını ortaya koyun.

Hangi şekli seçeceğiniz, tartışma durumuna göre değişebilir.

111

Bazen sonuç - sebep ilişkisi, nedeni ortaya koymak için

kullanılır. Ne zaman bu yaklaşımı kullanabilirsiniz? Kaza emniyet

kurulu başkanı olduğunuzu düşünelim. Bir kazanın neden olduğunu

araştırırsınız. Raporunuzda önce kazayı tarif eder daha sonra

nedenlerini sıralarsınız.

Bazen sebep sonuç ilişkileri, şimdiki hareket ve kararların

gelecekteki sonuçları tahmin edilirken kullanılır. Örneğin bazı

sebeplerin, (personelin ayrılması, az sayıda personel yetiştirilmesi,

zorunlu hizmetin azaltılması) istenmeyen sonuçlar (personel zafiyeti)

doğurabileceğini ortaya koymak için kullanılır.

9) Taslağın Yazılması:

“Çalışmaksızın, düşünsel ve ahlaki olgunlaşma olanaksızdır.”

M. Kemal ATATÜRK

Bu bölümde şunlar incelenecektir:

- Ana felsefenin oluşturulması.

- Üç bölümlü yapının oluşturulması.

- Paragrafların oluşturulması.

- Konu cümlesinin oluşturulması.

- Paragraflar arası geçişler.

- Kanıtın özellikleri.

Gözden geçirme evresini takiben, birinci derece haberleşme

ürününü ortaya koymak için gereksinim duyduğunuz şeylere

sahipsiniz. Artık, ilk taslağı yazmak için hazırsınız. Bu bölümde, taslak

yazmak için baştan aşağı tüm konuları kapsayacak bir yaklaşım

mevcuttur. Öncelikle, büyük resim ile başlayacağız; giriş, gelişme ve

sonuç bölümlerinden oluşan üç parçalı yapıyı açıklayacağız. Bunu

takiben, bütün içindeki paragrafları nasıl yazacağımızı

tanımlayacağız. Son olarak paragraflardaki cümle ve sözcükleri

irdeleyeceğiz.

a) Ana Felsefenin Oluşturulması: Yazınızın taslağını

yazmaya başlamadan önce birkaç noktayı göz önünde

bulundurmalısınız. Yazmaya başladığınız yazı, tamamlanmış ürünün

sadece bir taslağıdır ve her bir cümle mükemmel olmak zorunda

değildir. Yoğunluğunuzu, düşüncelerinizi kâğıda aktarmaya

vermelisiniz. Dil bilgisi ve yazım kuralları ile uğraşıp, gördüğünüz her

hatayı düzeltemeye çalışarak zaman kaybetmemelisiniz. Bu işlemler,

yazının gözden geçirilmesi evresinde yapılacaktır.

112

Bununla birlikte, taslağınızı yazarken hazırladığınız taslak

planınızı sürekli göz önünde tutmalısınız. Belirli aralıklarla,

yazdıklarınızla taslak planı karşılaştırmanız, amacınızdan

uzaklaşmanıza ve ilgisiz bilgileri yazınıza eklemenize izin

vermeyecektir.

Peki yazınız nasıl bir şey olacak? Birkaç uzun paragraf yazmak

yeterli olacak mı?

Kesinlikle hayır. Yazınızı üç bölümden oluşturacaksınız: Giriş,

gelişme ve sonuç. Giriş bölümü, hedef kitlenin dikkatini konuya

toplamalı, hedef kitle ile yazının sahibi arasında sıcak bir yakınlaşma

oluşturmalı ve yazının asıl amacını ifade etmelidir. Gelişme

bölümünde düşünceler paragraflarla mantıksal bir ahenk içinde

istenen etkinliği sağlamak üzere sıralanmalıdır. Sonuç bölümünde

ise, gelişme bölümünde aktarılan ana noktalar özetlenmeli ve

yumuşak ifadelerle konu kapatılmalıdır.

b) Üç Bölümlü Yapının Oluşturulması: Hazırlayacağınız

taslağın büyüklüğü çok kapsamlı olmamalı ve taslak, giriş, gelişme ve

sonuç bölümlerinden oluşmalıdır. Giriş bölümü amacınızı belirtmeli ve

dinleyicilerin dikkatini çekmelidir. Gelişme bölümünde, düşünceler

mantık sırasına uygun olarak paragraflara aktarılmalıdır. Sonuç

bölümünde ise, gelişme bölümünde belirtilen konuların kısa bir özeti

ve genel sonuçlar belirtilmelidir. Sonuç bölümüne asla yeni bilgiler

eklenmemelidir.

(1) Giriş Bölümü: Giriş bölümü, sahne, ses ve ışık düzeninin

ayarlanması gibidir. Giriş bölümünün içeriği yerine getireceğiniz

göreve göre değişmekle birlikte, bu bölümde en azından nihai

amacınızı ve okuyucuları hangi hedefe ulaştıracağınızı belirtmelisiniz.

- Hazırlık, mesajın rengini gösterir; hedef kitlenin dikkatini toplar

ve yazının tamamını okumak için istek uyandırır. Bu bileşeni

kullanmak, isteğe bağlıdır. Kısa yazılarda kullanılmayabilir. Giriş

bölümüne renk katmakla birlikte; okuyucunun hazırlık cümleleriyle

amaç cümlesini birbirinden ayırt edebilmesi sağlanmalıdır. Daha

önceki yazılarınızda ana düşüncenizin anlaşılmasına yönelik olumsuz

kritik aldıysanız, giriş bölümünde hazırlık cümlelerine fazla yer

vermeden doğrudan konuya girmeyi deneyebilirsiniz.

- Amaç cümlesi, ana düşüncenizi, amacınızı veya tezinizi açık

ve anlaşılır şekilde belirten “tek bir” cümledir.

- Yol haritası, yazınızda vereceğiniz temel noktaları ve

paragraflarınızın sırasını açıkça ifade eder. Ayrıca temel noktalar ile

amacınız arasındaki bağı oluşturur.

113

Aşağıda, bu üç bileşenden oluşmuş bir giriş bölümü örneği

sunulmuştur:

“İletişim, görevin başarılmasında olmazsa olmaz şartlardan

birisidir ve tüm TSK personeli istediği etkiyi yaratabilecek nitelikte yazı

yazabilme yeteneğinde olmalıdır (Buraya kadar hazırlık kısmı). Bu

ders notunda askerî eğitim kurumlarında ve karargâhlarda

kullanılmak üzere yazılı / sözlü anlatım esasları ve belli başlı yazım

biçimleri incelenmiştir (Bu cümle de amaç cümlesidir.).” Ders notu,

askerî iletişim ortamının tanımıyla başlayarak sonrasında yazılı /

sözlü anlatım becerisini geliştirecek teknik ve usulleri belirtir. Son

bölümde de yazılı / sözlü anlatımda kullanılacak başlıca biçimler

hakkında bilgi verir.

Her ne kadar okuyucular ilk önce yazınızın giriş bölümünü

okuyacak olsalar da siz giriş bölümünü ilk iş olarak yazmak zorunda

değilsiniz. Girişi yazmakta zorluk çekiyorsanız yazınızın gelişme

bölümüne geçiniz ve daha sonra bu bölüme tekrar dönünüz. Bazıları

da tersten gider ve yazının tamamını yazıp giriş bölümünü son iş

olarak yaparlar. Giriş bölümünü ne zaman yazarsanız yazın; ancak

amacınızı ve birazdan nelerden bahsedeceğinizi bu bölümde

kapsadığınızdan emin olunuz.

(2) Gelişme Bölümü: Gelişme bölümü yazınızın kalbi gibidir.

Gelişme, temel noktaları ve her birini destekleyen detayları içerir.

Gelişme birkaç paragraftan oluşturulur. Paragraf sayısı amacınıza ve

konuya bağlı olarak değişecektir.

Genel kural olarak her bir paragrafta başka bir temel noktaya

değinmelisiniz. Bir paragrafta birkaç temel düşünceyi sunarsanız

okuyucuların kafasını karıştırabilirsiniz. Uzun yazılarda ise bir temel

konu için birden fazla paragraf yazmak durumunda da kalabilirsiniz.

(3) Sonuç Bölümü: Yazının sonuç bölümü genellikle

önemsenmeyen bölümüdür. Bu, büyük bir hatadır.

Bazıları, iletmek istedikleri temel noktaları yazmayı bitirince

yazıyı sonlandırırlar. Oysaki sonuç bölümü, mesajınızı özetlemeniz ve

hedef kitleye vermek istediğiniz ana düşünceniz için son bir şanstır.

Etkin bir sonuç yazmak için, konunun tamamı ve gelişme

bölümünün temel noktaları özetlenmelidir. Basit ve kolay anlaşılacak

bir amaç için yazıyorsanız, sonuç bölümünde amaç cümlenizi değişik

sözcüklerle tekrar ifade edebilirsiniz. Karmaşık bir amacınız varsa

temel noktaları tekrar vurgulamalı ve önerilerinizi ya da vardığınız

sonucu ifade etmelisiniz.

114

Etkin bir sonuç yazmak için, temel noktaları veya bulguları

tekrar ifade etmeli ya da gelişme bölümünün dayanaklarını tekrar

vurgulamalısınız. Hiçbir şartta, yaptığınız veya sandığınız

olumsuzluklar için özür dilemeyiniz. Yazınızı, sunmaya çalıştığınız

ana düşünceye yönelik olumlu ifadelerle sonuçlandırınız. Gelişme

bölümünde bahsetmediğiniz yeni düşünceleri asla sonuç bölümünde

ortaya atmayınız. Bu, okuyucunun kafasının karıştırılmasından başka

bir işe yaramayacaktır.

Giriş ve sonuç bölümleriniz birbirinin aynısı olmamak kaydıyla

aralarında kesinlikle bir denge olmalıdır. Yazdığınız sonucun giriş

bölümünden türeyip türemediğini ve amacınıza hizmet edip

etmediğini kontrol etmek için önce girişi okuyup hemen arkasından

sonucu okuyunuz. Etkin bir sonuç, yazının sonunda sizin haklı

olduğunuz hissini vermelidir.

Yukarıda giriş için yazılan örnekten hareketle sonuç paragrafı

şu şekilde yazılabilir:

“Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir personeli olarak, etkin bir iletişim

kuramadan görevimizi başarmamız pek mümkün değildir. Bu ders

notu sözlü ve yazılı anlatım başta olmak üzere iletişim becerilerimizi

geliştirecek bazı kullanışlı bilgiler vermektedir. Bu ders notunu her

zaman elinizin altında bulundurmanız ve yazılı / sözlü anlatım

hazırlarken sık sık ona başvurmanız başarınızı artıracaktır.”

(4) Paragrafların Oluşturulması: Paragraflar, yazınızda

düşüncelerinizi inşa edeceğiniz asıl unsurlardır. Paragraflar üç amaca

hizmet ederler:

- Birbiri ile ilgili düşünceleri tek bir düşünce grubu olarak

birleştirmek.

- Farklı düşünce gruplarını birbirinden ayırmak.

- Yazının, konu ile ilgili başka bir bölümüne geçildiğine dair

okuyucuya zihinsel uyarı sağlamak.

Etkili bir paragraf, temel bir nokta etrafında toplanmış düşünce

öbeklerinden oluşmuş, öncesi ve sonrası ile bağ kuran işlevsel

parçadır. Gelişigüzel bir araya getirilmiş cümleler değildir. Bir paragraf

tek bir temel düşünce veya noktayı ifade eder, bir olayı tanımlar ya da

bir izlenim yaratır.

Birçok askerî yazıda paragraflar üç ila yedi cümle uzunluğunda

olur. Sizin paragraflarınız da bu kurala uyarsa daha açık ve okuması

kolay paragraflar yaratmış olursunuz. Her bir paragraf, kendi

özelliğine göre farklı sayıda destekleyici detay içereceği için

uzunlukları birbirinden farklı olabilecektir.

115

(5) Konu Cümlesinin Oluşturulması: Askerî yazılarda her bir

paragrafa, paragrafın konusunu veya temel noktasını gösteren konu

cümlesi ile başlamak faydalı olacaktır. Konu cümlesi, okuyucuları

paragrafın geri kalan kısmına hazırlar ve onların sunulacak

destekleyici düşüncelere, gerçeklere, şekillere ve grafiklere

yoğunlaşmalarını sağlar.

Gelişme bölümünde oluşturduğunuz paragrafların konu

cümlesini okuyucularınıza aratmayın. Paragrafın konusunu ve temel

düşüncesini yansıttığı için konu cümlesini ön plana çıkarmak uygun

olacaktır. Bunun için de en uygun yer paragrafın ilk cümlesidir. Bu,

yazınıza açıklık kazandırır ve okuyucu için işleri kolaylaştırır. Bazı

uzun yazılarda, kitaplarda ve raporlarda sadece her bir paragrafın ilk

cümlesini yani konu cümlesini okuyarak genel bir düşünceye sahip

olmak isteyen okuyucular için de bu şekliyle idealdir. Tabi ki daha

fazla detay isteyen okuyucu paragrafın tümünü okuyacaktır.

Paragrafın konu cümlesi ile son cümlesi arasında kalan diğer

cümleler, konu cümlesini genişletecek, vurgulayacak ve

destekleyecek şekilde birbiriyle ilişkili olmalıdır. Bazı paragraflarda,

son cümle, paragrafı özetlemek, temel düşünceyi okuyucunun

kafasına kazımak veya bir sonraki paragrafa geçiş yapmak amacıyla

kullanılır. Bu fonksiyonu yerine getirmeyen cümleler atılmalıdır ya da

değiştirilmelidir.

Birçok yazar her bir paragrafı bir oturuşta yazmakla birlikte,

diğer bir strateji de her bir paragrafın konu cümlesini yazıp tüm

paragrafları oluşturmak ve sonra tekrar başa dönüp paragrafları

tamamlamaktır. Konu cümlelerini öncelikle yazmak, yazıyı

hazırlayanın sürekli olarak büyük resmi dikkate almasını gerektirir ve

güzel düzenlenmiş bir taslak ortaya çıkabilir. Bu teknik, uzun yazıların

yazılmasında ve özellikle yazısını düzenlemekte zorluk çekenler için

tavsiye edilir.

Paragraflar hakkında söylenecek sözün özü şudur: Her bir

paragraf, tercihen ilk cümleye yerleştirilmiş konu cümlesinde ifade

edilen tek bir noktayı veya düşünceyi ifade etmelidir. O paragrafta

ifade edilmek istenen ana düşünceyi destekleyici, geliştirici ve

açıklayıcı cümleler kullanmalıdır. Paragrafın oluşumunda amaç,

paragrafın cümleler topluluğu değil, belli bir kurala göre bütünleşmiş

öge olduğunu okuyucunun görmesine yardımcı olmaktır.

(6) Paragraflar Arası Geçişler: Paragrafların akışını sağlamanın

tek yolu sözcük, cümlecik veya cümlelerle yumuşak geçişler yapmaktır.

Dâhilî geçişler, paragraf içindeki cümleler arası geçişi sağlarken haricî

geçişler ise birbirinden ayrı paragraflar arasında köprü vazifesi görür.

116

(a) Dâhilî Geçişler: Dâhilî geçişler, paragraf içindeki farklı

düşünceler arasındaki ilişkiyi kuran bir veya iki sözcüktür. Yazınızda

kullanacağınız dâhilî geçişler, düşünce akışınızın okuyucular

tarafından daha rahat anlaşılmasına fırsat verir. Örneğin:

“Cumartesi günü için yaptığımız plan, hem işimize hem de

zevkimize hitap ediyor. İlk önce, herkes evde toplanacak ve öğle

yemeği yiyeceğiz. Daha sona, hep birlikte evi temizleyeceğiz. Sonra

da sinemaya gideceğiz. “

Bazı dâhilî geçişler, tek bir cümle içindeki iki unsuru birbirine

bağlar. Örneğin: “Önce eve git, sonra beni ara. “

(b) Haricî Geçişler: Haricî geçişler, okuyucuyu bir paragraftan

diğer bir paragrafa veya bir bölümden diğer bölüme taşıyan cümleler

veya paragraflardır. Geçiş paragrafları genellikle kitap, uzun rapor

veya dokümanlar gibi çoklu bölümler içeren yapılarda kullanılır. Bu tip

geçişler, bir bölümü özetleyip diğer bölüme geçişi sağlarlar veya bir

sonraki bölüme bir giriş yapıp önceki bölümle olan ilgisini açıklarlar.

Geçiş paragrafları askerî yazılarda pek görülmez.

Geçiş cümleleri genellikle ayrı iki paragrafın temel noktasını

birleştirmek için kullanılır.

Paragraf - 1 ile Paragraf - 2’yi birbirine bağlamada üç seçenek

söz konusudur: Geçiş cümlesi:

(1) Paragraf - 1’in sonunda tek bir cümle olarak kullanılabilir.

(2) Paragraf - 2’nin ilk cümlesi olarak kullanılabilir. Bu durumda

konu cümlesi ikinci cümle olur.

(3) Paragraf - 2’nin konu cümlesi ile kaynaştırılabilir.

Aşağıdaki örnekte iki paragraf verilmiş ve geçiş cümlesi

seçenekleri irdelenmiştir.

Farz edelim ki elinizde iki paragraf var: Paragraf - 1 park yeri

sorunlarını tanımlıyor; paragraf - 2 olası çözümler öneriyor. Geçiş

cümlesi ise şöyle olsun: “Bereket versin ki insanlar özel araçlarını

dönüşümlü olarak kullanmaya teşvik edilirse bu sorun kısmen

çözülebiliyor.”

Bu geçiş cümlesi paragraf - 1’in son cümlesi olarak kullanıldıysa

(seçenek - 1) paragraf - 2 için şöyle bir konu cümlesi yazılabilirdi:

Personelimizi özel araçlarını dönüşümlü olarak kullanmalarına teşvik

etmek üzere üç farklı teşvik uygulayabiliriz: İsme tahsis edilmiş park

yeri, esnek çalışma saatleri ve iş birliği yapmayanlar için uzak park

yerleri.

117

Geçiş cümlesi paragraf - 2’nin başında kullanılırsa (seçenek - 2)

paragraf - 2’nin konu cümlesi ikinci cümle olarak şu şekli alabilirdi:

“Bereket versin ki insanlar dönüşümlü olarak özel araçlarını

kullanmalarına teşvik edilirse bu sorun kısmen çözülebiliyor. Biz de

personelimize önermek üzere üç farklı teşvik uygulayabiliriz: İsme

tahsis edilmiş park yeri, esnek çalışma saatleri ve iş birliği

yapmayanlar için uzak park yerleri.”

Üçüncü seçenek olarak geçiş cümlesi paragraf - 2’nin konu

cümlesi ile kaynaştırıldığında ise şu şekli alır. “Bereket versin ki park

yeri sorununu personelimize özel araçlarını dönüşümlü olarak

kullanmalarına yönelik üç değişik öneride bulunarak çözebiliyoruz:

İsme tahsis edilmiş park yeri, esnek çalışma saatleri ve iş birliği

yapmayanlar için uzak park yerleri.”

(c) Başlıklar: Özellikle uzun yazılarda bir ana bölümden

diğerine geçmenin en etkili yolu başlık kullanmaktır. Bu durum

okuyucunun bir bakışta yazıyı takip edebilmesine yardımcı olur. Aynı

zamanda başlıklara ayırmak, konular çeşitlilik gösterdiğinde yararlı

olacaktır. Başlık kullanırken mümkün olduğu kadar açıklayıcı olun ve

sadece bir veya iki üstü kapalı sözcüğe bağlı kalmaktan kaçının.

Başlıkların bu kitapta etkili kullanıldığını göreceksiniz!

Mademki şu ana kadar öğrendiğiniz bilgiler ile giriş, gelişme ve

sonuçtan oluşturduğunuz büyük resmi nasıl çizeceğinize dair iyi bir

fikriniz oluştu; o zaman biraz daha ayrıntılara inmenin tam zamanı.

Artık paragraflarınızın içinde çarpıcı cümleler kurmaya

yoğunlaşabilirsiniz.

(ç) Çarpıcı Cümleler Kurmak: Çarpıcı cümleler kurmak için

cümlelerinizi oluştururken açık ve özlü sözcükler kullanın. Bu

bölümde, çarpıcı cümleler yazmanın en önemli konularından

bazılarına göz atacağız. Bu konular; etken cümle yapısı, paralel yapı,

yanlış kullanılan niteleyiciler, doğru sözcük kullanma ve gereksiz

sözcük ve yapılardan kaçınmadır. O zaman muhtemelen açık ve özlü

cümleler kurmakta en çok düşülen hata olan etken cümle yapısını

kullanmama ile başlayalım.

(1) Etken Cümle Yapısını Kullanın: Yüklemden Önce Özne:

Etken cümle yapısı özneyi işi yapan olarak gösterir. Örneğin: “Kız

şarkıyı söyledi.” Etken çatıyı kullanırsanız yazınız açık, özlü ve canlı

olur. Böylece okuyucuya doğrudan ulaşır ve daha az sözcükle konuyu

açıklarsınız.

(2) Edilgen Cümle Yapısının Belirtileri: Bir cümlenin edilgen

olup olmadığını nasıl tespit edersiniz? Edilgen çatıyı tanımak için dil

118

bilimci olmanıza gerek yok. Önce kendi kendinize “Bu cümlede ne

oluyor?” sonra da “İşi kim yapıyor?” sorusunu sorarak özneyi

bulabilirsiniz.

Birçok yazar, edilgen çatıyı gereğinden fazla kullansa da

aslında bazen kullanmak da yerinde olur. Açık ve zorlayıcı dil

kullanımı, diplomasi ve politik görüşmelerde uygun olmayabilir.

Edilgen çatı aynı zamanda kötü haberlerin yumuşatılmasında veya işi

yapanın (öznenin) bilinmediği, önemsiz olduğu ve isimlendirmenin

gerekli olmadığı ve yapanın zaten belli olduğu durumlarda kullanılır.

İşte birkaç örnek:

Başvurular 1 Haziranda gönderildi. (yapan önemli değil)

Cumhurbaşkanı yedi yılda bir seçilir. (yapan zaten belli)

(3) Üstü Kapalı Fiillere Dikkat Edin: Fiillerin işi sizin için

yapmasını sağlayın. Zayıf yazı, anlamlarını tamamlamak için ek bir

sözcüğe gereksinim duyan sözcüklerden oluşur. “Yapmak” fiilini

“seçim” sözcüğü ile birlikte kullanmak yerine seçmek fiilini

kullanabilirsiniz. Örneğin:

Genel Kurul basılı yayın faaliyetlerini kararlaştırmak için

toplandı.

Onaylamayı kararlaştırdılar.

(4) Koşut (Paralel) Yapıyı Kullanın: Listeleme yaparken uygun

kalıplar kullanın. Cümleniz virgüllerle ayrılmış maddeleri içeriyorsa, dil

bilgilerinin aynı olmasına dikkat edin. Örneğin; üç maddenin ikisinde

fiil varsa üçüncüsünde de mutlaka fiil olsun. Yazar, olgular ile olayları,

düz cümleyle soru cümlelerini ve etken ile edilgen cümle yapılarını

karıştırırsa, uyumsuzluk meydana gelir. İşin püf noktası uygun kalıplar

kullanmadadır.

(5) Doğru Sözcüğü Kullanın: Somut olun! “Komutan rehberlik

edecek.” veya “Aracın istenen özellikleri karşılaması gerekir.”

yazarsanız, okuyucularınız ne tür bir rehberlik olduğunu veya nasıl bir

özellik olduğunu merak edebilir. Ayrıntıyı gözetmediğinizde ne siz ne

de okuyucunuz sorunla baş edebilir. Koşulların elverdiği ölçüde somut

olun. Sadece okuyucunun gereksinim duyacağı bilgileri verin ve bu

bilgileri gereğinden fazla sözcükle ifade etmeyin.

- Komutan yerine tabur komutanı,

- Baş ağrısı yerine migren,

- Araba veya araç yerine marka adı!

- Duygu yerine sevgi,

119

- Uçak yerine F - 16, kullanın.

(a) Sözcüğe Yüklenen Anlamın Çeşitli Yönlerini Bilin: Anlamın

çeşitli yönlerini vurgulamak için farklı sözcükler kullanın. Uygun sözcüğü

kullanan bir yazar, hepsi için genel bir kokunun yerine puronun

aromasından, bir çiçeğinin güzel kokusundan, parfümün hoş

kokusundan veya gazın kötü kokusundan bahsedebilir.

(b) Meslek Dilini (Jargon) ÖlçüIü Kullanın: Tüm iletişimlerin

amacı kişisel iletişimi mümkün olan en basit biçimde gerçekleştirmek

ve bunu gerçekleştirmede en basit yol günlük tanıdık sözcükler

kullanmaktır. Ancak bu basitlik en az terminolojiyle özel durumlara

uygulanabilir olmalıdır. Terminoloji, aynı gruptan olan bireylerin ortak

anlamlar yükledikleri kısaltılmış sözcükler, sözcük öbekleri ya da

kısaltmalardan meydana gelir. KGK (Konu Gösterge Kodu), MEBS

(Muhabere Elektronik Bilgisayar Sistemleri) gibi kısaltmalar askerî

terminolojiye örnektir. Elbette ki her mesleğin kendine özgü dili vardır.

Yazarlar cümlelerinde genellikle mesleki dili, boşlukları doldurmak ve

okuyucuyu etkilemek için kullanırlar. Maalesef, meslek dilinin aşırı

kullanımı okuyucunun kafasını karıştırması bakımından geri tepebilir.

Meslek dilini kullanmadan önce okuyucuyu iyi değerlendirin.

Yazılarınızda günlük yaşamda sıkça ifade edilen sözcükleri basitçe

kullanın veya en azından kullanmanız gereken terimleri mutlaka

açıklayın. Kısaltma kullanıyorsanız ilk kullanımınızda terimin açık

anlamını mutlaka yazın ve söyleyin.

Açık ve net cümlelerin nasıl yazılacağıyla çok uğraştık (ne

yapılmalı, nelerden kaçınılmalı gibi). Bu bölümü bitirmeden önce

bakmamız gereken ve anlaşılırlığı etkileyen iki konu var; cümle

uzunluğu ve soru kullanma.

(c) Cümle Uzunluğu: Kâğıt üzerindeki sözcüklerin amacı,

düşüncelerin en sade ve en açık biçimde aktarılmasıdır. 20 sözcüğün

üzerindeki karmaşık ve uzun cümlelerden kaçınmalısınız (ortalama

17 sözcük). Uzun ve sıkıcı sözcükleri kısa cümlelere ayırarak veya

listeleme yaparak bölün. Kısa cümleler akıcılığı artırırken uzun olanlar

düşürür. Hep aynı kalıbı kullanmak monoton olacağından kalıpların

çeşitliliği artırılmalıdır.

4. Yazma

“Bir insan hangi limana ulaşmak istediğini biliyorsa, onun için

her rüzgâr uygundur.”

Seneca

Kendi yazınızdaki hataları ortaya çıkarmak kolay değildir.

120

Birçoğumuz yazdıklarımızı çok beğenir ve yazdıklarımızda hata

olabileceğini kabullenmeyiz. Kontrol edip sözcükleri, yapıyı, konu

sınırlarını veya yazılışlarını, noktalamayı veya herhangi başka bir şeyi

değiştirmek istemeyiz ve genellikle düzeltmek için zaman ayırmada

sorun yaşarız.

Fakat düzenleme önemlidir.

Okuyucuların anlayabileceği tutarlı, açık, hatasız bir ürün elde

etmek için zaman ayırın.

a. Başkasından Yardım Almaktansa Kendin Düzenle

“Etkili İletişim İçin Yedi Adım”da, başkasının yardımını

istemeden önce, kendi yazınızı yazmanızı tavsiye ederiz. Bunu

yapmak için birçok sebep vardır.

Birincisi: Bu sizin düzenleyebilme yeteneğinizi geliştirir ve ikinci

bir kişiden yardım alamayacağınız zamanlar için sizi hazırlıklı kılar.

İkincisi: Kontrol etmesini istediğiniz kişiye saygıyı ifade eder. Siz

kendiniz düzenleme yapmak için istekli değilseniz, sizin yazınızı

geliştirmek için neden başkası zaman ve çaba harcasın ki?

Sonuç olarak: En kötü hataları siz yakalayacaksınız, iş

arkadaşlarınızın önünde mahcup duruma düşmekten kurtulacaksınız.

1) Düzenlerken Amacımız Nedir?: Bu en kolay bölümdür.

Birinci bölümün ilkelerini hatırlıyor musunuz? İyi bir düzenleme

tamamıyla bu ilkelerle ilişkilidir ve size etkili bir yazım için bu adımları

ne kadar iyi takip edeceğinizi anlatır. Bu bölüm boyunca düzenleme

ile ilgili okuduklarınızın temel noktalarını aklınızda tutun. İşte tekrar

gözden geçirmeniz için ilkeler.

2) Düzenlemenin Temel Unsurları: Yazarken hatırlanması

gereken birkaç anahtar kural vardır:

a) Düzenlemeyi Dinç Gözlerle Yapın: Yazı yazdıktan sonra

düzenleme yapmak için biraz ara verin. Yazdığınız yazı küçük bir

hacme sahip ise birkaç saatliğine sümen altında bekletin. Ama

uzunca bir yazı hazırlamışsanız en az bir gün boyunca yazıyı

dinlenmeye almanızda yarar var. Bekleme süresince kafanızı

toplamanız mümkün olacak ve düzenleme için istekliliğiniz artacaktır.

b) Temel Unsurları Gözden Geçirin: Zamanınızı, temize

çekme ve cümle seçme, genel dil bilgisi hataları gibi size sorun olarak

gözüken diğer konulara ayırın. Düzenleme, sizin önceki bölümlerde

okuduğunuz temel unsurları uygulamanız için son şansınızdır.

121

Düzenlemeye başladığınızda anılan unsurlar kafanızda net bir şekilde

yer almışsa, düzenlemesini yaptığınız yazının sorunlarını fark etmeniz

daha kolay olacaktır.

c) Yavaşlayın ve Zaman Ayırın: Bir yarışta değilsiniz. Normal

hızınızda okursanız, çok büyük olasılıkla hataları göremeyeceksiniz.

Yüksek sesle okumayı ve sayfanın geri kalanını bir “kapak” ile

kapatarak tek bir satırı okumayı da kapsayan, kendinizi yavaşlatacak

yaklaşımlar geliştirmeye çalışın. Sözcüklerin yazılışlarını kontrol

ediyorsanız, cümle içindeki son sözcükten başlayın.

ç) Okuyucularınızı Unutmayın: Düzenlemeyi yaparken kendinizi

okurlarınızın yerine koymaya çalışın. Okuyucularınızın bakış açısı ve

bilgilerini dikkate alarak okursanız düzeltilmesi gereken daha başka

bölümler de bulabilirsiniz. Ayrıca, ikincil okuyucularınızı da göz önünde

bulundurun. Çünkü öncelikli okuyucu kitlenizi doğru olarak belirlemiş

olsanız bile, yazınızı okumayı bırakanlara gereksiz yere saygısızlık

yapmış olmuyor musunuz?

d) Parçanın Bütünü İle Başlayın: Sonra detaylara doğru

çalışmanızı yönlendirin. Düzenlemeye başladığınız zaman, gereksiz

şeylere odaklanıp kalmayın. İlk önce parçanın bütününe bakın. Sizin

yazınız bütünlükten yoksun, iyi düzenlenmemiş ya da açık bir amaç

ifadesi içermede başarısız ise sözcüklerin yanlış kullanılmış olması o

kadar da önemli değildir. Yine herkes yazım kontrolü yapabilir; fakat,

iyi düzenlenmiş bir kâğıt çok daha fazlasını gerektirir ve “resmin

tamamının” oluşturulması ile başlar.

b. Hızlı ve Etkili Düzenleme - Üç Adım Yaklaşımı

Etkili bir düzenleme yaptığınızdan emin olmanın ve ürününüzün

baştan savma yapılmış bir ürün olmasına sebep olabilecek sorunlu

alanlara dikkatlice bakmanızın en etkili yolu, dokümanınızı en az üç

kere okumaktır. İlk seferde, resmin tümüne bakın; ikinci seferde,

paragraf yapısına bakın ve son seferde de cümlelere, ifadelere ve

sözcüklere bakın.

1) İlk Adım Büyük Resim: İlk adımda düşüncelerin akış ve

düzenlenmesine dikkat ediyor olmanız gerekir. Üzerinde durulması

gereken bazı alanlar şunlardır:

a) Vazifeyi ve amacı kontrol edin:

“Ben kimim, benden ne isteniyor?”

b) Benim asıl vazifem neydi? Anlatım biçimini bir kez daha

kontrol edin.

122

c) Benim amaç ifadem nedir? Kısa yazılarda, altını çizin. Uzun

yazılarda, ayrı bir kâğıda yazın ve düzenleme işlemi süresince buna

başvurun.

ç) Amaç ifadesi amaca hizmet mi ediyor? Yoksa konunun

dışına mı çıkıyor?

(1) Ön sözü kontrol edin:

(a) Ön söz mevcut mu ve benim amacıma uygun mu?

(b) Ön söz uygun uzunlukta mı?

(c) Benim amaç ifadem ve ön sözüm okuyuculara ne okumak

üzere olduklarına dair iyi bir fikir veriyor mu?

(2) Ön söz ve sonucu karşılaştırın:

(a) İlk önce ön sözü daha sonra da sonucu okuyun.

(b) Tamamıyla aynı olmaksızın birbiriyle bağlantılı olarak mı

gidiyor? Ön söz amacınızı bildiriyor mu? Sonuç bölümünüz

okuyuculara amacınıza başarıyla ulaştığınızı gösteriyor mu?

(c) Okuyucularınızın yavaş yavaş ilerlemesine izin veriyor

musunuz? Yoksa ani bir hareketle veya şokla onları şaşırtıyor ve

durduruyor musunuz?

(ç) Sonuç bölümü konuyu toparlıyor mu? Bu bölümde yeni

düşünceler sunmayın; yoksa okuyucularınızı belirsizliğe, çıkmaza

sürüklersiniz.

(3) Tüm sayfa toplamını ve uzunluğunu kontrol edin:

(a) Sayfa toplamıyla ilgili olarak okuyucularınızın beklentileri

nelerdir? Doğru hedef üzerinde misiniz? Taslağı daha kısa mı yoksa

uzun mu yazsanız daha anlamlı olur?

(b) Metin içindeki paragrafların akışını ve içeriğini kontrol edin.

(c) Paragraflar ana düşünceyle bağlantılı mı?

(ç) Bazı paragraflar konu ile ilgisiz veya gereksiz mi?

(d) Bu çalışmada bazı temel noktaları atlıyor musunuz?

(e) Paragraflar uygun bir düzen içinde sıralanmışlar mı?

(f) Taslağınız planınızla ne kadar bağlantılıdır?

2) İkinci Adım Paragrafın Yapısı ve Açıklığı: İlk adımda

kâğıdın ne içerdiğini ve neyin eksik olduğunu öğrenirsiniz. İkinci

adımda paragraflardaki ana düşüncelerin ve yardımcı düşüncelerin

uygun yerlerinde kullanılıp kullanılmadığını kontrol edersiniz.

123

Gelişme bölümünüzdeki paragrafları ayrı ayrı inceleyin. Her

paragraf için aşağıdaki soruları sorun:

a) Düşünce Birliği:

(1) Paragrafın ana düşüncesi tek mi?

(2) Paragraftaki bütün bilgiler tek bir paragraf oluşturacak gibi

birbiriyle ilişkili mi?

(3) Her paragrafın ana düşüncesini açıklayabilir misiniz?

b) İlk Cümle:

(1) Paragrafın ana düşüncesini taşıyan tek bir cümle var mı?

(2) Ana düşünceyi barındıran cümle paragrafın ilk cümlesi mi?

(Ya da paragrafa geçiş cümlesiyle başladıysanız ikinci cümle mi?)

(3) Destekleyici Düşünceler:

(a) Cümleler paragraftaki ana düşünceyi açıcı, açıklayıcı ve

vurgulayıcı mı?

Amacınız okuyucunuzu ana düşünceye yumuşak biçimde, adım

adım ulaştırmaktır.

(b) Paragrafta ana düşünceyi destekleyecek yeterli ayrıntı var

mı?

(c) Ana düşünceye uymayan gereksiz ve fazla olduğunu

düşündüğünüz cümleler var mı?

(ç) Bütün bağlaçlar, sözcük öbekleri veya cümlecikler akıcılığı

destekliyor mu ve aralarında tam bir ilişki var mı?

(d) Paragrafların çoğu üç cümleyle yedi cümle arasında mı?

Bu adımda paragraflarda çok düzeltme yaptıysanız ilk adımdaki

büyük resimle ilgili düzenlemeler yapın (sadece doğru yolda

olduğunuzdan emin olmak, büyük resmi kaçırmamak ve amaçtan

uzaklaşmamak için).

3) Üçüncü Adım Cümleler ve Sözcükler: Şimdi ayrıntıya

girebilirsiniz. Genel bir öneriyle başlayalım: Yazıyı sesli okuyun. Sesli

okuma hatayı bulma şansınızı artıracaktır. Çünkü sesli okuma yavaş

olmanızı sağlayacak, görme ve işitme olmak üzere iki duyunuza hitap

edecektir. Bir duyunuzun kaçırdığını diğeri yakalayabilecektir.

Sözcükleri, öbekleri ve cümleleri dinleyin. Unutmayın ki

okuyucularınız yazınızı okur okumaz anlarsa, yazınız iyi demektir.

Cümleyi iki veya daha fazla kez okumak zorunda kalıyorsanız

124

okuyucunuzun da bunu yapması olasıdır. Yazdığınız yazıyı kendiniz

bile anlamıyorsanız, başarısız olacağınız kesindir.

c. Geri Besleme ve Onay

“Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır.”

Montaigne

Geri besleme için mücadele etme ve iletişiminiz için onay alma

TSK’deki yaşamınızın bir parçasıdır. Geri besleme için

uğraştığınızda, gönüllü olarak yazılı ve sözlü ürünleriniz için

başkalarının görüşlerinin peşine düşersiniz. Geri besleme çok

gayriresmî olabilir ve katılanların rütbeleri de çok yüksek olmayabilir.

Personelin onayını aldığınızda, iletişim projeniz bireylerin

yorumlamalarına ve gözden geçirmelerine sunulmuş olur. Geri

besleme ve eş güdüm, birbirleriyle çok yakından ilgilidir. Geri besleme

için uğraşırken işinizi iyi yaparsınız, eş güdüm sürecinin işinizi

kolaylaştırdığını göreceksiniz.

1) Geri Bildirim İçin Mücadele

a) Neden Geri Besleme İçin Mücadele Etmelisiniz?: Evet

neden geri besleme için mücadele etmelisiniz? Belki de

çalışmalarınız üzerinden başka gözlerin geçmesi (ikinci kontrol) en

faydalı şeydir. En iyi yazarlar ve konuşmacılar bile nerede daha güçlü

olabileceklerini göremeyecek kadar sistem körlüğü içinde olabilirler.

Yaşamsal bir bilgiyi çıkarabilirler. Tezlerindeki zayıflığı göremezler ya

da sadece iki bölüm arasındaki geçiş noktalarına göz atabilirler.

Çalışmalarına yakın olma ve yazarlık gururu onların görüş açılarını

köreltebilir. Nazik iletişimciler bunun farkındadırlar ve farklı gözlerden

tarafsız bir geri besleme için fırsat ararlar. Geri besleme yaparsanız

daha düzgün ve anlaşılabilir iletişim ortaya koyarsınız, bu durum

dinleyicilerin hoşuna gider.

Geri beslemenin bir diğer sonucu da süreç içinde zaman

kazanmanızı sağlayabilir. İster üç haftadır üzerinde çalıştığınız bir

proje olsun, ister iki gün sonra sunmanız gereken brifing olsun,

başkalarının bakış açısı sizin daha düzgün iş yapmanızı

sağlayacaktır. Başkalarının görüşlerini almanın etkin bir iletişimde en

önemli faydası ise şudur; insanlar, önceden bilgi alır ve görüş

bildirirlerse, ileride çalışmanızı savunmak zorunda kaldığınız zaman

sizinle aynı fikirde olacak ve sizi destekleyeceklerdir.

b) Nereden Geri Besleme Alabiliriz?: Anlamlı geri besleme

birçok kaynaktan alınabilir. Örneğin, iş arkadaşlarınız iyi bir kaynak

olabilir. Çünkü aynı meselelere hâkimsinizdir. Belki aynı meselelerle

ilgili daha önce yazı yazmışlardır ve size ipucu verebilirler. Ayrıca

125

başka insanlara da başvurabilirsiniz. Örneğin dil bilgisi konusunda

veya içerikle ilgili bilgi sahibi ve yetenekli olanlardan

faydalanabilirsiniz. Hatta mesele hakkında hiçbir bilgisi olmayan

dışarıdan birine de danışabilirsiniz. Önemli olan farklı bir gözle

bakılmasını sağlamak ve bu farkın nerede olduğunu tarafsız olarak

tespit edebilmenizdir.

c) Ne Tür Bir Geri Besleme İstemelisiniz?: Geri besleme

kaynaklarınızı belirledikten sonra, ne tür bir geri besleme alacağınıza

karar verin. Geri besleme alacağınız kişilere detaylı bilgi vermezseniz

sadece dil bilgisi ve yazım kurallarına odaklanabilirler. Bunlar da

önemlidir; ancak, daha çok büyük resimle ilgili geri besleme önem arz

etmektedir ve zor olan da budur. Aşağıda geri besleme vereceklerden

ne istememiz gerektiğine dair birkaç örnek verilmiştir.

Amacınız açık mı ve dinleyicilerinizi doğru seçmiş misiniz? Geri

besleme yapacak olanlara dinleyicilerinizin kim ve amacınızın ne

olduğuna dair bir fikir vermek gerekir. Çalışmanızı gözden geçirdikten

sonra geri besleme verenlere en etkileyici cümlenizin hangisi

olduğunu sorun. Sizin düşündüğünüzle aynı olup olmadığı en önemli

noktadır! Ayrıca “vermek istediğiniz mesajı dinleyiciler olumlu

karşılayacak mı?” sorusunun cevabını alın.

Konuyu istenen seviyede mi vermişsiniz? Aşırı detay mesajınızı

engelleyebileceği gibi kabaca yapılmış genellemeler de sorulara

sebep olabilir. Çalışmanızı inceleyene, konuyu fazla detay ve

ayrıntılara girmeden anlatıp anlatamadığınızı sorun. Ayrıca onların da

size çalışmanız hakkında soru sormalarını sağlayabilirsiniz.

Beklediğiniz sorular mı geldi? Bu soruları bile yanıtlarken

zorlanıyorsanız geri dönüp daha fazla araştırma yapmalısınız. Ayrıca

gözden geçirenlerden net olmayan ve çelişkili bölümleri özellikle

belirtmelerini isteyin.

Düşünmem gereken, gözden kaçırdığım başka bir nokta var

mı? Neticede gözden geçirme esnasında çalışmanız ile ilgili farklı bir

bakış açısı ortaya çıkabilir. Böyle bir durum oluşursa, açıklamak için

gerekirse konuyu tespit edenlerin düşüncelerini alın. Asla geri

besleme yapan kişiyle tartışmayın. Bunun yerine öne sürülen

düşüncelerin ileride karşınıza çıkıp çıkmama ihtimalini kendinize

sorun. Karşınıza çıkabilecekse o zaman bu noktaları ekleyin.

Geri besleme alabilmenin en önemli şartı ise açık fikirli ve

eleştiriye açık olmaktır. Hiçbir durumda yorumları kişisel algılamayın.

Geri besleme almaya gönüllü olun ve bunu yapıcı olarak kullanın.

Bilin ki bu faaliyet sizin kaliteli bir ürün elde etme sürecinizin en

önemli parçasıdır.

126

ç) Nasıl Geri Besleme Vermelisiniz?: Geri besleme yaparken

aklımızda tutmamız gereken önemli noktalar vardır. Öncelikle geri

besleme tutarlı, objektif ve belirtilen amaca uygun olmalıdır. Herhangi

biri sizden geri besleme istediğinde, o kişinin ne istediğini çok iyi

anlayın ve ona bağlı kalın. İkinci olarak istenen gerekli ve gereksiz

değişiklikleri ayırın. Kırmızı kalemle yapılmış düzeltmelerle dolu bir

yazıyı anlamak çok zordur. Bunun yerine yazara neleri değiştirmesi

gerektiğine dair bilgiler verin. “Cümle yapısı üzerinde daha fazla

çalışman gerek.” ifadesi, bozuk cümlenin altını çizmek kadar yararlı

değildir. Son olarak yazarın ana düşüncesine yoğunlaşmalısınız.

Yazının tarzına veya yazarın kişisel tercihine eleştiriyi, ancak yazar

sizden özellikle bu konularda istekte bulunduğu zaman yapın.

d) Geri Beslemenin Felsefesi: Geri besleme, yargılamaktan

çok, açıklayıcı olmalıdır: Yazarlar daha çok dinlemeyi severler ve geri

besleme yapıcı olursa iş birliği yaparlar. Yargılayıcı ifadelerden uzak

durun. Çünkü bu durumda insanlar savunma konumuna geçerler.

Unutmayın ki geri besleme insanların kişiliğine değil, ortaya

koydukları eserlere veya davranışlara yapılmalıdır.

Geri besleme hem olumlu hem de olumsuz olabilir: Başkalarının

çalışmalarını dengeli incelemek, o işin güçlü ve zayıf yönlerini de

ortaya koymaktır. Her ikisi de insanlara çalışmalarını düzeltmek ve

geliştirmek adına faydalıdır.

Geri besleme genel olmaktan çok özel olmalıdır: İnsanların

çalışmaları hakkında genel ifadeler kullanmak, bu insanlara

değiştirmeleri gereken verim gücünü ve örnek olabilecek unsurları

onlara göstermede yararsızdır. Yazarın dikkatini çekmek istediğiniz

bölümlerin altını çiziniz veya renkli kalemle üstünü karalayınız ve

boşluklara bununla ilgili yorumlar yazınız.

Geri besleme hem kontrol edenin hem de kontrol ettirenin

gereksinimlerini karşılamalıdır: Geri besleme genellikle kontrol edenin

düşüncelerini yansıtır, işin kalitesini değil. Başkasından geri besleme

istiyorsanız, uygun zamanını kollayın ve geri besleme için verdiğiniz

sürenin de gerçekçi olmasına dikkat edin. Aynı şekilde çalışmayı

kontrol edenlerin de geri besleme için çalışmayı incelemeden önce

kafalarının dinç olmasına dikkat etmeleri gerekir.

Geri besleme etkin bir iletişim şeklinde irdelenmelidir. Yanlış

anlamaları ortadan kaldırmak için geri beslemeleri tartışmak veya

netliğe kavuşturmak gereklidir. Gönderenin vermek istediği düşünce,

zaman alanın istediği düşünce olmayabilir.

Geri beslemeler emrivaki olarak değil, (üst - ast durumu

dışında) talep edildiği durumda yapılmalıdır. Geri besleme en fazla

127

onu alacak kişinin istemesi durumunda faydalı olacaktır. Bu durumda

geri besleme alan kişi “Üzerine vazife mi?” sorusunu sorabilir ve

girdilerinize daha duyarlı hâle gelebilir.

2) Onay Almak

Resmî eş güdüm süreci, insanlara konuşma projesi ile ilgili

katkıda bulunma fırsatı verir. Her ne kadar çoğu personel eş güdümü

yazıya dayandırsa da önemli brifingler resmî olarak gözden

geçirilmek zorunda kalabilir. Resmî eş güdüm insanlara yorum yapma

imkânı verir ve karar vericilere en iyi hareket tarzının seçildiğine dair

güvence oluşturur. Eş güdüm, aynı zamanda karar vericiye kâğıttaki

durumu kimin desteklediğini, buna kimin katılmadığını ve kendi

sorumluluk alanları ile ilgili gelecekteki olası tutumlarını ortaya koyar.

Eş güdüm genellikle çok fazla zaman ve gayret isteyen zor bir

iştir. Eş güdüm edilecek dosya, ilgili personel tarafından yakından

takip edilmeli ve ilgili herkesin gördüğünden emin olunmalıdır. Eş

güdüm esnasında sorunları azaltacak bir sürü düşünce, eş güdümde

bulunduğunuz karar vericilerle çalışırken başınızın ağrısını

hafifletecek birçok konu vardır.

a) Eş Güdümün (Koordinasyon) “Kim”i: Dosyanızı onaya

sunduğunuzda en çok dikkat edeceğiniz noktalardan biri, dosyayı

kimin görmesi gerektiğidir.

Kurumunuzun eş güdümle ilgili politikasını gözden geçiriniz.

Birçok organizasyonda rutin yazışmalar için eş güdüm gereksinimine

dair politikalar mevcuttur. Sizin çalışmanızın bu kategoriye girip

girmediğini kontrol ediniz. Amirinizde sizin hazırladığınız bu paketleri

görmesi gerekenlerin listesi mevcut olabilir. Ayrıca elektronik olarak

da ne tür bir rehberin olabileceğine bakmak gereklidir ki birçok birim

de ağ sayfalarında konuyla ilgili rehberleri yayımlamaktadır.

Yazınızı / dosyanızı kurum içindeki anahtar kişilerle gözden

geçiriniz. Kurum içindeki bağlantılar eş güdüm listesi oluşturma

sürecinde çok yararlı olabilir. Arkadaşlarınız, yöneticiler ve sekreterler

dosyanız üzerinde kimlerin bağlantısının bulunması gerektiği

konusunda öneride bulunabilirler. Bu kişiler aklınızdan geçmeyen

birini de size önerebilirler. Ayrıca bu kişiler patronunuzun neleri kabul

edeceği, neleri etmeyeceği ile ilgili de bakış açısı verebilirler. Söz

konusu kişiler ile iyi ilişkiler kurduğunuz takdirde bu durumu

avantajınız olarak kullanabilirsiniz.

Zamanla eş güdüm listesinin genişleyebileceğinin farkında olun.

Eş güdüm süreci devam ederken başka birimlerden de yazı /

dosyanıza eklemelerin / girdilerin olmasına şaşırmamak gerekir.

128

Konudan, (projeye veya ilgilendiğiniz personelin seviyesine bağlı

olarak) dosyanızı görmesi gereken personelin haberi olmayabilir.

Eş güdüm listenizde çok sayıda etkili insan mı var? Eş güdümü

hazırlarken kimin olduğunu belirleyiniz. Eş güdüm süreci içinde

planınızı kim bozabilir? Bu tür insanlara ne zaman ve nasıl

yaklaşılacağına dair birtakım tecrübeler vardır. Bazıları sürpriz

dosyaları sevmez ve ilk danışılan olmak isterler. Bu durumda bu tür

insanlara erken danışıp sorunları önlersiniz. Bazıları, bu tür kararlar

kendi masasına ulaşmadan diğer insanların ne düşündüklerini merak

ederler. Bu tür insanların kim olduklarını bulun ve kendilerine nasıl

yaklaşılmasını istediklerini öğrenin.

b) Eş Güdümün “Nasıl”ı: Dosyanızı değerlendirecek kişilere

karar vermeden önce eş güdüm için yapacağınız başka işler de

vardır.

Taslak bir kopyasını göndermek ister misiniz? Olası eş güdüm

edecek kişilere önceden bir taslak dosya gönderebilirsiniz. Bunu

özellikle karmaşık konularda veya projeniz için gereksiz katkılar

yapacak birimler için uygulayabilirsiniz. Böyle yapmak resmî (asıl) eş

güdüm için vakit kazandırır. Aynı zamanda daha az hacimli dosyalar

için de konudan haberdar insanlarla ön görüşmeler yapabilirsiniz.

Çalışmalarınızın kopyalarını başka birimlere nasıl

yönlendireceksiniz? Çalışmalarınızı nasıl göndereceğinizi düşünmeniz

gereklidir. İlgili birimlere sadece bir kopya mı gönderilecek? Bu

uygulama özellikle yüksek seviyeli birimler için daha uygun olabilir.

Listeye ne kadar çok birim eklerseniz o kadar çok vaktinizi alacaktır.

Bunun yerine belirleyeceğiniz birkaç birim, kendi altlarındaki birimlere

de iletir ve böylece zaman kazanırsınız. Bu yöntem, süreci

hızlandıracaktır. Fakat incelemeniz gereken bir sürü kopya olacak ve

farklı birimlere farklı kopyalar gönderdiğiniz için hiç kimse diğer

birimin ne yazdığını göremeyecektir. Özel durumlar için hangisinin

uygun olacağına karar vermek zorundasınız. Aynı zamanda kilit

elemanın da ne zaman karışacağını unutmamalısınız.

Amirinizi ve programlarınızı dikkate alın. Hepsi bitmedi, eş

güdümü ilerletmek için yapmanız gereken daha çok iş var. Amirinizin

sizin söylediklerinizi onaylayacağına emin olmanız gerekir.

Yetiştirilmesi gereken, büyük olasılıkla öneri niteliğinde bir program

hazırlamak istiyorsunuz. Eş güdümü tamamlamak için bir miat söz

konusu ise gözden geçirmeler, değişiklikler ve tekrar eş güdümler için

bu noktadan geriye doğru bir program hazırlamalısınız. Planınızın bir

parçası olarak, dosyanızın üzerinde çalışan herhangi bir personelin

proje subayı olup olmayacağını dikkate alın.

129

Çalışmalarınızı göndermek için e-posta kullanıyorsanız şu

konulara dikkat edin:

Kiminle eş güdüm yapacağınızı, kime bilgi ve kime gereği için

göndereceğinizi belirleyin. “EŞ GÜDÜM”, “BİLGİ” ve “ONAY” gibi

anahtar sözcükleri “Konu” bölümünde belirtin. Talimatları açık olarak

belirtin. Örneğin dokümana nasıl girdi yapılacağını ya da alan

makamın ne yapacağını açık olarak belirlemelisiniz. Son olarak

e-postanıza çalışma ile ilgili ekleri eklemeyi unutmayın.

Son bir kontrol: Gönder düğmesine basmadan önce sizin için

postayı kontrol edebilecek birine gönderin ve daha sonra gerçek

alıcılara gönderin.

c) Gönderinizi Takip Edin: Paketinizin ne zaman nerede

olduğunu takip edin. Sekreterleri, bağlantıları, otomatik izleme

sistemlerini kullanın ve mutlaka gönderinizi takip edin. Üst makamları

fazla meşgul etmek istemeyiz ancak çalışmanın gerekli yerlere

ulaşması ve durumun aktarılması için bu gereklidir. Gönderinizi geri

aldığınız zaman bütün yazışmaları saklayın ve imzaya çıkarken

kesinlikle tüm bağlantıları yanınıza alın. Yapılan yorumlardan uygun

olanları çalışmanıza dâhil edin ve girdileri üst makama çıkarken

yanınızda özet olarak bulundurun.

ç) Görüş Ayrılıkları: Görüş ayrılıklarını nasıl giderirsiniz?

Genellikle çalışmalarınızı koşut görüş bildiren birimlere göndermek

istersiniz. Farklı görüşler çok sayıda ise çalışmanızı mı değiştirirsiniz

yoksa farklı görüşleri son kopyada mı belirtirsiniz? Bu durum, karşı

görüşü kimin gördüğüne bağlı olarak değişebilir. Büyük olasılıkla

çalışmanızı kolaylıkla kabul edecek birine yönlendirirsiniz. Aksi

takdirde çalışmanız ölü demektir. Kısaca ne yapabilirsiniz? Diğerlerini

ikna etmeye çalışabilirsiniz. İkna edemezseniz küçük tavizler mi

vereceksiniz? Yoksa hiç ödün vermeyecek misiniz?

Karşı durmaya karar vermeden önce olası birkaç konuyu

gözden geçirmeniz gerekecektir. Bunlardan bir tanesi geri adım atıp

atmayacağınızdır. Şunu hatırınızdan çıkarmayın; şu an atacağınız bir

geri adım ileride sizi etkileyecektir. Savaşınızı dikkatli verin; kesin

noktaları, ödün vereceğiniz konuları ve miktarlarını iyi belirleyin. Son

olarak amirinizin desteği var mı? Sizin seviyenizde çözülemeyen bazı

sorunlar üst seviyelerde çözülebilir.

d) Baştan Başlama: Çok fazla küçük değişiklik, eş güdüm

sürecinin baştan başlatılmasını gerektirir.

Çalışmada gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra tekrar eş güdüm

gerekip gerekmediğine siz karar vereceksiniz. Tekrar başlatmayı

130

düşünürseniz, özgün ve değişiklik yapılmış kopyayı, değişikliklerin

neden yapıldığı ile birlikte göndermelisiniz.

e) Sonlandırma: Pes etmeyin. Zincirin son halkasındaki

dinleyiciye ulaşana kadar çalışacaksınız.

Başlangıçta söylediklerimizi hatırlayın; tamamen eş güdüm

edilmiş hâle getirmek ciddi bir çalışma ve çok zaman gerektirir. Bu

sizi engellemesin. İşin süreci içinde, dosyanızın geliştirilmesi için pek

çok öneri de alsanız, ilk önce bu evrakı niçin hazırladığınızı hatırlayın:

Amirinize en iyi hâl tarzını, bu konuda kimlerin hemfikir

olduğunu ve kimin ne girdilerinin olduğunu sunmak başlıca

sorumluluklarınız arasında yer almalıdır. Sonuçta, komuta zinciri

içindeki diğer yöneticiler ve amirinizin daha önce vermiş olduğu ara

girdiler ile sizin hazırladığınız evrakın örtüştüğünü gördüğünüzde

şaşırmayın.

f) Ya Siz Eş Güdüm Yapıyorsanız: Herhangi birinin dosyasını

değerlendirmeniz istendiğinde bunu ertelemeyin. Gözden geçirin,

girdilerinizi yapın ve devam ettirin. Bu, elinizde iş kalmamasını

sağlayacağı gibi diğer kişi de sizin dosyanızı aldığında sizin

çabalarınızı hatırlayacaktır. Ayrıca evrakın miadını aşmaktan

kurtaracaktır. Gözden geçirmek için daha fazla zamana gereksinim

duyarsanız ek süre isteyin. Fakat süre istemek için miadın sonuna

kadar beklemeyin, ön alıcı olun. Sonuç olarak dosyanızla ilgili aynı

düşüncede olmadıkları noktaları sorun; farklılık varsa onları da göz

önünde bulundurun.

131

ALTINCI BÖLÜM

YAZIŞMALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

A. Genel Esaslar

1. İşlemlerin planlama ve yapımı aşamasında, yazı işlerinin

azaltılması amaçtır. Çok yazı ve çok öneri, ihmal ve ilgisizlik doğurur.

Herkesin kanun, tüzük, yönerge ve idari emirlerle belirlenmiş olan

görevlerini iyi öğrenmesi ve doğru uygulaması, yazı işlerinin

azaltılmasında önemli bir etkendir.

2. Yazı işlerinin belirli (standart) yöntemlere bağlı olarak

yürütülmesi, karargâh ve kıtalar arasındaki işlemlerin aksaksız

yürütülmesini, karşılıklı anlaşma, güven ve iş birliğini kolaylaştırır.

3. Kıtayı yazı işleri ile en az meşgul eden karargâh, görevini iyi

yapmış sayılır.

B. Askerî Yazışma Esasları

a. Yabancı sözcükler bilimsel süzgeçten geçirilmeksizin Türkçe

kelimelermiş gibi kullanılmamalıdır.

b. Kullanımında kuşku duyulan sözcükler için Türk Dil Kurumu

(TDK) yayınlarından son Yazım Kılavuzu ve / veya Türkçe Sözlük’e

bakılmalıdır. Yazım Kılavuzu ve sözlük kullanımı alışkanlık hâline

getirilmelidir.

c. Askerî terim kısaltmalarında, Müşterek Askerî Kısaltmalar

Sözlüğü kullanılmalı; ancak askerî olmayan terimlerin kısaltmalarında,

birlik sağlamak amacıyla, TDK’nin en son basımı Yazım Kılavuzu

esas alınmalıdır.

ç. Türkçenin yazımının tek olduğu unutulmamalı, TDK’nin

Yazım Kılavuzu’na uyulmalı, böylelikle dil birliğimiz pekiştirilmeli,

dilimizdeki kirlenmenin önüne geçilmelidir.

d. Askerî yazışmalarda, sözcüğün okunuşunda ve anlamında

değişiklik yaratan yaygın adıyla inceltme (düzeltme) işareti TDK’nin

basımı olan Yazım Kılavuzu’nda yer aldığı biçimiyle kullanılmalıdır.

e. Ayrı yazılması gereken birleşik sözcükler (arz etmek, terk

etmek, yurt içi vb.) hata sonucu bitişik yazılarak tek bir sözcük gibi

algılanmamalı ve telaffuzunda vurgunun yeri değiştirilmemelidir.

f. Askerî yazışmalarda birleşik sözcüklerin ayrı veya bitişik

yazımına özen gösterilmeli, yazılan sözcüğün doğruluğu yazım

kılavuzundan kontrol edilmelidir.

132

g. Türkçesi bulunan sözcükler için yabancı karşılık

kullanılmamalıdır. Dilimizdeki yabancı sözcüklere, TDK’nin bulduğu

Türkçe karşılıklar verilmelidir. (e-mail yerine “eposta” veya “elmek”,

faks yerine “belgegeçer” vb.).

ğ. TSK genelinde yayımlanan dergilerde yer alacak makale ve

incelemeler, TDK’nin en son yayımladığı sözlük ve yazım kılavuzuna

uygun olarak hazırlanmalı ve uzman denetiminden geçirilmelidir.

h. Kanun, yönetmelik ve yönergeler yabancı sözcük kullanımı

ve yazım kuralları bakımından denetlenmelidir.

ı. Askerî terim ve askerî kısaltma sözlüklerinin hazırlanmasında

görev alacak uzman personel arasında Türk dili uzmanı personel de

bulunmalıdır.

C. İfade Yöntemi

1. Bütün yazılar açık bir ifade ile yazılmalı ve herkes yazılanı

kolayca anlayabilmelidir. İfade sade ve kesin olmalı, birkaç anlama

gelen sözcük ve ifadelerden kaçınılmalıdır. Yabancı sözcük ve

terimler yerine Türkçe karşılığı bulunan sözcükler kullanılmalıdır.

2. Yazılarda, karmaşık ve süslü ifadelere, uyumsuz cümlelere,

övgü ifadelerine yer verilmemeli; cümleler birbirlerini anlam ve kavram

açısından mantıklı bir sıra içinde izlemeli ve tamamlamalıdır.

3. Gereksiz açıklama, anlamsız sözcükler, askerî edebiyata

uymayan terimler kullanılmamalı, yazıları kısaltmak için kabul edilmiş

olan kısaltmalardan yararlanılmalıdır.

Ç. Yazım Kuralları

1. Bütün yazılar okunaklı yazılmalıdır. Satır araları birbirine eşit

olmalı ve çok sık veya açık yazılmamalıdır. Taslak yazılarda, satır

aralıkları, düzeltme ve ek yapılabilmesi için iki satır aralığı olmalıdır.

2. Her türlü yazışmada, Türkçe dil bilgisi, yazım ve noktalama

kurallarına uyulmalıdır.

3. Türkçenin yazımında temel kural “söylendiği / okunduğu” gibi

yazmaktır. Bu temel kurala koşut olarak aşağıda belirtilen kurallara da

dikkat edilmelidir:

a) Tarih bildirenler ve birlik numaraları dışında cümleye rakamla

başlanmamalıdır.

b) Yazının metin kısmında yukarıda belirtilen konuların dışında

kalan, bir ve iki rakamlı sayılar ile tüm saat bildiren rakamlar yazıyla;

133

üç ve daha fazla rakamlı sayılar ile zamanı saat / dakika / saniye

olarak bildirenler rakamla yazılmalıdır.

c) Metin içinde tarih bildiren ifadelerin tamamı (gün, yıl)

rakamla; aylar yazı ile veya rakamla yazılabilir. (Örnek: 22 Ocak

2007, 22.01.2007 gibi) Belli bir tarih bildiren ay ve gün adları büyük

harfle başlar (29 Mayıs 1453 Salı gibi)

ç) Özel adlar ve türevleri, büyük harfle başlanarak ve takıları

kesme işareti (‘) ile ayrılarak yazılmalıdır. Satır sonuna sığmayan

takılar için kesme işareti (‘) kullanılmamalıdır.

d) Madde başlıklarını oluşturan sözcüklerin ilk harfleri büyük

yazılmalıdır.

e) Başka bir yerden alınan ifadeler metinde tırnak içinde

gösterilir ve bu ifadeler kesinlikle değiştirilmemelidir. (Aslı yanlış ise

olduğu gibi alınmalı, düzeltme dipnotta gösterilmelidir.)

f) Kaynak gösterilmesi gereken hâllerde, bunlar az ise, o

sayfanın altına ve yıldızla (*) belirtilerek; çok ise, rakamla (1), (2) vb.

işaretlenerek, metnin sonunda (varsa) kitabın adı, yazarın ismi, basım

yeri, yılı, dizi adı, yararlanılan sayfa numarasıyla belirtilmelidir.

g) Metin içinde, metnin ifadesine bağlı olmayan açıklamalar

ayraç içinde yazılmalıdır.

ğ) Noktalama işaretlerinin ses, anlam, yazım değerleri dikkate

alınmalı ve bunlar titizlikle uygulanmalıdır.

h) Devlet, coğrafi bölge, yerleşim yerleri, deniz, göl, nehir, dağ,

yaklaşma istikameti gibi adlar büyük harfle başlamalıdır. (Fransa,

Arnavutluk, Akdeniz, Karadeniz, Kızılırmak, Yeşilırmak gibi).

ı) Bütün millî yazışmalarda; madde, fıkra, bent, küçük bent,

kısım, küçük kısım ve eklerin harflendirilmesinde 29 harfin tamamı

kullanılmalıdır.

6. Kısaltmalar

a. Terim Kısaltması: Birden fazla sözcükten meydana gelen ve

ortak olarak kullanılan terimlerin kısaltmasıdır.

b. Sözcük Kısaltması: Ortak olarak kullanılan sözcüklerin

kısaltmasıdır.

D. Askerî Kısaltmaların Türetilme ve Kullanılma Esasları

1. Resmî yazışmalarda ve sözlü iletişimde kolaylık, zaman

tasarrufu sağlamak amacıyla, askerî terim ve sözcüklerin kısaltmaları

kullanılır.

134

2. Anlaşılmasında güçlük çekilebileceğine inanılan terim ve

sözcük kısaltmalarının bir yazışma içinde ilk defa kullanımında,

yanına parantez içinde açık şekli de yazılır, takip eden kullanımlarda

ise sadece kısaltması yazılır.

3. Yazılışı uzun ve metinde sık sık geçecek sözcük ve terimler,

metin içinde ilk defa geçişlerinde açık şekli ve ayraç içinde kısaltması

ile beraber yazılır. Bundan sonra sadece kısaltma olarak yazılır.

Örnek: Zırhlı personel taşıyıcı (ZPT) terimi sonraki satırlarda sadece

(ZPT) olarak yazılır.

4. Bir kısaltmanın üretilmesinde, zorunlu olmadıkça terim ve

sözcük kısaltma yöntemleri birlikte uygulanmaz.

5. Özel kısaltmalar ancak zorunlu hâllerde kullanılır. Bu

durumda, kullanılan kısaltmaların açıklamalı bir listesi ilgili dokümana

eklenir. Sivil makamlarla yapılan yazışmalarda zorunlu olmadıkça

askerî kısaltmalar kullanılmaz veya açıklamalar ilgili dokümana

eklenir.

6. Terim Kısaltmalarını Türetme ve Kullanma Esasları

a. Bir terimin kısaltması yapılırken, ilk etapta terimi oluşturan

sözcüklerin baş harfleri alınarak yan yana büyük harfle yazılır, aralara

ve sona nokta konmaz. Terim kullanımlarında bağlaçlar ekler kesme

işareti ile ayrılarak yazılır. (HSHM’nin vb.)

b. Terim kısaltmalarının türetilmesinde; ikilemleri önlemek,

terimleri anlaşılır veya okunur kılmak ve kullanımı kolaylaştırmak

amacıyla terimi oluşturan sözcüklerin ilk harfini takip eden diğer

harfleri de kullanılır.

c. Terim kısaltmalarının Sözlü İletişimde Kullanılması

(Okunması)

1) Kısaltmanın Türkçe yazım kuralına göre kullanılabilir bir

sözcük oluşturması hâlinde, kısaltılmış şekliyle yazıldığı biçimde

okunması esastır. (Harekat Günlük Durum Raporu = HAGÜNDURAP

= hagündurap, Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Müzakereleri =

AKKUM = akkum gibi).

2) Kısaltmanın Türkçe yazım kuralına göre okunabilir bir sözcük

oluşturması hâlinde kısaltmada kullanılan harflerin adlarına göre

okunması esastır (Taktik Harekat Merkezi = THM = te he me).

3) Sözlü takdimde, kısaltmanın herkes tarafından bilinen yaygın

bir sözcük olması durumunda, komutan izni ile zamandan tasarruf

sağlamak amacıyla; kısaltma, kullanılan harflerin Türkçe olarak

okunması ile yapılır.

135

E. Sözcük Kısaltmalarını Türetme ve Kullanma Esasları

1. Yazışmalarda sık kullanılan ve üç harften fazla sayıdaki

harften oluşan sözcüklerin kısaltmaları mümkün olduğunca az harf

kullanılarak yapılır.

2. Sözcük kısaltmalarının sonuna nokta konulur.

3. Özel isimlerin ve özel önem arz eden, özel bir tarih veya

zaman, kişi, grup, birlik, sınıf veya özel hizmetleri tanımlayan sözcük

kısaltmaları büyük harfle başlar (1 nci Amf. Tk., 1 nci Zh. Tug.,Tnk.

Ütğm. gibi.).

4. Özel birleşik adların kısaltmaları, adı oluşturan sözcüğün baş

harfleri yan yana büyük harfle yazılarak oluşturulur, araya ve sona

nokta konulmaz (SEYRÜSEFER: S / S, GÜNEYDOĞU: GD vb.).

5. Sözcük kısaltmalarının ve sözcük kısaltmaları yan yana

getirilerek yapılan kısaltmaların sözlü iletişimde kullanılması

(okunması): Bu kısaltmalar sadece yazışmalarda kullanılır. Sözlü

iletişimde kısaltma yapılmaksızın sözcük tam olarak okunur. (Atğm.:

Asteğmen, Bl.: Bölük, Öğr. Bşk.: Öğretim Başkanı gibi)

6. Bir yazının tamamının büyük harfle yazılmasının gerektiği

durumlarda (kitap cilt kapakları, yazılarının başlıkları yahut madde

isimleri gibi) sözcük kısaltmalarının tamamı büyük harfle yazılır

F. Terim ve Sözcüklerden Oluşan Bir İbarenin Kısaltması

1. Öncelikle bir terim kısaltması oluşturulur. (Muhabere

Elektronik ve Bilgi Sistemleri: MEBS, Harbe Hazırlık Şubesi: HHŞ

gibi). Bu uygun görülmediği takdirde kısaltmaları yan yana getirilerek

yapılan usul kullanılır. (Hrp. Hzl. Ş.)

2. Sözlükte yer alan millîleştirilmiş yabancı askerî kısaltmaların

kullanılması gereken durumlarda, terimin önce Türkçesi açık olarak

yazılır, daha sonra yanlarına parantez içinde İngilizce-Almancaları vb.

yazılır [Kitle İmha Silahları (KİS)’nın Yayılmasının Önlenmesi Girişimi

(Proliferation Security Initiative-PSI)].

3. Benimsenmiş ve yerleşmiş askerî kısaltmalar aynen korunur.

(NATO vb.)

a. Metin içinde geçen tarihlerde; gün ve yıl rakamla, ay ise

yazıyla veya rakamla yazılmalıdır.

b. Metin içinde geçen iki basamaklı rakamlar ile tam saat

bildiren rakamlar yazıyla; üç haneli rakamlar ile dakika / saniye

bildirenler ise rakamla yazılmalıdır.

136

c. Birlik isimlerini gösteren rakamlarla, metin içinde geçen sıra

bildiren, tekrar ifade eden ve madde numarası bildiren rakamların

sonuna “ ncı, nci, ncu, ncü “ ekleri eklenmelidir.

ç. Türkçe sözcüklerde sert ünsüzler (f, s, t, k, ç, ş, h, p)den

sonra yumuşak süreksizler (c, d, g) gelmez; bunların yerlerine sertleri

(ç, t, k) gelir. Yapım ve çekim ekleri de bu kurala uyar. Bu kural, sert

ünsüzlerin benzeşmesi olarak da tanımlanır.

d. Sayılar yazıyla yazıldıklarında her sözcük ayrı yazılır.

e. Bankacılık işlemlerinde, çeklerde, senetlerde -araya başka

sözcükler yazılamaması için- sayılar bitişik yazılır:

f. Sayılardan sonra gelen ekler kesme ile ayrılır:

g. İkilemeyi oluşturan sözcükler daima ayrı yazılır ve araya

herhangi bir işaret konulmaz.

ğ. Başında ve sonunda iki ünsüz bulunan yabancı sözcüklerin

yazımında ünsüzler arasına ünlü girmez.

Açıklama: Bağlaç olan “de” sözcükten ayrı yazılır ve cümleden

çıkarttığımızda cümlenin anlamında her ne kadar daralma olsa da

cümlenin anlamı bozulmaz. İsmin hâl eki olan ve sözcüğe bitişik

yazılan “da” cümleden atıldığında ise cümlenin anlamı bozulur. Ayrıca

bağlaç olan “de” nin “te, ta” şekli yoktur. İsmin hâl eki olan “-da, -de”

nin ise “-ta, -te” şekli vardır.

h. “ki” bağlacı bağımsız bir sözcüktür ve daima diğer

sözcüklerden ayrı yazılır. “ki” bağlacı genellikle fiillerden, yargı

bildiren ifadelerden ve özne görevli sözcüklerden sonra gelir:

Uyarı: “-ki” eki dilimizde ilgi zamiri ve sıfat türetme eki göreviyle

kullanılır. Bu eki alan sözcükler “kiminki, neyinki, neredeki, ne

zamanki” sorularına yanıt verirler.

Onunki pek güzel değil.

Bahçedeki tavuklara yem verelim.

ı. “mi” soru edatı cümleye ister soru anlamı katsın isterse

katmasın diğer sözcüklerden daima ayrı yazılır:

Uyarı: “mi” li soru cümlelerinde “mi” den sonra gelen ekler, “mi”

ye bitişik yazılır.

i. Düzeltme işaretinin (^) kullanılmaması da yanlışlıklara yol

açmaktadır: Adem (yokluk), ậdem (insan); adet (sayı), ậdet (gelenek),

alem (bayrak), ậlem (dünya, evren); aşık (ayak bileğindeki kemik),

ậşık (vurgun, tutkun); hakim (hikmet sahibi), hậkim (yargıç); hali

137

(pazar yerini), hậli (durumu, vaziyeti); hala (babanın kız kardeşi), hậlậ

(henüz)

G. Diğer Konular

1) Metin içindeki cümlecikler cümleye, cümleler ve paragraflar

da birbirine uyumlu ve akıcı olmalıdır. Örneğin bir paragrafın son

sözcüğü “yapılır”, diğer paragrafın son sözcüğü “yapılacağını”

şeklinde olmamalıdır.

2) Üst makamlara gönderilen yazılar “ilişikte sunulduğunu”, ast

makamlara gönderilen yazılar da “ilişikte gönderildiğini” şeklinde

olmalıdır.

3) Gelen evrakın ön yüzüne evrak kayıt işlemi yapılmaz, not

yazılmaz. Kayıt ve not yazma işlemi evrakın arka yüzüne yapılır.

4) Askerî birliklerde kendiliğinden oluşan (türetilen) ve Türk

dilinde yeri olmayan sözcük ve ifadeler gerek konuşmada gerekse

yazışmalarda kullanılmamalıdır. (Arazi olmak, kolluğum var vb.)

138

139

KAYNAKLAR

A. Kitaplar

ADAIR, John; Etkili İletişim, BKY, İstanbul, 2003.

BAYKIZI, Murat; Etkili ve Güzel Konuşma Teknikleri, Kar

Yayınları, İstanbul, 2003.

CARNEGIE, Dale; Etkili Konuşma Sanatı, Alkım Yayınevi,

Ankara.

FİLİZOK, Rıza; Okuma Sanatı, Ege Üniversitesi Yayınları.

FİLİZOK, Rıza; Türkçenin Doğru Kullanımı, Ege Üniversitesi

Yayınları.

Hava Harp Akademisi Komutanlığı, Etkili Konuşma ve Yazma

Rehberi.

NURAY, Lale; Güzel Yazı Yazma Sanatı.

ÖNEN, Akın; Türkçeyi Türkçe Konuşmak, İnkılap Kitabevi,

İstanbul, 2004.

ÖZDEMİR, Emin; Sözlü Yazılı Anlatım Sanatı Kompozisyon,

Remzi Kitabevi, İstanbul, 1992.

ÖZDEMİR, Emin; Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Remzi

Kitabevi, İstanbul, 2006.

ÖZDEMİR, Emin; Yazma Öğretimi ve Yazma Sanatı, Papirüs

Yayınları, İstanbul, 2005.

PLANCI, Hülya; Yazı Yazma Teknikleri, AÖF Yayınları.

RAIN, Anthony; Anlayarak Hızlı Okuma Teknikleri, Pegasus

Yayınları, İstanbul, 2006.

RUŞEN, Mustafa; Hızlı Okuma, Alfa Yayım Dağıtım, İstanbul,

2005.

STUART, Christina; Etkili Konuşma, Alfa Basım Yayım,

İstanbul, 1999.

TUNALI, Murat; Anlayarak Hızlı Okuma ve Öğrenme, Yakamoz

Yayınları, İstanbul, 2004.

VURAL, Birol; Etkili ve Başarılı Konuşma, Hayat Yayınları,

İstanbul, 2004.

B. Sözlükler

Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, Ankara, 2005.

Türk Dil Kurumu, Yazım Kılavuzu, Ankara, 2005.